"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   BÜLTEN  
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 23                                                                                                     08 Temmuz 2004

 

                                                                                                        

NATO’NUN İSTANBUL ZİRVESİ

 

İstanbul, 28-29 Haziran’da “NATO” Zirvesine ev sahipliği yaptı.

NATO çok önemli bir dönemeçte yeni roller üstlenmek istiyor ve bunu, bu zirvede ortaya koydu.

NATO, soğuk savaşın, yani iki kutuplu dünyanın, Kuzey Atlantik (ABD) ve Avrupa’nın sadece silahlı savunma örgütü olmaktan öteye görevler üstlenmek ve buna göre bir örgütlenme biçimi kazanmak peşinde. ABD ve Avrupa’nın silahlı gücü olma kimliğini ortadan kaldırmadan, “Yeni Dünya Sömürü Düzeninin” silahlı gücüne dönüşmektedir.

ABD ve Avrupa’nın çıkarlarının kollanması ve korunması için bir “savunma” gücünden çok “saldırı” gücüne dönüşmesi için plan ve çalışmalar yapılmaktadır. Açıkça ABD ve Avrupa’nın, yani zengin kuzeyin tekel ve sermayesinin çıkarları adına, gelişen ve gelişebilecek ekonomi ve ülkeleri ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel ve tabii ki askeri kontrol ve denetim altına alarak petrol, doğalgaz, enerji, hammadde üretim ve ulaştırma yollarında hegemonya projeleri üretmektedir, hayata geçirmektedirler.

Zirvede gelecekle ilgili görüşmeler sonucunda yayınlanan bildiride NATO’nun alacağı yeni şekil, üstleneceği görevler ve bunlara uygun yeni konumuyla alakalı ipuçları bulunmaktadır.

Bildiriye göre;

 

1-     NATO, Avrupa ile Kuzey Amerika arasındaki ortaklığı temsil etmektedir ve bu ortaklık hayatidir,

2-     İttifak demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerine bina edilmiştir,

3-     Avrupa idealine bağlı bulunmaktadır,

4-     NATO üyeliği Avrupa demokrasilerine açık olmakla beraber, Avrupa’nın genel güvenliği ve istikrarı için coğrafi konum önemli değildir,

5-     NATO’ya olan tehditler değişime uğradığı gibi çok geniş bir coğrafyadan da kaynaklanmaktadır.

6-     Terörizm ve kitle imha silahlarının yayılması, tehditlerin başında gelmekte ve  Kuzey Amerika ve Avrupa’yı birlikte hedef almaktadır,

7-     Bu tehdit nedeniyle NATO dünyanın birçok bölgesinde mücadele etmek, güvenliği pekiştirmek ve istikrar sağlamak mecburiyetindedir,

8-     İttifak dönüşüm sürecini devam ettirecektir.

 

Açıklamalar, NATO’nun tehdit, güvenlik ve görev anlayışının kökten değişime uğramakta olduğunun açık işaretlerini taşımaktadır.

Çünkü; NATO, ABD başta olmak üzere Avrupa devletlerinin kurdukları, bir “Savunma” ittifakı idi. 1949’da “Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü” adıyla kurulmuş ve amacı “Kuzey Atlantik bölgesinde barış ve güvenliği korumak, istikrar ve huzuru getirmek” idi.

Aslında ise, “komünizmle mücadele” niyetiyle Sovyetler Birliği’ne karşı kurulmuştu.

Sovyetler Birliği yani “Varşova Paktı” 90’lı yılların başında yıkıldı; ancak, NATO yaşamını sürdürmek istiyor. Bunu için yeni “Tehdit” lere ve Düşman”lara ihtiyaç duyuyor.

Bulduğu çözüm ise, İstanbul Zirvesinden çıkan işretlere göre, tehdit olarak “Terörizm”, düşman olarak ta “İslam Dünyası”nı göstermek. Coğrafya ise “Tüm Dünya” yani “Yer Küre”

Bunun için proje de hazır; “Genişletilmiş Ortadoğu”

Projenin arkasında ise “Batı”, daha doğrusu “Amerika Birleşik Devletleri”(ABD) bulunmaktadır.

Bu proje ile dünya, süratle, ABD’nin “hegemonyası”  altına sokulmaya zorlanmaktadır. Bunu yapmak için her türlü siyasal, ekonomik, kültürel, sosyal, askeri güç kullanılmaktadır. Dünya bu “oyun”u Sovyetler Birliği’nin “çökmesinde”, Yugoslavya’nın “parçalanmasında”, Orta Avrupa ülkelerinin sistemlerinin “dönüştürülmesinde” (sosyal ekonomiden mafya ekonomisine geçişte), Afganistan ve Irak’ın şiddet, işkence ve kanla sonuçlanan “işgalinde” görmüştür. Ancak, bunlar birer başlangıç olup, esas uygulama “henüz” sahneye konulmamıştır.

Anlaşılan odur ki, terörle mücadele bahane; maksat, bu ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarına, kimi zaman provokasyon (demokrasi, bireysel özgürlükler ve insan hakları kandırmacası) ve kimi zamanda zorla el koyacaklar; bu BOP(GOP) adına ve NATO şemsiyesi altında yapılacak.

Bu öyle bir provokasyon ki “şeytana” şapka çıkarttıracak cinsten. Söylemdeki: Bağımsızlık ve Özgürlük” aynı şeyler değil. Bunlar eş anlamlı da  değil. Pek çok konuda bağımsızlık, “bireysel özgürlükle” bağdaşmaz.  “Bağımsızlık uğruna bazen uluslar bütün özgürlüklerini yitirirler. Bir Iraklı, bir Suriyeli, bir Mısırlı sömürgecilik döneminde birey olarak çok daha fazla özgürlüğe sahipti”;  işte bu söylem “demokrasi” olarak  “GOP” adı altında yer altı kaynakları (özellikle petrol) zengin olan ülke halklarına “yutturulmaya”  çalışılıyor. Yutmayanların karşısına da “NATO”  nun çıkarılması hazırlıkları sürdürülüyor.

         Amerikan ve AB şirket ve sermayelerinin önü “piyasa ekonomisi ve demokrasi adına” açılacak ve bunlar bu ülkelerin iç ticaretini, tarımını, sanayisini, iletişimini, turizmini sistemli ve kararlı şekilde ellerine geçirecekler ve köşe başlarını tutacaklardır.

         Tabiidir ki medya da (gazete ve televizyonlarda) sistemli şekilde, ABD ve Batı’nın şirketleri ve sermayesi tekeline girecek, arkasından eğitim ve sağlık gelecek

         Bunun yolu, bu ülkelerde etnik ve dini farklılıkları kullanarak kargaşa ve istikrarsızlık yaratmak olacaktır.

20. yüzyılda bu ülkeleri rahatça sömürmek, kaynaklarını ele geçirmek için modernleşme gibi kavramlar kullanılmış, ancak sonunda gerici ve baskıcı rejimlerin yolu açılmıştır. ABD ve Batı Devletleri geçmişte Nasır’a karşı Müslüman kardeşleri , Sukorma’ya (Endonezya’da) karşı Serakat-ı İslam’ı, Butto’ya (Pakistan) karşı Cemaat-i İslam’ı, Necibullah’a karşı Taliban’ı  ve Musaddık’a (İran) karşı Şah Rıza’yı desteklemiştir.

BOP (GOP), sömürünün bugün de sürdürülmesi için uygulamanın yeni modelinin adıdır.

 

 

TÜRKİYE GOP’UN NERESİNDE?

 

Bunu Türkiye’den istenenlerden anlamak çok kolay. Şöyle ki:

1.     Türkiye’nin her tarafında, kuzeyinde, güneyinde ve batısında liman ve hava alanlarında   üstlenmek,

2.     Türkiye topraklarını üs haline getirmek,

3.     Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da asker bulundurmak,

4.     Boğazlardan askeri deniz  araçlarına serbest geçiş hakkı tanınmasını dayatarak, Montrö ile Türkiye’ye boğazların kontrolü ve kullanımı konusunda tanınmış olan hakları kaldırmak,

5.     Özellikle Afganistan’a daha fazla asker gönderilmesini talep etmek,

6.     Atatürk ilkelerinden ve özellikle “laiklik” anlayışından vazgeçilmesini, devlet yaşamında islami kurallara “ılımlı İslam”a dönülmesini dayatmak,

7.     Üniter devlet yapısından vazgeçerek “federal yapı” ya (İkiz yasalar, etnik dillerde yayın ve özel idare yasaları örneklerdir) dönüşümü sağlamak,

8.     Türkiye’de ekonomik varlıkların özelleşmesini (çok mesafe alınmıştır) yaptırmak,

9.     Yine Türkiye’yi komşu ülkelerde yapılacak olan her türlü uygulamada taşeron ve maşa olarak kullanmak, işgalcilerin yanında yer aldırmak,

10. Türkiye’yi, ABD ve AB’nin örtülü tam sömürgesi olmasını sağlamak.

 

SONUÇ

 

Türkiye soğuk savaş döneminde Batı ve Sovyetler Birliği arasına sıkışmıştı.

Güvenlik, askeri, ekonomik, siyasal sosyal ve kültürel yapısı “Komünizm” ile mücadele anlayışına göre oluştu ve sonunda Batıya bağımlı, dünyanın en borçlu, ekonomisi IMF’ye teslim olmuş, siyasal yapısı ABD ve AB’nin sözünden dışarı çıkamaz duruma sokulmuş, sanayisi batı tarafından kontrol altına alınmış bir ülke haline gelmiştir.         

Türkiye, bugün de, Batı (ABD+AB) tarafından, Komünizm yerine “İslam terörizmi” konularak, Doğu’ya (orta, yakın, uzak) karşı cephe ve hatta merkez ülke haline getirilmek için devlet yönetimi yapısında “ılımlı İslam” (ne demek ise) modelinin benimsenmesi için baskı altında tutulmaktadır.

Çünkü, emperyalizme karşı mücadele vererek bağımsızlığını kazanmış, Osmanlı külleri arasından bir cumhuriyet kurmuş, devrimler gerçekleştirerek laik bir devlet yapısı meydana getirmiş geçmişi ile değil; bugünkü yozlaştırılmış demokrasisi, siyaseti teslimiyetçilik olarak gören siyasetçileri, soyulmuş-soydurulmuş ve hortumlanmış IMF’ye teslim edilmiş ekonomisi, yabancı tekellerin emrine girmiş sanayisi, mütareke döneminden daha derin bir teslimiyet içerisinde olan medyası, AB sevdası uğruna duymaz, görmez ve konuşmaz duruma gelmiş bürokrasisi  ve satılmışlığı, uşaklığı, işbirlikçiliği geçer akçe görüp erdemsizliği yaşam biçimi haline getirmiş olanları ile Türkiye’nin örnek olması istenmektedir. Ancak, böyle bir Türkiye, politikalarına uygun düşeceğinden, bütün gayretler, çürümüşlüğü, yozlaşmayı yaygınlaştırıp çöküşü kolaylaştırmak ve çabuklaştırmak içindir.

Bunun için de, diğer faktörler ile (AB üyeliği ve diğerleri) birlikte Türkiye’nin NATO üyeliği de kullanılmaktadır.

NATO dönüşerek, eğer GOP’nin silahlı gücü haline gelirse, Türkiye tam bağımlı hale sokularak sessizce işgali tamamlanacak ve böylece Sevr’in uygulanması için engeller, bütünüyle, ortadan kalkacaktır.

Türkiye, Ortadoğu ve diğer ülkelere “örnek” olmak istiyorsa, ilk iş olarak Batının bu örtülü işgal ve sömürüsünden, 20 nci  yüzyılın başında olduğu gibi, bir öncü olarak,  kendini kurtarmalıdır.

Kendine ve “mazlum ülkelere” yapabileceği en büyük iyilik bu olacaktır…

 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |