"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   BÜLTEN  
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 32                                                                                                         21 Ekim 2004

 

BİR “SUÇÜSTÜ” RAPORU

 

Başbakanlık İnsan Hakları Danışma kurulu “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu” raporu gayri resmi olarak açıklandı.

Açıklamaya göre “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu Raporu” Temmuz 2003 toplantısında imzalanmış ve 1 Ekim 2004 tarihinde oylanarak kabul edilmiştir. Oylama da 2 çekimser, 7 ret oya karşılık 24 evet oyu kullanılmıştır.

Rapor Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, Milletine ve kurumlarına karşı birçok suç içeren unsurlar taşımaktadır:

1-    Avrupa Devletleri’ni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve milletine karşı, (Osmanlı döneminde olduğu gibi) zor kullanmaya ve hatta ülkeyi işgale davet etmektedir.

 İşte rapordan::

“Avrupa devletleri …Osmanlı İmparatorluğu içindeki gayrimüslimleri  koruma ve bu sayede de Osmanlı’ya müdahale etme çabalarına girişmişlerdir.”(1)

“…1920’de Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıyla ‘Uluslar arası örgüt güvencesinde azınlık koruması’ dönemi açılmıştı. Dünya şu anda da bu devrededir…” (2)

“Artık eğilim, bir ülkede azınlık olup olmadığını o ülkeye sormamak ve eğer “etnik, dilsel, dinsel bakımdan farklılık gösteren ve bu farklılığı kimliğinin ayrılmaz parçası sayan” gruplar varsa, o devlette azınlık bulunduğunu kabul etmek yönündedir.” (3)

“…Türkiye’deki en masum kimlik taleplerini bile Türkiye’nin parçalanmak istendiği biçimde yorumlamakta ve anında bastırmaktadır. Bu durum, aynı zamanda, büyük Batılı ülkelerin müdahalesini de davet etmektedir…(4)

2- Anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddelerinden biri olan 3/1 maddesinin “Türkiye Devleti, Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” Hükmü kabul edilemez bulunmaktadır.

Çünkü;

“…  ‘Milletin bölünmez bütünlüğü’ kavramı, …bir Batılıya son derece terstir. Çünkü bu terimi kullanmak milletin tek parça (monolitik) olduğunu söylemektir ki, milleti oluşturan çeşitli alt-kimliklerin inkârı anlamına gelir ve dolayısıyla demokrasinin özüne karşıdır.” (5)

“…Diğer yandan, “[Türkiye Devletinin] Dili Türkçedir” ibaresini anlamak hepten imkansızdır, çünkü devletin dili olmaz.” (6)

İddia edilmektedir.

3- Bir millet olarak Türk kimliği “etnik grup” olarak değerlendirilmekte ve alt kimlik olduğu iddia edilmektedir.

 

İşte İddia:

         “Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra onun yerine geçerken, onda bulunan alt-kimlikleri (çeşitli etnik, dinsel, vs. grupları) olduğu gibi miras almıştır. Fakat İmparatorluk’daki üst-kimlik “Osmanlılık” iken, Türkiye Cumhuriyeti’nde “Türklük” olarak ortaya çıkmıştır. Bu durumda, alt-kimliklerden bir tanesi aynı zamanda üst-kimlik olarak belirmiştir ki, bu durum, diğer alt-kimlikleri yabancılaştırıcı niteliktedir. Eğer bu üst-kimlik “Türkiyelilik” olsaydı, bu durum ortaya çıkmazdı.” (7)

        

Tarihi Gerçek:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti “Ya, İstiklal Ya Ölüm” inancıyla başlatılan Kurtuluş Savaşı sonunda kurulmuştu. Osmanlı yıkıntısı ve külleri arasından, savaş meydanlarında kan ve barut ve bedeli kan ve can verilerek kurulmuştur. Bu yüce varlığı yıkmak heveslileri “kuruluş bedelini” ödemeyi göze almalıdırlar. Türk Milleti vatanı için can ve kan bedeli öderken, Osmanlı’nın özellikle Rum ve Ermeni tebaası dış güçlerin yanında arkadan hançerliyorlardı. Bu tarihi hakikat ne unutulabilir ve ne de unutturulabilir!..

4- Egemenlik ve bağımsızlık düşüncesi taşıyan “ulusal” hareket “irtica” olarak görülmektedir.

 

İşte Rapor:

“…AB’ye hazırlık süreci, Türkiye’deki azınlık hakları konusunu her şeye rağmen çok olumlu bir sürece sokmuştur. Bu süreç, 1920 ve 30’larda Kemalizm’in ülkeyi çağdaşlaştırmak için “yukarıdan devrim”le yaptığı hukuk reformlarının doğrudan devamı niteliğindedir. 

Fakat, nasıl bu yıllarda Kemalist yukarıdan devrime aşağıdan yukarıya şiddetli tepkiler (irtica) gelmişse, bugün de bu Uyum Paketlerine tepki gelmektedir. Bu “Sevr Paranoyası”nın beslediği zihniyet, reformlara şiddetle direnmektedir.” (8)

Açıklama:

İddia bir iftiradır, düpedüz “bühtan”dır. Bu iftira tarihimize, Mustafa Kemal Atatürk’e, ilkelerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, kurumlarına kuruluşlarına, hukuk ve sosyal düzenine ve ulusal kimliğe karşı yapılmış olmaktadır.

Sonuç:

Rapor açıkça Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yapısının değiştirilmesini ve özellikle, Anayasası’nın “Türkiye Devleti, Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.” Hükmünün kaldırılmasını ve bunun yapılması içinde Avrupa’nın zor kullanmasını öngören bir “çağrı”da bulunmaktadır.

Bu bir küstahlıktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı suç işlemektir.

Bu cesaret nerden alınmaktadır ve kimler vermektedir. Devletin, bu küstahlığa dur diyecek hukuki düzeni ve gücü yok mudur?

Bu küstah cüreti soruşturacak, kovuşturacak ve hukuki gereğini yerine getirecek bir devlet kurumu bulunmamakta mıdır? Hukuki boşluk mu söz konusudur?

Yoksa, gerçekten işgal altındayız da, işgal güçlerinden mi çekinilmektedir?

Yaşadığımız günleri, Damat Feritler ve Vahdettinlerin başta bulunduğu işgal döneminden farklı kılan nedir!..

 

 

 

 

 

DİPNOT:

1-     Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu Raporu; s.1

2-     a.g.r.; s.1

3-     a.g.r.; s.3

4-     a.g.r.; s.6

5-     a.g.r.; s.3

6-     a.g.r.; s.6

7-     a.g.r.; s.5

8-     a.g.r.; s.6

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |