"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Güncel
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   DUYURULAR  

18 Temmuz 2003

Sn. Oktay EKİNCİ,

Tarihi Kentler Birliği

Genel Danışmanı

İSTANBUL

 

15 Temmuz 2003 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, (Eski Van Valisi Mahmut Yılbaş’ın “Ermeni propagandası yapılıyor” sözüne sert tepki gösterildi: Anadolu tüm kültürleri kucaklar) başlıklı “haberinizi” bir ibret belgesi olarak okudum.

Önce, bu haberle yol açtığınız bir basın etiği aykırılığı üzerinde duralım. Siz, bildiğimiz (ve, belki de, tümünü henüz bilemediğimiz) derin edinimlerinizle, Tarihi Kentler Birliği adlı kuruluşun Genel Danışman konumuyla görevlisi bulunmaktasınız. Cumhuriyet gazetesinde imzanızla yayınlanan haberin konusu ise, “Tarihi Kentler - Van Buluşması” adı verilmiş toplantıdır. Burada, çağdaş gazetecilik uygulamaları açısından kesinlikle göz yumulmaması gereken bir “iki şapkalılık” olayıyla karşı karşıya bulunmaktayız: Siz, “kuruluş görevlisi” şapkanızın üstüne “söz konusu kuruluşça düzenlenen toplantıyı izleyen tarafsız haberci” şapkasını yerleştirme girişiminde bulunmuşsunuz. Ama, bu, yalnızca, sizi ve haberinizi yayınlayan gazeteyi “etik ihlalcisi” konumuna düşürmekle kalmamıştır; çift şapkalılığınız, sizi de, çalışma yaşamının tüm alanlarında geçerli “Tek iş yap, iyi yap” ilkesini çiğnemenin kaçınılmaz başarısızlığına uğratmıştır. Gazeteci şapkanızla, toplantının ev sahibi Van Valisi’nin Hikmet Tan olan adını haberinizdeHikmet Türk” olarak vermişsiniz. Yazı işleri müdürünüz bu yanlışınızı acaba nasıl karşıladı? Böylesi yanlışlarda torpilsiz haberciye çekilen muameleden umarım edinimleriniz göz önünde tutularak siz sakınılmışsınızdır. “Kuruluş görevlisi” şapkanızla ise, size ve kuruluşunuza bağlı ya da onunla ilintili çok sayıda başka kişiye dört gün ev sahipliği yapan ve rahatınız için paralanıp parçalanan Van Valisi’ne karşı adını yanlış yazdığınız için herhalde mahcubiyet duyuyorsunuzdur!

Sayın Ekinci,

Anadolu’nun kültürel çeşitliliğinde, bu çeşitliliğin Türkiye Cumhuriyeti için yalnızca bir övünç değil, güç kaynağı da olduğuna kendimi bildim bileli ben de inanıyorum. Bu zenginliğin Türkiye’ye vermesi gereken gücün on yılı aşkın bir süreden (yani 45 yıllık iki kutuplu dünyanın büyücü değneğiyle dokunulmuş gibi iki gecede tek kutuplu oluverdiği günden) buyana Türkiye’ye karşı kullanılmaya başlandığını nasıl görmemezlikten gelebiliriz… Tek kutuplulukla birlikte, önce, ABD ve AB’deki türdeşlerinden bol parasal destek alan STK’ların pıtırak gibi bitiverdiklerine tanık olduk. Bunlardan bir tekinin bile Türkiye’deki duruma ve olaylara nesnel gözle bakmadıklarını; tam tersine, tümünün Türkiye’de akla gelebilecek her alanda bölünmeyi, amaçsızlaşmayı, savrulmayı doğrudan ya da dolaylı olarak sinsi (ve üstelik eşgüdümlü) bir biçimde körüklediklerini görmedik mi? Bunlar, etnik bölünmeleri kışkırtmakla kalmadılar, olmayan etnisitelerin yaratılması yönünde çalışmaya başladılar. Bunların içinde, “yerel gruplarıyla” ve genel “vakıflarıyla” tarih etkinliklerinde bulunanlar da bulunmaktaydı. Bunlar açısından, uğraşılacak tarih, ne hikmetse,

1071’e kadar yaşanmış olmalıydı. Ne Büyük Selçuklunun ve onun kendi coğrafyasındaki ardıllarının, ne Anadolu Selçuklusunun, ne de Osmanlının bıraktıklarıyla uğraşmaya gerek yoktu. 1071 sonrasına ilgi duyulacak olursa bile burada vurgu Türk nitelikli olanlardan başkalarına yapılmalıydı. Evet, Tarihi Kentler Birliği’nizin Van Buluşması’nın Van Gölü Bildirgesi” gibi tumturaklı bir ad verdiğiniz sonuç metninde, Büyük Atatürk’ün, “5000 yıldır bu topraklardayız” dediğine dikkat çekiyorsunuz. Öyleyse, hepimizin, bu sözleri, “5000 yıldır bu topraklardayız; ama, siz bunun son bin yılını yoksaysanız da olur” diye yorumlama yoluna gidenlerle mücadele etmemiz gerekmez mi?

Van Gölü Bildirgesi’nde, ayrıca, “Van Gölü havzası (..), İ.Ö. 10.000lere kadar uzanan yerleşim alanlarında, HURRİ, TRANS-KAFKAS, URARTU, ROMA-BİZANS, VASPURANKAN PRENSLİKLERİ, SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI dönemlerine ait olmak üzere, Hıristiyanlığın, Müslümanlığın ve tarih içindeki diğer değişik inanç ve kültürlerini de yansıtan, zengin ve köklü bir UYGARLIKLAR HAVZASI olarak, ulusal onurumuz ve evrensel değerimizdir,” denilmiş.

Bu metni ilk okuyuşumda, “ulusal onurumuz ve evrensel değerimiz” dediklerinizin içinde Ermeni öğesinin sayılmadığını görünce önce afalladım. Tarihi Kentler Birliği, “Van Gölü Havzası” diye nitelediği toprakların tarihinden Ermeni öğesini silip atmış mıydı? Yalnızca eski Van Valisi olarak değil, tarihi kendi çapında sağlam bilen bir kişi olarak da, Ermenilerin  Bizans’ın soykırımına uğramaktan 1071’de Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Malazgirt meydan muharebesini kazanmasıyla kurtulduklarını, bunun şükran borcunu, yüzyıllar boyunca Anadolu’da Osmanlı’nın “millet-i sadıkası” olarak yaşayarak ödemeye çalıştıklarını, İmparatorluğun Türk öğesinden de tam bir sıcak kabul gördüklerini, bunun sonucu olarak, tüm Osmanlı kentlerinde bu iki öğenin mahallelerini bile ayırmadan iç içe yaşadıklarını biliyordum. Ne yazık ki, son 150 yıl içinde, millet-i sadıkanın emperyalizmin maşası haline kalleşçesine düşürülüşüne örtülü amacı olmayan tarih tanıklık etti. İstanbul’da girişilen suikastlar; Sarıkamış trajedisinin yaşanmasına yol açan, bölgenin Türkle birlikte Kürt halkına karşı da girişilen toplu kıyımlar yüzünden getirilen zorunlu göç, Osmanlının İttihat ve Terakki yöneticilerinin Berlin, Tiflis ve başka kentlerde sokaklarda avlanmaları ve ASALA terörünün kurbanı 50’yi aşkın diplomatımız… Bütün bunlar gerçek olduğu kadar bölgede Ermeni tarihi de bir gerçekti. Düşündüm kendi kendime, Tarihi Kentler Birliği’ni kuran zevat-ı kiram, Van’da Ermeni tarihsel varlığını unutmuş muydu? Olamazdı. Yoksa, “Ermeni propagandasına alet olmayalım,” düşüncesiyle 10.000 yıllık tarih içinde “Ermeni” öğesi bilerek mi atlamıştı? Sonra, sonuç metnindeki “Vaspurankan Prenslikleri” ibaresi dikkatimi çekti. Bu bana bir şeyler çağrıştırıyordu ama değişik bir şeyler vardı. Sonra, sözü edilenin, “Vaspurankan” değil tarihin derinliklerinde kalmış “Vaspurakan” devleti olabileceğini düşünüp internete baktım: http://www.armenianhistory.info/vaspurakan.htm sitesinde bulduğum kısa girişin çevirisini okuyalım: “Tarihsel Büyük Ermenistanın 15 aşkar’ından (=eyalet, federe devlet?!) en genişidir ve 35 kantondan oluşur.” Girişte, bu 35 kantonun zamanındaki Ermenice adlarıyla teker teker sayılmıştır ve sonuncusu Nahcivan’dır.

Şimdi, Sayın Ekinci, çift şapkanızdan ikincisi (kuruluş genel danışmanlığı) gereği, bu sonuç metninin hazırlanışına da katılmış olduğunuzu varsayabilirim, değil mi? Siz, bir Türk kişisine ya da topluluğuna yönelik konuşma ve yazışmalarınızda, örneğin, İsviçre’den “Halvetya Konfederasyonu” olarak söz eder misiniz. “Evet, öyle söz ederim,” diyecekseniz söyleyeceğim bir şey yok. Ama, “Ne demek canım, İsviçre diye söz ederim,” derseniz, size sorarım: “ Niye 10.000 yıllık tarih içindeki Ermeni öğesini -yazılışında bile hata yapılmış-Vaspurakan” lafı arkasına gizlenme gereği duyulmuş.” Bu sorunun doğru yanıtı, sakın, Vaspurankan’ın ne olduğunu bulmak için benim gibi internet dehlizlerine dalanların karşısına, ansızın, “Büyük Ermenistan” sıfat tamlamasını çıkarmak olmasın? Büyük! Ermenistan’ın hangi başka aşkarının Ermenice adı bundan sonra hangi “tarihi kentimizde” yapılacak buluşmada çıkacak. Kayseri’nin, Adana’nın … daha başka hangisinin sicili Vaspurakanlaştırılacak?

Dönelim, sonuç metninden yukarıya aldığımız paragrafa… Ermeni öğesi Vaspurankan olarak (üstelik de yanlış) başkalaştırılan paragrafta, “SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI” öğeleri de (eksik olunmasın) sayılmış. A benim Genel Danışmanın, öyleyse, “Van Buluşmanız” için bastırılan iki davetiyede yer alan çok sayıda resmin içinde neden ilaç için bir tek SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI eserinin görüntüsü yok. Hani, nerede İshak Paşa Camii, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde yer alan Kızıl Cami, Ermenilerce yok edilip de kalıntıları Prof. Dr. Oktay Aslanapa tarafından ortaya çıkarılan Van Ulu Camii, Gevaş ve Erciş’teki Selçuklu Kümbetleri (özellikle de, Halime Hatun ve Zortul Kümbetleri), Selçuklu ve Osmanlı Kervansarayları, Erciş-Çelebibağ ve Ahlat’taki iki adam boyunda, benzeri bulunmayan, işlemeli Selçuklu mezar taşları, Akkoyunluların ve Karakoyunluların Van Müzesinde bulunan koç heykelleri … daha neler neler! Bu perişan tabloya bakınca, Sayın Ekinci, sormadan edemiyorum: “Haberci şapkanızla Cumhuriyet gazetesinde linç ettiğiniz yazımız olmasaydı, acaba, sonuç metninize SELÇUKLU, AKKOYUNLU-KARAKOUYUNLU ve OSMANLI öğeleri girecek miydi?”

Yine çift şapkalılığınız dolayısıyla haberci işlevinizde yol açtığınız bir başka aksamaya da dikkat çekmek istiyorum. Cumhuriyet gazetesindeki haberinizde linç ettiğiniz 9 Temmuz 2003 tarihli yazımızda, aynen, şöyle demişiz:

Programın kapağında Türk Bayrağının karşısına, Van Belediyesi amblemi konulmak suretiyle hiçbir protokol kuralına ve mantığa uymayan bir uygulamaya girildiği görülmektedir. Bununla, Türkiyede artık yerelin merkezle”; amblemin bayrakla bir tutulduğu yolunda birilerine bir şeyler mi anlatılmak istenmektedir?

Haberinizde, işte, bu öğeyi de atlamışsınız. Burada, çift şapkalılığın yol açtığı bir “olay izlenmede işe yetişememe” durumu mu söz konusudur? Yoksa, “kuruluş görevlisi” şapkanız sizi yanıt veremeyeceğiniz bu öğeyi görmezlikten gelmeye mi zorlamıştır?

Evet, Sayın Ekinci, bir “buluşma” daha birliktaşlarınızla birlikte bu kez Van’da tamamlandı. Haberci şapkanızla, ev sahibi Van Valisinin adını yanlış yazdınız. Aslında siz ve birliktaşlarınız, asıl ayıbın, asli ev sahibiniz olan ve Ermenilerin giriştiği kıyımda 35 bin şehit vermiş (Sakarya Meydan Savaşı’nın iki, tüm Kurtuluş Savaşı’mızın bir-buçuk katı) ve eski kenti Ermenilerce tümüyle yakılmış olan Van halkına karşı işlenildiğini düşünüyor musunuz? Üç günlük “buluşma” boyunca, Van kenti içindeki Van Müzesi’ni, kent merkezinden taş çatlasa 10 kilometre uzakta bulunan Zeve Şehitliği’ni ziyaret edip kadın-çocuk-ihtiyar diri diri yakılmış, her türlü işkenceyle öldürülmüş kendi insanlarınızın huzurunda saygı duruşunda bulunmanın yerinde olacağı genel danışman olarak aklınızdan hiç geçmedi mi? Uyduruk Ermeni Soykırımı kararları ve yasalarıyla, ABD ve AB kentlerinde birbiri peşi sıra dikilen karalama anıtlarıyla Türk insanına tarihte misli görülmemiş çirkinlikte bir iftiranın atılmakta ve aynı uyduruk gerekçeyle Türkiye Devleti’nin temellerine son dinamitlerin yerleştirilmekte olduğu bir dönemde, üstelik Van gibi bir merkezde, Birinci Dünya Savaşı’nın o kapkara günlerinde Türke ve Kürde karşı girişilmiş Ermeni kıyımlarının somut gerçekliğinin nasıl hatırlanamadığını, şimdi sorgulayabiliyor musunuz

Tüm bu söylediklerimi yalnızca birer suçlama olarak lütfen almayınız. Ben, bu yazıyla, kendimi, günümüzün ipleri dışarıda medyasının soluk aldırmaz bombardımanı altında belki de zorunlu olarak gözden kaçırdığımız bazı olguları dikkatinize getirmiş sayıyorum. Emperyalizmin bugün yaşamakta olduğumuz “küreselleşme” evresinde, “ABD küresel, geri kalan herkes un-ufak yereldir.” ABD bu gidişi (daha ileri aşamalarında Rusya’yı, Çin’i ve günü geldiğinde, AB’yi de kapsayacak biçimde) son noktasına kadar götürmeye kararlı görünmektedir. 99 (sözün gelişi, aslında daha fazla) etnisiteden oluşan ABD’de “ulusalcı” duyguların geniş bir yaygınlıkla ve büyük bir coşkuyla yaşanabilmesi karşısında Türkiye’de, aynı ABD’nin onyıllar boyu örtülü ya da açık çalışmalarının sonucunda yaratılan havaya bakın: En küçük bir ulusal bilinç, en küçük bir ulusal övünç, en küçük bir ulusal sevinç, şovenizm! Her renkten, her ırktan, her dinden Amerikalı bayrağıyla ona sarılıp yatacak, onu kendince önemli olan her yere asacak kadar bütünleşmiş olmasının karşısında, Türkiye’de, ulusal günlerde bile yerleşim merkezlerinde bayrak asılı binaların oranındaki düşüklüğü düşünün. ABD’de tüm mozaikleşmişliğe ve yerelliğe karşın birliğin sağlamlığı; Türkiye’de ise, varolan birliğin etnik ayrılıkların ve yerelliklerin kışkırtılması; bu da yetmezse, olmayan etnisiteler ve yerelliklerin yaratılması yoluyla ortadan kaldırılmasına çalışılması…

Küreselleşmenin, herkesten daha fazla Türkiye’yi tehdit eden yürüyüşü karşısında, Sayın Genel Danışman, tüm şapkalarınızı önünüze koyup düşününüz ve kendinize şu soruyu sorunuz: “Böyle bir tablo içinde, biz, Tarihi Kentler Birliği olarak çıkardığımız Yerel Kimlik adlı dergimizin, içeriğini koyun bir yana, adıyla kimlere hizmet ediyoruz.”

Ayrıca, tam bu tablo içinde, Tarihi Kentler Birliği toplantılarınıza katılan bugünün Europa Nostra’sının temel amaç açısında, bundan 70 yıl öncesinin Mare Nostrum’undan farkı ne kadardır? Bunu da irdeleyiniz. “Bizim Avrupamız” dedikleri kavram, Avrupalılığı nasıl görmektedir? Hıristiyan olmak, Yunan-Roma kültürel kökeninden gelmek, “Onların Avrupasının” kesinlikle vazgeçilmeyecek önkoşulları mıdır? Ve, “Onların AvrupasıAnadolu’ya, bu topraklar üstünde kurulu Türkiye Cumhuriyeti’ne hangi gözle bakmaktadır? “Onların Avrupası” gizli ya da açık olarak, Anadolu’nun Helen-Roma-Bizans egemenlik zincirinden 1071’de “geçici olarak koparıldığı; günü geldiğinde geri

kazanılması gerektiği” düşüncesinde midir ve bu yolda mı hareket etmektedir. Bunları lütfen iyi inceleyiniz ve bulgularınızı Türk Ulusuyla paylaşınız.

Son olarak, Sayın Genel Danışman, Tarihi Kentler Birliği’ne umarım dışarıdan parasal destek yapılmıyordur. Böyle bir yardım yapılıyorsa,  inanınız, buna çok üzüleceğim. Bu konudaki endişelerimin yersiz olduğunu lütfen bana muştulayınız.

Saygılarımla,

 

                                                                                      
                                                                    Mahmut YILBAŞ
Müdafaa-i Hukuk Vakfı Başkan Vekili
                                                                    Vali (E)

 

 

 

 

 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |