Son zamanlarda görsel ve yazılı basında "din
özgürlüğü", “dini cemaatlerin örgütlenmesi",
"inançlara saygı" ve "misyonerlik"
gibi konular sıkça gündeme taşınıyor. Büyük tirajlı
gazetelerin birinci sayfalarında, cemaat lideri
ve şeyhlerle yapılan söyleşiler ve onların hayat
hikayelerinin reklamı yapılırcasına röportajlar
yer alıyor. Televizyon kanallarında gece yarılarına
kadar cemaatler hakkındaki görüşler ve örgütlenmeleri
anlatılıyor. Bu maksatlı oyunların yaygınlık ve
yoğunluk kazandığı bir dönemde, bir yandan da dış
(ve özellikle AB/ABD) destekli misyonerlik faaliyetlerinin
ve yabancılara toprak satışlarının yurdumuzun her
tarafında adeta gemi azıya alması bir tesadüf sayılabilir
mi? Bütün bunları netameli iç dış gündemimiz bağlamında,
ulusal açıdan irdelediğimizde temelde yatan acı
gerçekleri kolayca görebiliyoruz.
1- Yaratılan yapay
gündemle, yakın tarihimizde acısını çok çektiğimiz
dini cemaatlerin legal duruma getirilmesi gündeme
getirilmek isteniyor. Özetle tekke ve zaviyelerin
canlandırılması isteniyor. Bu yolun mezhep kavgalarını
başlatacağı açıktır. Anayasamızın 3. maddesinde
"Türkiye Devletinin ülkesiyle milletiyle
bölünmez bütünlüğü” ilkesi yer almıştır. Yani,
devletimizin "toprak" ve "insan
unsurlarının" bütünlüğü en temel yapı taşı
kabul edilmiştir. Devlet yapımızın bozulmasına
yönelik bu fiiller, bir yandan Anayasa ihlali,
öte yandan tekke ve zaviyelerin kapatılmasına
ilişkin 677 sayılı Yasa’ya karşı suç işlemek sonucunu
doğuruyor.
2- Milletimiz,
dini cemaatlerin illegal örgütlenmesi sonucu yakın
tarihte Maraş, Çorum ve Sivas olaylarını yaşamıştır.
Hafızalarımızdan hala silinmeyen bu korkunç olayların
yinelenmesini doğurabilecek teşebbüsler, ulusal
birliğimiz ve dirliğimiz için en büyük tehlikeyi
yaratmaktadır.
3- İlk Dünya Savaşı
sonunda imzalanan Mondros Silah Bırakışması ve
Sevr Antlaşmalarına giden yolda misyonerlik hizmetleri
sonucu Fener Rum Patrikhanesinin ve Ruhban Okullarının
birer cephane olarak kullanıldığı bazılarının
belleklerinden silinse de, tarih kitaplarının
sayfalarında hâlâ duruyor. Uluslararası ilişkilerde
nice masumane taleplerin altından nelerin çıktığını
yakın tarihte yaşayarak görüp öğrenmedik mi? Mülk
edinme fırsatıyla da takviyeli bu aleni faaliyetlerini
ve dini yönlendirmeleri laiklikle bağdaştırmak
mümkün olabilir mi?
4- Anayasamızın
174.maddesi devrim kanunlarımızı saymış ve bu
yasaların “Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin
üstüne çıkarmayı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik
niteliğini korumayı” amaçladığını hükme bağlayarak,
bunların Anayasaya aykırı olduğu şekilde açıklanıp
yorumlanmayacağına bu maddede özellikle vurgu
yapılmıştır.
Durum bu iken,
yazılı ve görsel medyanın yasa tanımaz bir pervasızlıkla
maksatlı gündem yaratmasını anlayışla karşılamak
mümkün değildir. Cumhuriyet Savcılarının bütün
bunlara seyirci kalmasını nasıl izah edebiliriz?
Müdafaa-i Hukuk Dernekleri olarak işlenen suça
seyirci kalmamak için Cumhuriyetin Savcılarını
göreve davet ediyoruz.