"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   BÜLTEN  
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 29                                                                                                       22 Eylül 2004

 

BU NASIL VATAN SEVGİSİ !..

Bundan 150 yıl önce Batı Emperyalizminin diktesi ile hazırlanıp, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüne yol açan ve ancak Mustafa Kemal önderliğindeki Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra 1924 yılında yok edilen, 1838 Ticaret Anlaşması,  1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı hükümlerinde yer alan yabancılara verilen mülkiyet hakkına ilişkin hükümler; ne yazık ki günümüzde bütün hızıyla yeniden uygulamaya konulur. Tanzimat ve Islahat Fermanı ile yabancılara verilen mülkiyet hakkı ile mülkiyet hakkına getirilen mahremiyet ve güvence sonucu o yıllarda, Ege Bölgesinde, özellikle İzmir'de Rumlar tarafından sürekli arazi spekülasyonları yapılır. Anadolu'da kendi memleketlerinden daha elverişli şartların doğması üzerine Yunanistan'dan Anadolu'ya önemli göçler olur.

1856 Islahat Fermanı ve Paris Anlaşması ile yabancılara sağlanan mülkiyet hakkına ilişkin olarak 12 Şubat 1856 tarihli Times Gazetesi şöyle yazar; "Yabancıların toprak almasında her türlü engelin ortadan kalkması, sağlıklı bir mali sistemin kurulması yol veya köprülere yatırılan sermayenin güvence altına alınabilmesi için verilen teminatlar, ardından başka büyük sonuçlar getirecek olan diplomatik başarılardır. Önümüzde işlenmemiş, zengin bir toprak bulunmaktadır; Batı sanayii bu toprağa nüfuz etmeli ve ona sahip olmalıdır."

İşte, Batılı çıkar çevreleri tarafından dikte ettirilen ve ülke ekonomisi üzerinde önemli sonuçlar doğuracak toprak mülkiyeti hakkının yabancılara tanınması; her ne kadar 1856 Islahat Fermanında yer alsa da, bu konudaki kanun ancak 1867'de çıkar. Bunun sebebi de yabancıların kapitülasyon rejimine mi? Yoksa Osmanlı uyruklarının tabi olduğu rejime mi ? tabi olacağı tartışmalarından ileri gelir. Ancak, başlangıçta tüm direnmelere karşı yabancıların kapitülasyon rejimine tabi olmaları kabul edilmez. Yabancıların devletin uyrukları gibi şehirde ve kasabada (köylerde kırlarda) mülkleri istedikleri şekilde tasarruf etme hukukundan yararlanmaları, bununla birlikte aynı yükümlülüklere tabi olacakları kabul edilir. Bunun üzerine Batıdan gelen büyük tepkiler sonucu, bu Kanunun Fermana aykırı olan hükümlerinin yabancılara uygulanmayacağı yönünde bir protokol imzalanmak zorunda kalınır. Protokolle ek teminatlar getirilir. Bu protokole göre Konsoloslukların en az dokuz saat uzağındaki mahallerde oturan yabancıların evlerine, kolluk kuvvetlerine mensup görevlilerin, yanlarında bir konsolosluk görevlisi bulunmadan  giremeyecekleri hükmü getirilir.

Yabancılara mülkiyet hakkı ile birlikte, gerekli her türlü güvence getirildikten sonra; batıdan doğuya ve kıyılardan iç kesimlere doğru, Anadolu'nun en ücra köşelerine ve özellikle maden kaynaklarına sızmak için öncelikle ulaşım sorunu giderilir. Bu da Anadolu'nun her tarafına demir ağların örülmesiyle mümkün olur. Ne acıdır ki demir ağlar örülürken dahi ülke kaynakları soyulur. Batı emperyalizmi, Anadolu'daki yerli Ermeni ve Rumları demiryolunun geçtiği güzergahtaki arazi ve evlerin alınmasında kullanır. Böylece ülkede üretilen ürünlerin ticareti ve denetimi bunların eline geçer. Bu arada Galata Bankerleri devreye girer. Aynı zamanda yerli işbirlikçiler sağlamak için de, kültür emperyalizmi devreye sokulur. Bu amaçla dini misyon örgütleri, okul ve eğitim kuruluşları ve hayır kurumları peş peşe faaliyete geçirilir. Başta İzmir ve İstanbul olmak üzere Anadolu'nun her yerinde liseler, ilk ve  orta dereceli okullar açılır. O yıllarda Amerikalı Misyoner Mr. H. O. Dwight 1895 yılında yaptığı bir açıklamada Anadolu'da 435 okullarının 19.795 öğrencilerinin bulunduğunu söyler. (Az Gelişmiş Sürecindeki Türkiye S. Yerasimos) Buralarda okuyanlar daha sonra  sağlanan burslarla yüksek okullara yollanır. Böylece Ermeni ve Rum teşebbüs ve İşletmelerinin kadroları oluşturulur. Elemeyi kazanamadığından yüksek okullara gidemeyenler ise bunların taşradaki aracıları haline gelir. Yine bunların mali desteği ile açılan Papaz okullarında azınlıklara ait banka ve ticarethanelerine elemanlar yetiştirilir. Mahalli ticaret uluslar arası ticaretle bütünleştikçe, Ankara'da olduğu gibi Anadolu'daki bütün dükkanlar yabancıların eline geçer ve Müslüman bir ülkede Pazar günü aranan hiçbir şey bulunamaz. O yıllarda Kayseri'de Rumlar ve Ermeniler hemen hemen nüfusun yarısını oluşturduğu için dış ticaret tamamen onların eline geçer. Konya'da olduğu gibi İngiliz Konsolos Yardımcısının halı imalathanesinde sadece Ermeni ve Rum kızları çalışır. Maden İşletmelerinde ister yerli isterse yabancı olsun Ermeni ve Rum asıllılar tercih edilir. Müslüman halk yavaş Anadolu'nun içlerine ve kırsal kesimlere doğru çekilmek zorunda kalır. Nihayet toprak mülkiyetinin yabancılara verildiği yıllardan, 1914 yılına gelinceye kadar yatırım sermayesinin dağılımı şöyle gelişir; Toplam sermayenin %15'i Türklere, %50'si Rumlara, %20'si Ermenilere, %5'i Yahudilere ve %10'da diğer yabancı uyruklulara ait olur. Yani yatırımların %85'i yabancılara aittir. İstanbul'da Uluslararası Ticaretle uğraşan Türkler %4'e, komisyonculuk yapanlar %3'e ve liman işleriyle uğraşanlar % 0'a düşer. Kambiyo ve borsanın %95'i de yabancıların eline geçer.

Geçmişte, mülkiyet hakkının yabancılara hoyratça verilmesinin doğurduğu sonuçlar, yukarıda görüldüğü gibi, hangi boyutlara geldiğinin görülmesine karşılık; bunlardan ders alınmadan günümüzde tekrarlanması gaflet ve delaletten başka ne olabilir ? Bu gün başta Akdeniz ve Ege denizi kıyısındaki yerler olmak üzere, Anadolu'nun dört bir tarafını ele geçirmeye çalışan yabancıların; Arkasından ekonomiyi ele geçirdikten sonra, çeşitli sosyal, siyasal ve kültürel yeni haklar elde etmek için baskı yapacakları, Türk ulusunu kendi ülkesinde yabancı bir millet haline düşürecekleri, adeta onların ayak işlerini gören hizmetkarları haline getirecekleri unutulmamalıdır. Kendilerine verilen bu hakların tekrar kaldırılmaya ya da kısıtlanmaya çalışılması halinde ise, uluslar arası hukuku ve adli makamları devreye sokarak bu gün ödediklerinin çok üstünde bir fiyatla tekrar bizlere satacakları ve bizi ne kadar zor durumda bırakacakları kaçınılmaz olacaktır. Bu mülkiyet hakkı esasen bir yerde batı emperyalizminin ülkemizi sömürmek ve kaynaklarını hortumlamak için; özelleştirmelerden sonra uygulamaya koydukları yeni bir yol ve yöntemden başka bir şey olmadığını söylemek fazla abartılı sayılmasa gerek. Yabancıların ülkemizde mülk satın almasını; ülkeye döviz geliyor, IMF'çe ödenecek borç için yen kaynaklar sağlanıyor şeklinde değerlendirerek küçümseyenler ve önemsiz görenler, bir gün ne kadar vahim hata yapıldığını anlayacaklardır. Ancak o zaman iş işten geçmiş olacaktır.

Bizler bu oyunları daha önce gördük ve yaşadık sonuçta 600 yıllık bir imparatorluğu batırdık. Ama bizler Cumhuriyetimizi koruyup kollamak istiyoruz. Yabancılara sonuna kadar mülkiyet hakkını savunanlara şunu sormak istiyoruz. Batıdaki mülkiyet hakkı ile ülkemizdeki mülkiyet hakkını kıyaslayanlar, o ülkelerin ekonomik sosyal ve siyasal koşulları ile ülkemizin içinde bulunduğu koşulların farklı olduğunu görmüyorlar mı? Bu gün ülkemizde yabancılara satılan gayrimenkul adedi ile toprak alanını; ülkemizin genel yüzölçümü ile kıyaslayanlar ve küçümseyenler, bu satışların nerede duracağını ve ne zaman duracağını, arkasının gelip gelmeyeceğini, bunları satın alanların ekonomik durumu ile dünya ekonomisindeki etkinliğini acaba biliyorlar mı? Yarın geç olmadan bu gün geçmişten ders alınarak bu konuda gereken tedbirler bir önce alınmalı, kamuoyu daha duyarlı olmalıdır.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |