|
MÜDAFAA-İ HUKUK’TAN ULUSAL KAYNAKLARIMIZI
KORUMA ÇAĞRISI
1- MADEN YASA TASARISI
MADEN KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI GERİ
ALINMALIDIR.
57. hükümet tarafından ele alınan, Plan ve
Bütçe Komisyonunda görüşmeleri sırasında
sert tartışmalara hatta kavgalara neden
olduğu kamuoyunca bilinen ve yine 57. hükümetin
yetkili bakanlarınca, “uluslararası
komployla ilişkili iç dinamikler komplosunun
bir parçası olarak tanımlanan, sınırsız
vergi muafiyeti getiren” 3213 sayılı
Maden Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik
yapılmasına ilişkin kanun tasarısı.
7.01.2003 tarihinde 58. Hükümet tarafından
tekrar meclis gündemine alınmıştı.
3213 sayılı Maden Kanunu ve bazı kanunlarda
değişiklik yapılmasına ilişkin kanun
tasarısı’nın TBMM komisyonlarında
görüşülmesi sürecinin sonuna yaklaşıldı.
Maden yasasında yapılacak değişiklikler
ülkemizin maden ve sanayi kesiminin
sorunlarına çözüm getirmediği gibi sürekli
zayıflatılan ülkemiz ekonomisine çok ciddi
ve telafisi imkansız hasarlar verecek
niteliktedir.
Bilindiği gibi yer altı kaynakları bir
ülkenin sanayisinin can damarı ve onun
gücünün en somut göstergelerinden biridir.
Nitekim Sanayi ve bunu takip eden teknoloji
devrimlerinin temel yapısı, demir filizi,
kömür ve petrol gibi yer altı kaynaklarına
dayanmaktadır. Bu gün sanayileşmiş ülkelerin
tamamı gelişmişliklerini sahip oldukları
yer altı kaynaklarını ülkelerinde işleyip
ileri ürünlere dönüştürerek sağlamışlardır.
Bu ülkelerde ham maden ihracatı
rastlanabilen bir olgu olmaktan uzaktır. Bu
ülkeler ham maden ihtiyaçlarını gelişmemiş
yada az gelişmiş ülkelerden
sağlamaktadırlar.
Gelişmiş ülkeler, sanayileşme sürecinde
sahip oldukları yer altı kaynaklarını önemli
ölçüde tüketmiştir. Örneğin sadece ABD
boksit, manganez, barit, asbest, grafit,
platin grubu elementler, kromit, çinko
nikel, titanyum, antimuan, başta olmak üzere
40’a yakın madende %65-%100 aralığında dışa
bağımlı hale gelmiştir. Gelişmiş Avrupa
ülkelerinde de (Almanya, Fransa,
İngiltere,…) durum ABD’den farklı değildir.
Hatta bu ülkelerde saydığımız madenlerde
dışa bağımlılık %100 mertebesine yakındır.
Yine sanayileşmiş bir ülke olan Japonya;
Demir filizi, boksit, bakır, çinko, kromit
gibi madenlerde %100 diğer madenlerde de
%100’e yakın dışa bağımlı bulunmaktadır.
Böylesi bir ortamda zengin ham madde
kaynaklarına sahip ülkelerin gelişmesi
sanayileşmesi gelişmiş ve sanayileşmiş
ülkeler tarafından arzulanan bir durum
değildir. Çünkü gelişmiş ülkeler
açısından Türkiye’nin sanayileşmesinin
anlamı onlar için kaybettikleri temin
edemedikleri ham maden kaynakları
olmaktadır.
Dünyada ham maden ihraç ederek
kalkınabilmiş bir tek ülke yoktur. Örneğin;
ihracat gelirleri ham yer altı
kaynaklarına dayalı ülkeler arasında
yapılan araştırmalarda (Dünya Bankası,
Birleşmiş Milletler) bu ülkelerin
dünyanın en fakir ülkeleri olduğu,
Ulusal gelirlerinin sürekli gerileyen bir
trentte bulunduğu, madenlerin ayrıcalıklı
zümre yada kişilerin yada çok uluslu
şirketlerin rant kaynağına dönüştüğü
görülmüştür.
Bu nedenledir ki; ülkemiz sanayileşme
doğrultusunda içinde bulunduğu kabuğu bir
türlü yırtamamaktadır. Ülkemizde madencilik
alanında faaliyet gösteren yabancı şirketler
teknoloji getirerek sanayi yatırımı yapmak
yerine çıkardıkları yer altı kaynaklarımızı
kendi ülkelerine ihraç etmeyi
yeğlemektedirler. Yerli madencilik
şirketleri de sanayi ve teknolojik yokluk
karşısında zorunlu olarak ham maden
ihracatına yönelmektedir. Bu bağlamda,
sanayileşme ve ileri teknoloji üretimi
konusunda arzu edilen bir noktada olmayan
ülkemizde; Sanayici ve yer altı kaynakları
arasında ulusal aklı ön plana çıkaran bir
madencilik kültürü geliştirilemediği gibi
ham maden ihracı ve buna dayalı kalkınma
gibi çağ dışı bir görüşe dayalı mevcut yapı
ve buna bağlı girişimler ülkemizi hızla
sömürge bir ülke konumuna doğru
kaydırmaktadır.
Yer altı kaynaklarının ve madenlerin en
önemli özelliği; onların üretilemeyen ve
yenilenemeyen bir karakter taşımasıdır.
Her geçen gün Dünyamızın ve ülkemizin sahip
olduğu kaynaklar bir daha yerine konulmamak
üzere sanayi tarafından tüketilmektedir. Bu
yalın gerçek, gelişmiş ülkeleri sahip
oldukları yer altı kaynaklarını koruma ve
kollama noktasında politikalar üretme ve
uygulama noktasına itmiştir. Aynı
zamanda gelişmemiş ülkelerin yer altı
kaynakları üzerinde gelişmiş ülkelerin
kontrol sahibi olması bu politikaların bir
sonucudur.Gelişmiş ülkeler, sanayisi
gelişmemiş ülkelere zaman zaman uygulanmak
üzere maden yasaları hazırlayıp kendilerine
uygun yönetimlere sunabilmektedir.
Örneğin; 1964 yılında Amerika Birleşik
Devletleri Büyükelçiliği tarafından
hazırlanan 3 adet maden yasası taslağı Türk
yetkililere teslim edilmiş ancak ancak yasa
taslakları her defasında reddedilmiştir.
TBMM komisyonlarında görüşülmesi sürecinin
sonuna yaklaşılan Maden Kanunu ve bazı
kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin
kanun tasarısı’da içerdiği hükümler
açısından yabancı şirketler yada elçilikler
tarafından hazırlandığı noktasında şüpheler
doğuracak kamu yararına ve ulusal ekonomi
aleyhine bir çok maddeler içermektedir.
Tüm bu şart ve gerçeklerin ışığı altında;
3213 sayılı Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanun
Tasarısı mevcut haliyle yasalaşırsa neler
olacak?
-
Madenleri işleten yerli ve ağırlıklı olarak
yabancı şirketler 5 yıl süreyle gelir ve
kurumlar vergisinden muaf olacaklar,
beş yılın sonunda çıkarıp ihraç ettikleri
maden hasılatının %5’i ve madenlerin
ihracına ilişkin nakil giderlerinin %5’ini
vergi matrahından düşecekler,
çalıştırdıkları işçi sayısına bağlı olarak
vergi matrahlarından %30-%60 oranında
indirim yapabilecekler, işçilerin SSK
işveren payı devlet tarafından karşılanarak,
elektrik fiyatlarına en düşük tarife
uygulanacak. Böylece bir taraftan ham maden
ihraç fiyatları aşağıya çekilirken diğer
taraftan ülkemizden ihraç edilen maden
ürünlerini kullanan gelişmiş ülkelerin
sanayisi Türkiye Cumhuriyeti tarafından
sübvansiyon edilmiş olacak.
-
Zeytinlikler, ormanlar, ağaçlandırma
alanları, ulusal parklar, kıyılar, meralar,
tarım alanları, içme ve kullanma suyu
barajlarının koruma alanları, tarihsel ve
doğal sit alanların ve turizm bölgeleri
hiçbir kayıt ve koşula tabi olmaksızın
madenciliğe açılarak, Ülkemizin kaynak ve
varlıkları yabancı endüstriler tarafından
neredeyse bedelsiz kullanılacak yer altı
kaynaklarımız için talan edilecek. Bir
taraftan yer altı kaynaklarımızı sorumsuz
bir biçimde yabancı endüstrilerin emrine
tahsis edip onların sömürülerine açarken,
diğer taraftan zeytinliklerimizi,
meralarımızı, kıyılarımızı, tarım
arazilerimizi kaybederek, hayvancılık,
ziraat, balıkçılık gibi ulusal ekonomik
faaliyetlerden yabancı endüstrilerin
çıkarları uğruna vazgeçilecek,
-
Madencilik çalışmalarında (arama ve işletme
faaliyetlerinde) ÇED aranmayacak, Çevre
Bakanlığı etkisizleştirilecek,
-
Madenci şirketler karşı çıkarsa korunması
gerekli taşınmaz yeni bir kültür ve tabiat
varlığı ilan edilemeyecek
-
Kamu kuruluşlarının elindeki ruhsatların
bölünerek yerli ve yabancı madencilere
açılarak, aşırı ve plansız üretime kapı
açılacak
-
Anayasaya aykırı olarak yerli ve yabancı
özel şirketler lehine kamulaştırma yapılması
sağlanacak,
Bu olumsuz ve Anayasamızın bir çok maddesine
aykırılık taşıyan aynı zamanda bir sömürge
ekonomisi yaratmaya dönük tasarı yasalaşırsa
;
-
Ulusal kaynaklarımızı ulusal sanayi yerine
yabancı sanayilerin çıkarlarına ve onların
vazgeçemeyeceği bir biçimde bağlayacaktır.
-
Yer altı kaynaklarımızın ham olarak ihracını
teşvik edecektir,
-
Ülkemizin sanayileşmesi önünde aşılamaz yeni
engellemeler yaratılacaktır.
-
Ülkemiz yer altı kaynakları yabancı
çokuluslu şirketlerin kontrol ve
egemenliğine açılacaktır. (57. Hükümet
döneminde TBMM’de Madencilik sektörü Bor, ve
altın konusunda kurulan, Meclis Araştırma
Komisyonunun raporuna göre (sf,107)
Ülkemizde faaliyette bulunan sadece altıncı
(sülfürlü cevherleşmeler, çinko, bakır,
kuşun gibi) Yabancı 12 şirketin 685
arama, 206 ön işletme, 83 işletme olmak
üzere toplam 974 ruhsatı olmasına karşın 10
Türk şirketinin üzerindeki ruhsat sayısı
sadece 10 dur. Bunun ifade ettiği
anlam ise artık ülkemizde altın, bakır,
kurşun,çinko maden sahalarının neredeyse
tamamının yabancıların kontrolüne
geçtiğidir. Bu sahaların toplam büyüklüğü
100 bin km2’ye yakındır.)
Yasalaşmayı bekleyen tasarı; Büyük Önder
Mustafa Kemal Atatürk’ün "Tanzimatın açtığı
serbest ticaret devri, Avrupa rekabetine
karşı kendisini savunamayan ekonomimizi bir
de iktisadi kapitülasyon zincirleriyle
bağladı, iktisat alanında bizden çok
kuvvetli olanlar yurdumuzda birde imtiyazlı
durumda
bulunuyorlardı. Gelir vergisi
vermiyorlardı,... Rakiplerimiz,
bu
suretle gelişmeye elverişli sanayimizi de
mahvettiler. İktisadi
ve mali gelişmemizin ve ilerlemememizin
önüne geçtiler".
Sözünü bizlere bir kez daha acı bir biçimde
hatırlatmaktadır.
Yer altı kaynaklarımızı hiç bir güvenlik
önlemi olmaksızın, ulusal sanayi ve gelecek
nesiller ihtiyacını dikkate almadan ham
olarak ihraç etmeyi teşvik eden,
madencilik şirketlerine madenleri hiç bir
bedel ödemeden ve hatta üstüne hazineden
para ödeyerek yurtdışına aktarmalarını
sağlayarak, kamu ve ulusal ekonomi yararını
zedeleyen, madenciliğimizi geliştiriyoruz ve
kalkınacağız kandırmacasıyla Türk milletine
ait olan yer altı kaynaklarımızı yabancı
endüstrilerin malı haline getirecek ve büyük
önder Atatürk’ün emanetine ihanetle eş değer
nitelikli bu tasarı geri çekilerek Ulusal
ekonomi çıkarlarının ve madenlerin
yenilenemez doğal kaynaklar olduğu
gerçeğinin ışığı altında gelecek nesillerin
ve ülke sanayisinin ihtiyaçlarının dikkate
alındığı;
-
Ham maden ihracatını yasaklayan,
-
Maden yataklarının akılcı ve bilimsel
madencilik ölçüler ve ulusal ihtiyaçlar
doğrultusunda işletilmesini sağlayan,
-
Ülkenin stratejik çıkarları açısından önem
taşıyan madenlerin üretiminin kamu ve ulusal
ekonomi yararı açısından planlanlayarak,
Ulusal maden rezervlerini sürekli kontrol
edip raporlayan ve onların kritik ve
stratejik niteliklerini göz önünde tutan
-
Maden ürünlerinin işlenerek ileri
ürünlerinin ülke içinde elde edilmesinin
sağlanacağı metalürji ve diğer sanayi
tesislerini kurulmasını teşvik eden,
-
Ülkenin ihtiyaç duyduğu madenlerin aranması
ve korunmasını öngören,
-
Madenciliğin gerektirdiği teknoloji ve
donanımların ülke içinde üretimini
özendiren,
-
Madenciliğin ayrı bir sektör olarak değil;
geleneksel endüstri, malzeme mühendisliği ve
buna ilişkin endüstri ile ileri teknoloji
endüstrisinin bir alt sektörü olarak ele
alınması, bu bağlamda hammadde üretiminden
nihai ürüne kadar olan üretim zincirinin
ülke içinde tamamlanmasını hedefleyen
-
Kıymetli metal madenciliğinde rafine
işlemlerinin Türkiye’de yapılmasını sağlayan
ve kıymetli metallerin, kıymetli metal
içeren dore külçelerin İstanbul Altın
Borsası kanalı dışında ithal ve ihracatını
yasaklayan
Bir yasa olarak yeniden hazırlanmalıdır.
2- MADEN VE MADEN İŞLETMELERİ
ÖZELLEŞTİRMELERİ
KAMUYA AİT MADEN VE METALÜRJİ İŞLETMELERİNİN
ÖZELLEŞTİRİLMELERİ DURDURULMALI VE AÇILAN
İHALELER İPTAL EDİLMELİDİR
Ülkemizde madencilik alanında yapılan
özelleştirmeler madenciliğe dayalı
sanayimizin metalürji tesislerimizin yok
edilmesi kapatılması gibi çok olumsuz
sonuçlar yaratmaktadır. Nitekim bu husus
geçtiğimiz yıl kurulan Meclis Araştırma
Komisyonu raporuna. “Mevcut özelleştirme
yasası madencilik faaliyetlerinde başarılı
olamamıştır. Özelleştirme idaresine
devredilen çok sayıda maden işletmesi
(K.B.İ, Eti Gümüş, Eti Bakır, Eti
Elektrometalürji, Eti Krom) yıllardan beri
özelleştirilemedikleri ve yeni yatırım
yapılmaması nedeniyle daha verimsiz hale
gelmişlerdir.” şeklinde yansımıştır.
Tüm bunlara rağmen içinde bulunduğumuz süreç
içerisinde, Özelleştirme İdaresine
devredilen kamu maden işletmelerinden
Eti Gümüş Eti Elektrometalürji, Eti Krom
işletmeleri için ihale açılmış ve bu
ihale süreci tamamlanmak üzeredir.
Konuya özelleştirmenin sonuçları açısından
bakıldığında durumun daha da vahim olduğu
görülmektedir. Örneğin;
Çinkur, 28 Mart 1996 tarihinde blok
satış yöntemiyle İranlılar tarafından
kurulan bir şirkete 14 milyon dolara
satılarak özelleştirilmiş, İranlı
işadamları, satış sözleşmesinde yer alan
"İşletme en az üç yıl süreyle
kapatılamayacak" hükmünün üzerinden üç buçuk
yıl geçtikten sonra fabrikayı kapatarak,
400’e yakın işçinin işine son vermiştir.
İranlılar İşçilerin ücretleri kıdem
tazminatlarını da ödemedikleri gibi,
maliye, SSK, bankalar ve piyasaya olan
yaklaşık 70 milyon dolarlık borçlarınıda
ödememiştir. Ayrıca şirketin, fiyatı 100
dolar olan İran malı hammaddeyi paravan
şirketler kanalıyla 300 dolar fiyatla
Türkiye'ye ithal ettiği ve bu suretle 38
milyon doların yurtdışına çıkardığı da
kamuoyunca bilinen bir husustur. İranlılar
sonuçta şirketi 65 milyon dolar borçla
bırakıp ülkemizden kaçmışlardır.
Özelleştirme Türkiye’nin tek çinko üreten
tesisini yok etmiş, yok etmekle kalmayarak
Türkiye’yi çinko ihtiyacı açısından tamamen
dışa bağımlı kılmış, Türkiye ekonomisini her
yıl milyonlarca dolar ithalat yüküyle
karşı karşıya bırakmıştır. Sonuçta;
Çinkur’a ait olan çinko ruhsat sahaları
yabancı madencilik şirketinin eline geçmiş,
bu şirkette bu sahalardaki altın varlığı
işletme hakkını 7 milyon dolara bir başka
yabancı şirkete satarak Türkiye’nin çinko
sahalarını neredeyse bedavadan
sahiplenmiştir.
Hepsinden önemlisi; Özelleştirme tarihinden
sonra İranlılar, Kayseri’deki çinko
tesisinin teknolojisini kopya ederek 27.000
tonluk üretim kapasitesine sahip bir tesisi
İran’da kurmuş ardından da Kayseri’deki
tesisi kapatmıştır. Sonuçta İran ülkemizin
binbir zorlukla aldığı çinko üretim
teknolojisini Kanadalıların teklif ettiği
200 milyon dolar karşısında 14 milyon
dolarla ülkemizden özelleştirme suretiyle
almış bir anlamda çalmış üstelik ülkemizin
tek çinko üreten tesisini de kapatarak
ülkemizi İran’da kurulan tesisin pazarı
haline getirmiştir.
Diğer taraftan Kromit madenlerimizin
işlenerek Ferrokrom haline geldiği Elazığ
ferrokrom tesisleri de (Eti Krom) karşı
karşı kalınacak daha da acı bir sonun
başlangıcındadır.
Nitekim; 1970 li yıllarda Etibank Elazığ’da
bulunan geniş kromit yataklarını bir sanayi
ürününe çevirme yolundaki gayretleri
çerçevesinde Alman Krupp firmasından teklif
istemiş. Bunun üzerine Batı Almanya’nın
Ankara Büyükelçisi zamanın Etibank Genel
Müdürü olan Münir Tanyeloğlu’nun ziyaretine
gelerek,
-
Siz Elazığ’da bir ferrokrom fabrikası kurmak
üzere Krupp’dan teklif istemişsiniz. Bu
teşebbüsünüz doğru değildir. Siz ferrokrom
üretmeye başlarsanız, bize krom cevheri
ihraç etmez olursunuz. Hem de rekabete
başlarsınız. Bunlar ise dostluğumuza gölge
düşürür diyerek teknoloji vermediği
ülkemizin önemli bir metalürji tesisi
Japonya’dan temin edilen kredi ve teknoloji
ile kurulmuştur.
Çok zorlu mücadeleler sonucu kurulan bu
tesis özelleştirme idaresine devredilmeden
önce 6 Kasım 2000 tarihinde, RYAN’S NOTES
(ABD) adlı dergide yer alan; “...Türk
Hükümeti kamuya ait krom şirketlerini
özelleştirmek için planlar geliştiriyor.
Analistler, ilk adımın maden ocaklarını ve
izabe fırınlarını Eti Holdingten ayırmak
olduğunu ve bunların bağımsız davranan ayrı
bir şirket olarak kurulacağını söylüyorlar.”
şeklindeki yorum; özelleştirme
sürecinde, Eti Krom’un ferrokrom ark
ocaklarının kapatılacağı Türkiye’nin sadece
ham kromit ihracatçısı bir ülke yapılacağı
konusunda önemli bir ip ucu vermiştir.
Elazığ ferrokrom tesisi
(Eti Krom) Özelleştirilmek üzere
Özelleştirme idaresine devrinin hemen
ardından 1 Temmuz 2001 tarihinde ferrokrom
üretimi durdurulmuştur. Bu süreçte ; Eti
Holding ve onun bağlı olduğu Bakanlık ile
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı arasında,
Krom sahalarının Ö.İ.B’na devredilmesi
konusunda, ciddi bir çatışma yaşanmış Bu
çatışma Eti Holding’in Bağlı olduğu bakan
Şükrü Sina GÜREL ve Özelleştirme İdaresinin
Bağlı olduğu Bakan Yılmaz Karakoyunlu
arasında birbirlerini mahkemeye verecek
boyuta kadar uzanmıştır. 18 Ocak
2002’de IMF ye verilen niyet mektubunda;
söz konusu tesisin özelleştirilmesi ile
ilgili olarak “Özelleştirme İdaresi,
lisansları (ruhsat hakları) ETİ Hoding’den
devralınır alınmaz, portföyünde bulunan ETI
Krom A.Ş., ETI Elektrometalurji A.Ş., ETI
Gümüs A.Ş.’nin satış çalışmalarını
başlatmaya hazırdır.” Sözü verilmiştir.
Bu gün ülkemiz en büyük ferrokrom
tesisinin kapanması sonucu net bir kromit
ihracatçısı ülke konumuna bürünmüş bu
tesisler kurulurken Alman Elçisinin
ferrokrom tesisi kurulmaması yönündeki
istekleri bu tesisler kapatılarak yerine
getirilirken, “Ryan’s Notes” adlı dergide
yansıtılan ABD istekleri de yerine
getirilmiştir. (ABD kromit madeninde %100
dışa bağımlıdır)
Benzer bir durum Bakır Madenleri için
geçerlidir. Özelleştirme idaresinin
portföyünde bekleyen Karadeniz Bakır
İşletmelerine bağlı Ülkemizin tek bilister
bakır üreten tesisi olup Özelleştirme
idaresine devredildiği günden bu yana
Kapasite arttırıcı ve idame yenileme
yatırımları yapılamadığından verimsiz bir
hale gelmiş isteklisi de olmadığından adeta
tesisin ömrünün tamamlanıp kapanması
beklenmektedir. Bu gün ülkemizde
yabancı şirketlerce üretilen bakır
konsantresi Karadeniz Bakır İşletmelerine
değil ABD’ne ihraç edilmekte, Özelleştirme
idaresine bağlı Karadeniz Bakır İşletmeleri
ise Yurt dışından bakır konsantresi ithal
etmeye çalışmaktadır. Sonuçta; ülkemiz
bu tesisin kapanmasını müteakip ham bakır
madeni yada konsantresi ihraç eden üçüncü
dünya ülkesi bir konuma gerileyecektir. (ABD
bakır madeninde %40 dışa bağımlı, Avrupa ise
%100 dışa bağımlıdır)
Ülkemizde madencilik ve buna dayalı
metalürji tesislerinin özelleştirme
uygulamaları ülkemizi sanayileşme ve refah
seviyesini arttırma yolundan alıkoyan, maden
kaynaklarımızı çokuluslu yabancı madencilik
kartellerine teslim ederek ülkemizi gelişmiş
ülkelerin ve onların sanayilerinin hammadde
üretim ve stok sahası haline getirmektedir.
Ayrıca; özelleştirilen şirketlerin maden
sahalarının Çinkur örneğinde olduğu gibi
yabancı şirketler arasında saha ve tesis
özelleştirme bedellerine yakın değerlerden
ticarete konu edilmesi gerçeği
özelleştirmenin yabancı çokuluslu
madencilik şirketlerine rant aktarma
mekanizmasına dönüştüğünün açık bir
kanıtıdır.
Madencilik ve madenciliğe dayalı sanayi
sektöründe ülkemizin karşı karşıya kaldığı
tüm bu olumsuz gelişmeler karşısında;
Ülkemizi bir endüstri toplumu olma
ülküsünden alıkoyan, sanayileşme
doğrultusunda Cumhuriyet kazanımlarını
yabancı endüstrilerin kontrolüne teslim
ederek, Ülkemizde sadece kamunun üstlendiği
ve gelişmiş batı’ya rağmen kurulan birincil
metalürjik üretimi ortadan kaldıran, yine
ülkemizi yabancı endüstrilerin ucuz
hammadde deposuna dönüştürerek gelişmesini
engelleyen ve hatta gerileten, Kamuya
ait maden ve metalürji işletmelerinin
özelleştirilmeleri durdurulmalı ve açılan
ihaleler iptal edilmelidir.
MÜDAFAA-İ HUKUK
|