|
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 35
01 Aralık 2004
AB
SÜRECİNDE KARAR ZAMANI!..
Tümü hakkında
yeterli bilgiye sahip olunduğunu tahmin
ettiğimiz Avrupa Birliği’nin (AB) 6 Ekim
2004 tarihli Türkiye’ye ilişkin İlerleme
Raporu’nun (Komisyon’un tavsiyesi) önemli ve
anlamlı bölümlerini içeren bir özeti ilişikte
sunulmuştur. (EK)
AB Ne İstiyor?
Bu ilginç
görüşlerin, rapor sonrası AB açıklamalarının,
yine AB’nin Türkiye için hazırladığı Etki
Raporu’nun ve halen Avrupa Parlamentosu’nda
bulunan Türkiye ile ilgili karar taslağının
topluca değerlendirmesinin ortak sonuçları
şunlardır:
Türkiye’nin
“AB’NİN MANDASI” altına alınma şartların
görüşülmesine başlamak üzere bize “müzakere
tarihi” verilebilecektir. Dolayısıyla bu
müzakereler eşit/dengeli biçimde asla
olmayacaktır. Daha doğrusu, “müzakere”
adı altında Türkiye dönüşü olmayan bir çıkmaz
sokağa, cendereye sokulacaktır.
Ekli metne
diplomatik dille ve ustaca serpiştirilen açık ve
örtülü dayatmalar, “MANDA şartlarının”
yalnızca bir bölümüdür. Bunlara, diğer rapor ve
kararlardakiler yanında, müzakereler sırasında
(ipuçları kısmen ekli metinde de verilen)
yenileri de ilave edilecektir. AB ülkeleri ile
“Türkiye’de yaşayan halklar (?)”, kendi
aralarında da “teslimiyet” üzerinde
diyalogda bulunacaklardır. Bu amaçla Türkiye’de
“seçilmiş STK” lara çok önemli görevler
verilecektir.
Teslimiyet
şartlarının hayatı nasıl etkilediğini takip için
Türkiye’de “AB İzleme ve Denetleme
Komisyonları” kurulacak ve yönetim onların
kontrolünde bulunacaktır. Raporda sıkça
vurgulanan “uzun süre ihtiyacı”, kontrol
altındaki Türkiye’de Yugoslavyalaştırma
süreci için gerekli görülmektedir.
Müzakere
sürecinde, Türkiye Cumhuriyeti bugünkü devlet
olma vasıflarından adım adım vazgeçecek ve
AB’nin gözetim, denetim ve
yönetimi altına girecektir. Yoksa,
“müzakereler her aşamada askıya
alınabilecektir.”
Bütün bunlara
rağmen Türkiye tam üye yapılmayacak, en geç 15
yıl sonra “özel statü” ile AB’ye
sıkıca bağlanacaktır. AB Anayasasına 56.
madde bu amaçla konulmuştur.
Ne Yapmalıyız?
AB Raporu’nda yer
alan ve her haliyle belirsiz/cılız bir
“müzakerelerin başlatılmasını öneririz” in
arkasında saklanan tuzaklar ve tehlikeler
karşısında; AB’nin 17 Aralık Zirvesi’ne hazırlık
olmak üzere, TBMM’de mutlaka bir genel
görüşme açılması ve dayatmalara karşı
Türkiye’nin olmazsa olmazlarının hükümet ve
muhalefet olarak belirlenerek açıklanması, şu
aşamada yapılması gereken en öncelikli iştir.
Bu belirlemede şu unsurların gerçek birer
kırmızı çizgi olarak yer alması bize göre
kaçınılmazdır:
1.
Türkiye sadece müzakere tarihi değil,
aynı zamanda (diğer tüm adaylarda olduğu gibi)
tam üyelik takvimi de talep etmelidir.
Müzakereler, iki
yıl önceki Kopenhag Zirvesi kararı uyarınca
geciktirilmeden başlamalıdır. Teknik
hazırlıklar, mevzuat taraması, AB
Anayasası ile ilgili referandumlar veya
Türkiye’ye yeni dayatmalar için fırsat
yaratma bahaneleriyle bu tarihin 2005’in
ikinci yarısına veya daha ileriye taşınmak
istenmesi kabul edilmemelidir.
2.
Nihai hedef olarak tam üyeliği öngören Ankara
Antlaşması’nın 28. maddesini ortadan kaldıran,
bizi çıkmaz sokaklara ve MANDA yapısında
“özel statüye” sürükleyecek ve ilk defa
Türkiye’ye uygulanması istenen doğası gereği
(!) “ucu açık (?)” müzakere
yönteminin asla kabul edilmeyeceği önceden
açıklanmalıdır..
3.
Aynı şekilde, AB birincil hukukuna açıkça
ters olan ve yine ilk defa Türkiye’ye
dayatılmak istenen iş gücünün serbest
dolaşımının kalıcı şekilde yasaklanması
önerisinin asla uygun bulunmadığı AB’ye
bildirilmelidir.
4.
Müzakere masasında görüşülecek olan konular esas
itibariyle ekonomik kriterlerdir. Bu
bakımdan, daha önce yerine getirildiği kabul
edilen siyasi kriterlerin (muhtemel
uygulama sorunları dışında) bazı ek veya yeni
taleplerle tekrar masaya getirilmesi söz
konusu olamaz.
5.
Bu bağlamda Türkiye’nin komşularıyla
ilişkilerine AB’nin müdahil olması ve hele
AB’ye üye olmayan komşularımızdan yana
açıkça tavır koyması, ayrıca varlık nedenimiz
saydığımız egemenlik haklarımıza açık
müdahale edilmek istenmesini asla kabul
edemeyiz.
6.
Diğer tüm adaylara uygulandığı gibi,
Türkiye’nin de adaylık sürecindeki AB
kolaylıklarından (büyüklüğümüzle orantılı
mali yardımlar, Schengen antlaşması
kapsamında vize kolaylıkları, tüm AB
genelinde ve aday ülkelerde Türk girişimcilerin
ihalelere serbestçe katılabilmesi vd.)
yararlandırılması mutlaka istenmelidir.
Bunlar sağlanmadığı takdirde, müzakere masasında
da statümüzün “aday adaylığı” olarak
kalacağı unutulmamalıdır.
7.
Ekli notun 17-19. maddelerinde belirtildiği
üzere; yine bir ilk olarak izlenecek
karmaşık ve kasıtlı engellerle dolu görüşme
yöntemi, Türkiye’ye verilecek müzakere
tarihini tamamen anlamsız kılmaktadır. Bu
durumun haksızlığı AB’ye mutlaka
bildirilmelidir.
8.
Lozan Antlaşması
dışında Türkiye’de hiç bir “azınlık”
kabul etmeyeceğimiz açıkça AB’ye
bildirilmelidir. Patrikhane ile ilgili
Anayasamıza da aykırı talepler reddedilmelidir.
9.
AB’nin yine bir ilk olarak Etki Raporu’nda
pervasızca yer verdiği “Hatay sınırlarımızın
fiili durumu (?) yansıttığı ve
Fırat ile Dicle sularının uluslararası bir su
komisyonunca idaresi” yolundaki görüşleri en
sert şekilde reddedilmelidir.
10.
AB’nin KKTC’ye uyguladığı insanlık suçu
niteliğinde ambargonun kaldırılması talep
edilmelidir.
11.
Uluslararası hukukun açık ihlali
sonucunda AB’nin üye yaptığı Kıbrıs
Rum Yönetimi asla tanınmamalı, ayrıca bu
hukuk dışı üyeliğe karşı Lahey Adalet Divanı’na
gitme hakkımızı saklı tuttuğumuz AB’ye resmen
bildirilmelidir.
12.
TBMM; halen Avrupa Parlamentosu (AP)
gündeminde olan ve yukarıdakiler dışında yeni
dayatmaları da içeren raporu müzakere
edilir nitelikte bulmadığını bildiren bir karar
almalıdır.
Sonuç
AB konusunda karşı
karşıya bulunduğumuz tehlikeler “AB’den adil
karar bekliyoruz” uysallığı içerisinde
geçiştirilecek türden asla değildir. “Tarih
vermezlerse de biz yolumuza devam ederiz”
garabeti, hatta teslimiyet sinyali ise
AB’nin insafa gelmesini değil, sadece kustuğu
niyetleri konusundaki cür’et ve
cesaretini arttırır.
Bu bağlamda;
yukarıdaki taleplerin kabul edilmemesi halinde,
Türkiye’nin mecbur olmadığı halde üstlendiği
Gümrük Birliği, hassas sektörleri de koruyan bir
serbest ticaret anlaşmasına dönüştürülmeli
ve AB ile ilgili ilişkiler askıya alınmalıdır.
Milletin çıkarları
ve ülkemizin geleceği her şeyin üzerindedir.
Bunca olan bitene, birliğimize ve dirliğimize
akıtılmak istenen zehire ve sosyal
bünyemize enjekte edilmek istenen mikro
milliyetçilik-mikro mezhepçilik
virüsüne karşı suskun kalanı, aşağıdan
alanı, sineye çekeni milletimiz ve tarih hiç bir
zaman affetmez.
Türk Milleti;
TBMM’nin, Türkiye’nin yönetimine talip
siyasi partilerimizi ve devletimizin temel
kurumlarını AB hayali (hatta yalnızca bir
müzakere tarihi alma) uğruna Türkiye’ye
dayatılmak istenen II. Sevr’e karşı
çıkarak, bir tarihi karar almasını umutla
beklemektedir.
EK: AB
İlerleme Raporu’ndan Önemli Notlar
EK...
AB Komisyonu
2004 Türkiye İlerleme Raporu’ndan Önemli Notlar:
1-
Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin
hem Türkiye, hem de AB açısından güçlükleri
bulunmaktadır.
2-
Türkiye’nin AB ile pürüzsüz bir şekilde
bütünleşmesi için
gerekli koşulların oluşması açısından iki
tarafın da önemli bir zaman sürecine ihtiyaç
duyduğu gerçeğini tasdik etmektedir. Bu,
sadece AB’nin uyum ve etkinliğini korumakla
kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin kalkınma
düzeyine henüz uyumlu olmayan politikalar
uygulamasının zorunluluğunu da bertaraf
edecektir.
3-
Türkiye’nin üyelik perspektifinden kaynaklanan
değerlendirmeler, üyelik için gerekli
hazırlıkların önümüzdeki 10 yıla yayılacağını
ortaya koymaktadır.
4-
AB
bu zaman zarfında evrim geçirecek,
Türkiye de daha radikal bir
değişim geçirmek durumunda kalacaktır.
5-
Birçok şey Türkiye’de
gelecek yıllarda kaydedilecek ekonomik
gelişmelere bağlı olacaktır
6-
Orta-alt gelir düzeyine sahip bir ülke olan
Türkiye’nin katılımı, en son genişlemede
olduğu gibi, genişleyen Avrupa’daki ekonomik
dengesizlikleri arttıracak ve uyum politikası
için önemli bir tehlike oluşturacaktır.
7-
Türkiye’nin üyeliğinin
AB iş pazarına ciddi rahatsızlık vermesini
engellemek açısından uzun geçiş dönemleri ve
sürekli ihtiyati tedbir maddelerinin
uygulanması düşünülebilir.
8-
Türkiye’nin katılımı,
nüfusu, büyüklüğü, coğrafi konumu, ekonomik
güvenliği ve askeri potansiyelinin toplu etkisi
nedeniyle önceki genişlemelerden daha farklı
olacaktır.
9-
Türkiye’nin üyeliği,
Anayasal Antlaşma temelinde değerlendirildiğinde
özellikle büyük ve orta büyüklükteki üye
ülkelerin
Parlamento’daki koltuk sayılarını önemli ölçüde
etkileyecektir.
10-
Türkiye’yle komşuları arasındaki ilişkilerinin
AB’nin kuruluş temelini oluşturan uzlaşma
ilkesine uyumlu bir biçimde gelişmesini
sağlamalıdır. AB’nin bu bölgelere yönelik
politikalarına ilişkin beklentiler,
Türkiye’nin komşularıyla varolan ekonomik ve
siyasi bağlarını da içerecek şekilde
gelişecektir. Birçok konu, AB’nin, orta
vadede Ortadoğu ve Kafkaslar dahil olmak üzere,
geleneksel olarak istikrarsız ve gerilimli
olarak nitelendirilen bölgelerde tam anlamıyla
bir dış politika aktörü olma zorluğunu ne
şekilde göğüsleyebileceğine bağlı olarak
gelişecektir.
11-
AB’nin yeni ve uzun dış sınırlarının idaresi
önemli bir siyasi zorluk oluşturacak ve büyük
yatırım gerektirecektir. Göç ve sığınma
ile başa çıkmanın yanı sıra, organize suçla
mücadele, insan ticareti, esrar ve silah
kaçakçılığıyla baş etme, katılım öncesi ve
sonrasında daha yakın
bir işbirliğiyle kolaylaştırılacaktır.
12-
Siyasi reform sürecinin konsolide edilmesi ve
yaygınlaştırılması, aynı zamanda
Güneydoğu’daki durumun gelişmesi ve normale
dönmesiyle bağlantılı olup, bu çerçevede,
sosyo-ekonomik durumun iyileştirilmesi amacıyla
bazı tedbirlerin alınmasını, yerlerinden
edilmiş kişilerin geri dönüşlerini
kolaylaştıracak adımların atılmasını ve
Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerden tam olarak
yararlanmalarını kapsamalıdır. Gayri
Müslim cemaatlerin belirli sorunlarının
çözülmesi ve sendikalara daha fazla hak
sağlanması için daha fazla çabaya ihtiyaç
bulunmaktadır.
13-
Tarım,
Türkiye’de özel ilgi gerektiren, en önemli
ekonomik ve sosyal sektörlerden biridir.
Ortak Tarım Politikası’na başarılı bir şekilde
katılmak için Türkiye’den, devamlı olarak kırsal
kesimi geliştirme çabası ve idari kapasiteyi
yükselterek mümkün olan en elverişli koşulları
yaratması beklenmektedir. Türkiye’nin
çiftçilerin gelir düzeyinin önemli oranda
düşmesini engelleyebilmek açısından belirli
tarım sektörlerini rekabetçi bir hale getirmek
için önemli bir zaman dilimine ihtiyacı
olacaktır.
14-
Ortak tarım politikası ve uyum politikasının
Türkiye’de uygulanması buna iki örnek teşkil
etmektedir. Kişilerin serbest dolaşımına
ilişkin kurallar ise üçüncü örneği
oluşturmaktadır. Daha önceki genişlemelerde
olduğu gibi, kapsamlı ve özgün düzenlemeler ile
bazı alanlarda uzun geçiş sürelerine ihtiyaç
duyulması muhtemeldir. Kişilerin serbest
dolaşımı hususunda kalıcı koruma hükümleri
de gündeme gelebilecektir.
15-
AB’nin enerji yollarını
daha iyi bir şekilde güvence altına alması ile,
su kaynakları ve bağlantılı altyapının
yönetilmesi açısından yeni politikalar
geliştirmesini muhtemelen gerekli kılacaktır.
16-
Müzakereler karmaşık olacaktır.
Kanuni mevzuat uyumu ve AB müktesebatının
yeterli ölçüde uygulandığı hususu da dahil
olmak üzere, müzakere edilecek her faslın
geçici olarak kapatılması ve gerektiğinde
yeni müzakere faslı açılması için Konsey’in
çıtalar (bench-mark) belirlemesi
gerekecektir. İlgili fasıllarla
müzakerelerin açılabilmesi için, AB
müktesebatı doğrultusunda mevcut hukuki
yükümlülüklerin yerine getirilmiş olması
gerekmektedir. Uzun geçiş dönemleri
gerekli olabilecektir. Buna ilaveten, yapısal
ve tarım politikaları gibi bazı alanlarda
özel düzenlemeler gerekli olabilecek ve
iş gücünün serbest dolaşımı açısından daimi
koruma hükümleri gündeme gelebilecektir.
17-
Komisyon müzakere sürecinin, Türkiye’de
reformların daha da ileri götürülmesini
yönlendirme
açısından gerekli olacağı inancındadır.
Doğası gereği bu ucu açık bir süreç olup,
sonucunun önceden tespit edilmesi mümkün
değildir.
18-
Güçlendirilmiş siyasi diyalog ve düzenli
izleme mekanizması katılım müzakerelerinin
başlamasından sonra da devam etmelidir.
19-
AB-Türkiye ilişkilerine dair bazı konularda
diyalogu güçlendirme ihtiyacı açıkça
hissedilmektedir. AB ile doğrudan bağlantılı
olmayan bazı sorunların da ele alınmasına
ihtiyaç vardır. Bazı endişe ve algılamaların
dürüst ve açık bir şekilde tartışılabileceği,
üye ülkeler ve Türkiye’den insanların bir araya
getirilmesiyle bazı forumlar oluşturulmalıdır.
Bu farklı kültürler arasında diyalog, din,
göçe ilişkin konular, azınlık haklarına dair
endişeler ve terörizmi de içermektedir.
20-
Müzakerelerdeki ilerleme, sadece Türkiye’nin
AB’yle uyumuna bağlı olmayacaktır. AB de kendini
hazırlama ihtiyacı hissedecektir. Zira, Haziran
1993’deki AB Konseyi’nce de belirtildiği gibi,
Avrupa entegrasyonunun momentumu korunurken,
Birliğin yeni üyeleri sindirebilme kapasitesi
de Birliğin ve aday ülkelerin genel çıkarları
için göz önünde bulundurulması gereken bir
unsurdur.
21-
Katılım müzakereleri, kararların oy birliğiyle
alındığı ve bütün AB üyelerinin tam katılımıyla
gerçekleştirilen bir Hükümetler arası Konferans
çerçevesinde yürütülecektir.
22-
Avrupa Birliği Antlaşması ve Avrupa Anayasasına
uygun olarak, Birliğin temelini oluşturan
özgürlük, demokrasi, insan hakları ve temel
özgürlüklere saygı ile hukukun üstünlüğü
prensiplerinde ciddi ve sürekli ihlaller
olması durumunda, Komisyon müzakerelerin
askıya alınmasını önerecektir. Konsey, bu
yönde bir tavsiye kararını nitelikli oy
çoğunluğuyla alabilecektir.
23-
Müzakerelerin sonucundan veya bunu izleyen onay
sürecinden bağımsız olarak,
Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler,
Türkiye’nin Avrupa kurumlarına bütünüyle
bağlılığını sürdürmesini sağlamalıdır.
Avrupa entegrasyonunun elli yıllık başarılarının
daha da geliştirilmesine katkıda bulunacak
şekilde, Türkiye’nin katılımının, sorunsuz bir
entegrasyon olması açısından çok iyi hazırlanmış
olması gerekmektedir.
-
Geri -
|