Millet iradesinin ve hakimiyetin gerçek temsilcisi
olan TBMM’nin son zamanlarda, yaşamakta olduğumuz
hayati dış sorunlara rağmen içine düştüğü ilgisizlik
ve tavır koymama/koyamama, hatta bu sorunlarla ilgili
eski tavır ve kararlarını görmezden gelme şeklindeki
tutumu, milletimizin büyük bir çoğunluğunda derin
üzüntü kaynağı olmakta ve bu sorunlar karşısında
karamsarlığımızın yaygınlaşmasına sebebiyet vermektedir.
Bu durum, geçen hafta Fransa Meclis Başkanı’nın
son Ankara ziyareti ile maalesef daha da belirginleşmiştir.
Bu konuda bazı
acı örnekleri özetle dikkatlerinize sunmak istiyoruz:
1. AB Komisyonunun
6 Ekim 2004 tarihli Türkiye ile ilgili ilerleme
raporundaki milli bağımsızlığımızı açıkça tehdit
eden hükümlerle ilgili olarak ana muhalefetin
ve kamu oyunun ısrarlı talepleri üzerine TBMM
özel gündemle toplanmış, ancak bu tehdit ve tehlikelerle
ilgili olarak ortaya konulan acı gerçeklere rağmen,
TBMM hiç bir karar alamamış, bunlara karşı bir
tavır sergileyememiştir.
2. Avrupa Parlamentosu’nun
15 Aralık 2004’te almış olduğu “tavsiye kararında”
yer alan ve bütünüyle bakıldığında AB adaylığımız
bahanesiyle Sevr’i hortlatmayı açıkça öngören
kararına karşı TBMM’den herhangi bir tepki yükselmemiştir.
3. Bu tavsiyelerin
de “not edilmesini” (yani dikkate alınacağını)
içeren AB Konseyi’nin 17 Aralık Zirvesi kararlarının
Türkiye’ye ilişkin dayatmacı hükümlerine de TBMM’den
bir tepki gelmemiş, bunların Meclis’te tartışılarak
değerlendirilmesi ve sonuçlarının kamuoyuna açıklanması
hala düşünülmemiştir.
4. 17 Aralık Zirvesi
öncesinde pasif durumumuzu fırsat bilen Hollanda
Parlamentosu sözde Ermeni soykırımı konusunda
Türkiye’yi açıkça suçlayan bir karar almış, ancak
TBMM bunu da cevapsız bırakmıştır.
5. Aynı tarihlerde,
yine durumumuzdan yararlanan daha düne kadar NATO
üyeliği için bizden destek dileyen Slovakya Parlamentosu’nda
da gene sözde Ermeni soykırımı kararı alınmış,
aynı şekilde Meclisimiz buna karşı da bir tavır
koymaya gerek görmemiştir.
6. Kıbrıs Rum Meclisi,
önceki yıl; ısrarlı sessizliğimiz karşısında,
her zamanki cüretkarlığına bir yenisini ekleyerek
ve tarihi ters yüz ederek 19 Mayıs’ı Anadolu’daki
Rumların sözde soykırım günü ilan etme küstahlığında
bulunmuştur. Yüce Meclisimiz bu alçaklığa da cevap
verme ihtiyacını hissetmemiştir. Dahası, Kıbrıs
sorunu ve KKTC’nin yaşatılması konusunda 2 yıl
önce alınmış olan TBMM kararları adeta yok sayılmıştır.
7. AB yolunda Türkiye’yi
desteklediğini(!) sıkça beyan eden ancak teröristbaşının
yakalanmasıyla bir kez daha ortaya çıkan terörist
devlet niteliğinin ilanına ramak kalmış olan Yunanistan’ın
Cumhurbaşkanı Atina’da sözde Pontus soykırımı
anıtı açmış; buna karşı da diğer kurumlarımız
yanında Meclisimizden de bir tavır konulmamıştır.
8. Ve nihayet,
kısa bir süre önce anayasalarında değişiklik yaparak
Türkiye’nin AB üyeliği için referandum kararı
alan, daha önceleri sözde Ermeni soykırım yasası
çıkaran Fransız ulusal meclis başkanı Debre, sanki
hiçbir şey olmamış gibi, yüksek siyaset (!) adına
ve Türk Milletinin duyguları ve zedelenen onuru
hiçe sayılarak en üst seviyede karşılanmış ve
ağırlanmıştır.
Türk Milleti’nin
onur ve haklarını korumak ve en azından gözetmek
onu temsil edenlerin Anayasal görevi ve yükümlülüğüdür.
Bu görev her türlü siyasi mülahazaların üzerinde
tutulmalı, gerekli hassasiyet içerisinde olunmalı
ve milli şuur daha fazla rencide edilmemelidir.
Saygılarımızla.