|
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 26
23 Ağustos
2004
ÇÖKÜŞÜN BAŞLANGICI
Bundan tam 166 yıl önce, 16 Ağustos 1838’de,
Osmanlı Devleti ile İngilizler arasında,
tarihe Balta Limanı Antlaşması olarak geçen
bir ticaret antlaşması imzalandı. Bu
antlaşma ile, Osmanlı Devleti’nin çöküş dönemi
başladı. Bugün nasıl Amerika dünyanın süper
gücüyse, o tarihlerde de İngiltere dünyanın süper
gücüydü. Sömürgeleri ile sınırları okadar genişti
ki, İngiltere için, “topraklarında güneşin
batmadığı ülke” denilirdi.
İngiltere o tarihlerde sanayi devrimini
tamamlamış, ticaretini artırmak amacıyla dünya
pazarlarını birer birer ele geçirme çabasına
girmişti. Oysa, aynı tarihlerde, Fransa,
Almanya, Avusturya ve Amerika henüz sanayi
devriminin başındaydılar. Bu ülkeler,
sanayileşebilmek için ulusal pazarlarını İngiliz
mallarına karşı korumak zorundaydılar. Bu nedenle,
ulusalcı politikalar uygulayarak, yüksek gümrük
vergileri koyup İngiliz mallarının ülkelerine
girmesini engellediler.
Avrupa ve Amerika pazarlarına giremeyen İngiliz
ticaret ve sermayesi, Latin Amerika’dan Çin’e
kadar pek çok ülke ile serbest ticaret anlaşmaları
imzaladı. Sıra, Osmanlı Devleti’ne gelmişti.
Osmanlı Devleti’nin ekonomisi iyi durumda değildi.
Osmanlı tahtında Padişah II.Mahmut (1808-1839)
oturmaktaydı. Sadrazam, yani Başbakan ise
Mustafa Reşit Paşa idi.
1830’lu yıllarda Mason olan Mustafa Reşit
Paşa, İngilizlerle iyi ilişkiler içerisindeydi.
Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunu, Avrupalılaşmakta
görüyor, başta İngiltere olmak üzere Avrupa
devletleriyle serbest ticaret öneriyor ve şöyle
diyordu: “Ülke, serbest ticaret sayesinde büyük
bir hızla sanayileşecektir.” Mustafa Reşit
Paşa, bu görüşünde yalnız değildi. Çevresinde,
Avrupa liberalizminin idealleriyle yoğrulmuş,
“öncü kadro” denilen, bir aydın yöneticiler
ekibi vardı. Bu kadroyu, Hıristiyan tarihçi M.A.Ubucini
şöyle tanıtmaktadır:
“Bunlar Paris’te öğrenci iken, Fransızlar gibi
giyinirlerdi. Bir toplulukta Türk oldukları
anlaşılırsa, utançlarından yüzleri kızarırdı.
Türkiye’ye döndüklerinde önemli devlet
memuriyetlerine getirildikleri zaman, ülkelerine
yararlı olmaktan çok, Avrupalıların gözlerine
girmeyi, yurt dışında ünlerini artırmayı
düşünürlerdi.”
İngiltere’nin o tarihlerdeki Dış İşleri Bakanı
Lord Palmerstone da, Osmanlı Devleti’nin dış
ticarette uygulamakta olduğu bazı kısıtlamaların
kaldırılması için sürekli baskı yapıyor, serbest
ticareti överek şunları söylüyordu: “Serbest
ticaret sayesinde Sultan’nın kullarının servet ve
refahı artacak, sanayi gelişecektir.” Yani,
İngiliz Lordu Palmerstone, Türklerin iyiliği için
bir çaba içinde olduğu izlenimini veriyordu. Oysa
aynı Lord Palmerstone, Türklerin Avrupa’ya
kabulü söz edildiğinde ise şunları söylüyordu:
“...Türklere, Müslüman oldukları için, hiçbir
şekilde taraftar değilim; eğer Hıristiyan
yapılabilirlerse, son derece mutlu
olacağım.”Batı’dan gelen, sözde Türkiye uzmanları
da, Osmanlı bürokrat ve aydınlarının kafalarını
sürekli işliyor, şöyle beyin yıkıyorlardı:
“Osmanlı Devleti bu antlaşmayı uygulamakla, Batı
uygarlığına girecek.”Sonunda, 16 Ağustos 1838’de,
yani bundan tam 166 yıl önce, Balta Limanı
Antlaşması İngilizler’le imzalandı.
Osmanlı Devleti’nin çöküşünü başlatan bu
antlaşmanın en önemli maddeleri şunlardı:
·
Gümrük vergi oranları ihracatta yüzde 12’ye,
ithalatta ise yüzde 5’e düşürülecek,
·
İngiliz tüccarlar, hiçbir kısıtlama olmadan, her
tür malı Osmanlı topraklarında hem iç hem dış
ticaret amacıyla alıp satabilecekler,
·
İngilizler’den mal alım ve nakli için belge
istenilmeyecek,
·
İngiliz tüccarlar, iç ticarette yerli tüccarlardan
fazla vergi ödemeyecek,
·
Yabancı malları Boğazlar’dan serbestçe geçecek,
·
Antlaşma,
“sonsuza dek”
yürürlükte ve geçerli olacak.
Bu antlaşmadan sonra, bakın neler oldu:
·
Türkiye’nin iç pazarı, Batı’nın sanayi ürünlerine
açıldı, dış ticaret dengesi bozuldu.
·
Zaten sıfıra yakın bütçe tükendi, Osmanlı
hazinesinde para kalmadı.
·
1854 Kırım Savaşı’nı kaybettik.
·
Tarihte ilk kez dışarıdan borç almak zorunda
kaldık. İngilizler’den yüzde 6 faizle 3 milyon 300
bin Osmanlı altını borç aldık.
·
1876’da parasızlık yüzünden ödemeler durduruldu.
·
1879’da durum daha da kötüleşti. Alınmış olan borç
anapara ve faizi karşılığı olarak, damga, içki,
balık avı, tuz ve tütün gelirlerine el konuldu.
·
Yine para yetmedi. Eylül 1881’de, devlet
borçlarını kapatmak için, Osmanlı Devlet
hazinesini, Alman, Avusturya, Fransa ve İtalyan
alacaklılarla Osmanlı Bankası ve Galata
bankerlerini temsilen, sekiz kişiden oluşan
Düyun-u Umumiye-i Osmanlı İdaresi Meclisi’ne
bırakıldı. Tuz, balık avı, tütün, alkol ve damga
pulu vergilerini o toplamaya başladı.
·
En bereketli gelir kaynağı tarımdı. Gavur
sermayesi işbirliği yaptı. 1884 yılında
Reji İdaresi
doğdu. Tütün tarlalarında çalışan kızlarımıza,
karılarımıza, bacılarımıza
‘gavur vergi tahsildarları’
tecavüz ettiler.
Bu yıkım,
Mustafa Kemal Atatürk’ün
çıkışına kadar sürdü.
Lozan Anlaşması
ile Düyunu Umumiye Türkiye sınırları dışına
çıkartıldı ve gelir kaynaklarımız bize iade
edildi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu.
Peki, Türkler 16 Ağustos 1838
Balta Limanı Antlaşması
ile başlayan çöküşten ders aldılar mı?
Eğer ders almış olsalar aynı çöküş süreci ile
yeniden yüz yüze kalırlar mıydı! Osmanlı
Devleti’nin çöküşünü başlatan
Balta Limanı Antlaşması’nın
bir benzeri, hatta daha da ağırı Kasım 1995’de
imzalanıp
1 Ocak 1996’da
yürürlüğe girdi. Bu kez anlaşmanın adı,
Gümrük Birliği Anlaşması
idi. Avrupa Birliği (AB)’ne girme pahasına,
DYP-SHP Koalisyon Hükümeti
tarafından imzalanan bu anlaşma ile Türkiye,
AB’nin 15 üyesi ülkeye karşı
tüm gümrük duvarlarını indirdi.
Avrupa Birliği’ne tam üye olmadan Gümrük
Birliği’ne girmiş tek bir ülke yoktu. Gümrük
Birliği Anlaşmasını imzalayan Başbakan Yardımcısı
ve Dış İşleri Bakanı
Deniz Baykal,
tıpkı
Mustafa Reşit Paşa
gibi konuşuyor ve şöyle diyordu:
“Türkiye’yi güçlü ve önder bir ülke yapacağız,
Avrupa Birliği’ne taşıyacağız...”
Türkiye- AB dış ticaret açığı 1990 yılında 2,5
milyar dolar iken, Gümrük Birliği Anlaşması’nın
yürürlüğe girdiği 1996 yılında 5,8 milyar dolara
çıktı. Bu fark giderek büyüdü. 1996-2003 sürecinde
açık
84 milyar dolara fırladı.
Türkiye’nin sekiz yılda 85 milyar dolar kaybına
neden olan Gümrük Birliği Anlaşması, Türkiye Büyük
Millet Meclisi (TBMM)’nin onayına sunulmamış, Yüce
Meclis’ten geçirilmeden uygulamaya konulmuştu.
Balta Limanı Antlaşması’ndan
bin beter
Gümrük Birliği Anlaşması’nın
Türkiye’ye zararı 85 milyar dolarla sınırlı
kalmadı. O, sadece bir başlangıçtı, gerisi bakın
çorap söküğü gibi nasıl geldi:
·
İMF, Ankara’ya demir attı. Peşi peşine Niyet
Mektupları (yani
Teslim Mektupları)
imzalandı.
·
Özelleştirme adı altında
Vatanın Satılması
hızlandırıldı, Türkiye’nin ekonomik kaleleri olan
Petkim, Tekel, Tüpraş, Seka, Telekom, Sümerbank,
Şekerbank
birer birer Türklerin elinden alındı.
·
Washington ve Brüksel’de hazırlanmış olan
Tahkim, Uyum Yasaları, İkiz Yasalar
gibi
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü ve egemenliğini
tehdit eden yasalar, TBMM’den ’15 günde 15 yasa’
hızıyla
geçirildi.
·
Sömürgeciler, Türkiye’de şeker pancarı, tütün,
pamuk üretimlerini kısıtladılar, Türk tarım ve
hayvancılığını öldürdüler.
·
Türk tarım arazileri de
Yunanlılara, İsraillilere, Almanlara, İngilizlere
Amerikalılara
satılmaya başlandı.
·
Kıbrıs, Rumlara teslim edildi.
·
Filistin’de Müslüman Araplara soykırım uygulayan
İsrailli Siyonist Faşistlerle
siyasi ve askeri işbirliği anlaşmaları imzalandı.
·
Aslında bir tarım ülkesi olan Türkiye; buğdayı,
unu, şekeri, soyayı, tütünü, ayçiçeğini, pamuğu,
eti ithal eder duruma düştü.
·
ABD ve İngiltere, Irak’ı işgallerinde Türkleri
‘tetikçi’
olarak kullanmak istediler, direniş görünce de
Türk askerinin kafasına çuval geçirdiler.
·
Türkiye’nin iç pazarları, ticareti de yabancıların
eline geçti. Tekstili, sütü, yoğurdu, ayranı,
şekerlemeleri de artık yabancılar üretip satmaya
başladı.
·
Türk halkının yarısı açlık sınırına dayandı, çoğu
gençlerden oluşan ve üniversite mezunlarını da
kapsayan işsizler ordusu 10 milyonu geçti.
1995’de Koalisyon Hükümeti’nin imzaladığı Gümrük
Birliği Anlaşması ile başlayan çöküş, bu dönemde
de artan hızıyla sürmektedir.
16 Ağustos 1883
Balta Limanı Antlaşması
ile başlayan Osmanlı Devleti’nin çöküşünde ortaya
Mustafa Kemal
çıkmıştı. Ama öyle gözüküyor ki, bu kez çöküş,
Türkiye’nin tamamen teslim alınmasına kadar
sürecektir.
Türkleri, kendi topraklarında kiracı olma ve
uşaklık beklemektedir!
-
Geri -
|