"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   BÜLTEN  
Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 39                                                                                                         22 Şubat 2005
 
LAİK HUKUK DÜZENİ SONA ERMEZ
 
             Günümüzde çağdaş anayasalar, bir yandan devletin varoluş felsefesini sergilerken, bir yandan da yasama, yürütme ve yargı erkinin yetki ve ödevlerini, birbirleri ile olan ilişkilerini ve uyumlu, verimli çalışmalarının esaslarını düzenler. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde bağımsız yargı; kararları, yorumları ve içtihatları ile devletin anayasal düzenini gözetir, temel hukuk düzenini korur. Yargı bu yükümlülüğünü Türk Ulusu adına yerine getirir. Yargıya tanınan bağımsızlık; yargıçlar için imtiyaz değil, yargının ödevini eksiksiz ve tam olarak yerine getirmesi ve laik hukuk düzeninin korunması için tanınmıştır. Bu nedenle bizim devlet yapımız içinde de bağımsız yargının ayrı bir önemi ve sorumluluğu vardır.
Bir süredir; Türkiye´nin temel yapı taşları yerinden oynatılıyor. Yapının bozulmasına karşı ilgili ve yetkili kurumlar, kuruluşlar sessiz kalıyor. Ulusal dokunun bozulmasına karşı duyarsızlık olağan karşılanmaya başlandı. Kurum ve kuruluşların olup bitenlere seyirci kalmakla yetinmeyip, içerden bu olumsuzluklara yardımcı da oldukları gözleniyor.
Son zamanlarda, Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nun bir kararı ve konuya ilişkin Yargıtay Başkan Vekili’nin demeci, bizde yargıda da temel taşların oynadığı derin endişesini doğurdu. En azından, bu konuda olumsuz bir dönemin başlatılmak istendiğini görüyoruz. Önce, kamuoyunda tartışılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun söz konusu kararı üstünde durmakta yarar var.

1- Bilindiği gibi İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, “Kıştan sonra bahar gelecek. Laikliği savunanlar bizim baharımızda rezil olacaklar. Ortalık pislikten temizlenecek ve gelecek yalnız İslamiyet´in olacak” cümlelerini içeren yazının yazarı hakkında TCK´nın 312. maddesi gereği “mahkûmiyet” kararı veriyor. Yargıtay 8. Ceza Dairesi mahkûmiyet kararını onaylıyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Dairenin onama kararına Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu nezdinde itiraz ediyor. 58 üyeden oluşan Ceza Daireleri Genel Kurulu yalnızca 28 üye ile toplanarak 13´e karşı 14 oy çokluğu ile yerel mahkemenin “mahkumiyet” kararı ile Dairenin “onama” kararını ortadan kaldırıyor. "
2- Ceza Daireleri Genel Kurulu 47 sayfalık kararını “laiklik ilkesinin korunmasına gerek kalmadığı yolundaki görüşünü, adeta numaralı cumhuriyetçilerin ve laiklik düşmanlarının ağzıyla “resmi ideoloji ve şer´i hukuk” kaynaklarına dayandırıyor. Oysa, yargının da mutlak surette gözetmesi gereken Anayasanın 2. maddesi “Türkiye Cumhuriyeti´ni …demokratik, laik, ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlıyor; 4. maddesi de bu hükmün değiştirilmeyeceği ve değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceğini emrediyor. Apaçık görülüyor ki, laiklik hukuk düzenimizin temelidir. Anayasal düzenlemeyi hiçe sayarak verilen bu kararla temel düzenimiz sarsılmış ve yargımız yaralanmıştır.
3- Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nun bu kararının gerekçesi; ABD´nin bölgemizde yürürlüğe koyduğu Büyük/Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin hukuksal zemini olan “ılımlı İslam” modelinin temelini oluşturuyor. Cumhuriyet tarihinde ilk kez, bir Yargıtay kararı gerekçesini şer´i hukukun kaynaklarına dayandırmıştır. Geldiğimiz bu nokta, tam bir kırılma noktasıdır.
4-Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu Başkanı ve Yargıtay Başkan Vekili olan yargıcın bu kararı savunurken söyledikleri, kararın arka planını aydınlatması bakımından daha da vahimdir.
5- Anılan yargıç basına yansıyan bir açıklaması ile “Geçmiş dönemi sonlandırıyoruz. Mahmut Esat bütün saygınlığı ile 79 yıl ‘hükümdarlığını’ sürdürdü. Şimdi yeni bir dönem uygar dünyaya açılım adı altında başlıyor” diyor. Sayın yargıcın bitirdiğini bildirdiği dönem, bunu bir başarı olarak

açıkladığı devir, Atatürk´ün Adalet Bakını Mahmut Esat dönemidir. Mahmut Esat Milli Mücadelenin Kuvayı Milliyecisi, Müdafaa-i Hukukçusudur. Müdafaa-i Hukuk, ulusal hakların savunulmasının tam kendisidir. Bir yandan Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarından olan, öte yandan da laik hukuk düzenimizin mimarlığını yapmış olan Mahmut Esat dönemini bitirmek değil, güçlendirerek devam ettirmek zorunluluğu vardır.
6- Bu talihsiz beyanla bitirilmek istenen ve bunu bir başarı gibi gören anlayışa; sadece laik hukuk düzenin mimarlığını yapmakla kalmamış, döneminde çok önemli hukuki ve siyasi olaylara damgasını vurmuş Mahmut Esat´ın döneminden birkaç satır sunmakta yarar görüyoruz.
• 2 Ağustos 1926´da Fransızlara ait Lotus gemisi ile Türkiye´ye ait Bozkurt nakliye
gemisi Kuzey Ege´de çarpışırlar. Bizim gemi ikiye bölünerek batar. Fransa kazanın açık denizde meydana geldiğini, her iki kaptanın da Fransa´da yargılanması gerektiğini ileri sürerken, Adliye Bakanı Mahmut Esat ulusal hukukumuza göre davaya bakma yetkisinin bize ait olduğunu savunur. Ulusal Mahkememizin kararından sonra Lahey Yüksek Adalet Divanı’na gidilebileceğini belirterek bu görüşünü Lahey´de savunur ve dava Türkiye´nin lehine sonuçlanır. Bu dava Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası hukukta kazandığı ilk zaferdir. Bu dava sonucunda Mahmut Esat “Bozkurt” soyadını alır.
• Bozkurt Lotus Davası’nın sonuçlanmasından çok sonra, İstanbul Tramvay
İdaresi’nin millileştirilmesi davasında Fransız şirketi; Mahmut Esat Bozkurt´a yüklü bir ücretle şirket avukatlığını önerir. Müdafaa-i Hukukçu Mahmut Esat Bozkurt bu teklifi reddeder ve Türkiye Cumhuriyetinin vekilliğini ücretsiz üstlenir. Bu dava da Türkiye´nin lehine sonuçlanır.
7- Böyle bir Müdafaa-i Hukukçu´nun döneminin bitirildiğini iddia etmek, sorumlu noktada oturan biri için talihsizliğin de ötesinde, üzerinde uzun uzun durulması gereken bir söylemdir.
Sonuç olarak: Türkiye Cumhuriyeti´nin Mahmut Esat Bozkurt dönemini bitirmeye değil, tamamen aksine güçlendirmeye ve geliştirmeye kuvvetle ihtiyacı vardır.
Biz Müdafaa-i Hukuk olarak yüreğimizde ve beynimizde Mahmut Esat Bozkurt´ları yaşattığımızı ve yaşatmaya devam edeceğimizi kamuoyuna açıklamayı görev kabul ediyor ve bu, asla kabul görmemesi gereken açıklamaların sahibini beyanını düzeltmeye, aksi taktirde konu hakkında ilgilileri yetkilerini kullanmaya davet ediyoruz.


- Geri -

 
 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |