"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Güncel
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   DUYURULAR  

 22 Mayıs 2003

Pazartesinin gelişi...

Pazartesi dediğimiz, 19 Mayıs 2003 Pazartesi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla sonuçlanan emperyalizme karşı verilmiş ilk kurtuluş savaşının ilk adımının atıldığı günün 84’üncü yıldönümü... İşte, o yüce bayram günü, Cumhuriyete giden yolun büyük merhalelerinin anılması için getirilen bayramların içlerinin boşaltılması, bu bayramların anlamlarından soyutlanmamalarını amaçlayan “teşekkül halinde” bir uğursuz girişime alet edildi...

O pazartesi günü, nasıl seçildiklerini “teşekkül erbabı” dışında kimsenin bilmediği (daha doğrusu, herkesin pek güzel bildiği) bir grup “taliban” Atatürk’ün en büyük eseri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir araya getirildiler.. Bunlardan bazıları, 19 Mayıs kutlamalarına verip veriştirdiler:

“Hamasi devlet törenlerine son verilsin... Kutlamalar stadyumlardan dışarı çıkarılsın...” ve daha neler, neler...

Sonra, “ulusallık” artık ancak en son niteliği sayılabilecek Milli Eğitimimizin başında “bakan” olarak bulunan zat geldi küsüye ve “talibanın” tuttuğu çanağa ağız volesini patlattı:

“Çocuklar el hak doğruyu söylüyorlar!...”

Dışarıda ise, “mütareke medyasından” bazı “muhbirler” yüce TBMM’de “talibanın” çanak sözlerine “bakanın” ağız volesiyle verdiği onaya destek sağlamak için mide bulandırıcı bir düzmecelikle sözüm ona haberler ürettiler. Bunlardan birinde, Ankara’daki tören sırasında tribünde dev tablolar oluşturmuş topluluktan bir çocuğu, kendi ezberlettikleri sözlerle törene saldırttılar.

Dünyanın hangi ülkesinde ulusal günler için resmi tören düzenlenmiyor? Örneğin, İngiltere’de bırakın ulusal günü, kraliçenin tahta çıkış yıldönümünün o ciddi ve çağlar öncesinden kalmış törenlerine pislik atmak için bir grubun İngiliz parlamentosunda getirilip bizdeki saçmalıkları seslendirdikleri hiç olmuş mu; olması akla getirilebilir mi?

Kutlamaları stadyumların dışına taşıyacaklarmış! O kutlamaların yapıldığı stadyumların tribünlerinin 19 Mayıs günü birçok birinci lig takımının önemli maçlarına oranla çok daha dolu olduğunu görmek işlerine gelmiyor. Tribünler doluyorsa, bu halk demek ki törenlerde seyredecek çok şey buluyor. TBMM’de sahnelenen ortaoyununun goygoyculuğunu yapan “mütareke medyasından” bir televizyonun, İstanbul’daki stadyum törenlerinde Kuleli Askeri Lisesiyle bir kız lisemizin öğrencilerinin sundukları çağdaş ikili dans gösterisini öve öve bitirememesi de riyakarlık mızrağının çuvala sığmadığını göstermiyor mu? Kaldı ki, Türkiye’de bir ulusal bayramın resmi tören dışındaki etkinliklerle de kutlanmasını engelleyen herhangi bir mani mi var?

Evet, tam bir “teşekkül halinde” girişim. . .üstelik de şikeli.

“Teşekkülün” içinde hem Atatürk’ün en büyük eseri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bugünkü “inadına başkanı” ile “ulusallık” artık ancak en son niteliği sayılabilecek Milli Eğitimin başında “bakan” olarak bulunan zat yer alıyor.

Ama, tümü bu ikisi değil!

Pazartesinin bir de Pazar gününden (yani, 18 Mayıs 2003’ten) belli olan gelişi var. Pazar günü, Atatürk’ün destansı kurtuluş mücadelesini başlattığı Samsun’un liman alanında yapılan bir tören birçok televizyondan canlı yayınlanıyor. Yayınlayanlar arasında, “mütareke medyasının” önde gelen televizyonları da bulunuyor. Hayrete gerek yok, çünkü, kürsüde, Atatürk’ün  kurduğu Cumhuriyetin bugünkü Başkanı bulunuyor. Birkaç ay önce İsviçre’nin Davos kentinde başı bağlı eşiyle tesettür defilesinde imişlercesine pozlar veren başbakan, bu kez, Samsun’daki kürsüde, Hollywood’un son büyük balonu Matrix’in baş rol oyuncularını çağrıştıran bir edayla “dolaylı gözlük reklamı” yapan bir konu mankeni pozundaydı. Tören, Atatürk ve arkadaşlarını o karanlık işgal günlerinin İstanbul’undan büyük mücadeleyi başlatmak için kaçırırcasına alıp Samsun’a getiren küçücük Bandırma vapurunun benzerinin açılışı için düzenlenmişti. Bugünün başbakanı, tek düze bir bağırma tonundaki madeni sesiyle yaptığı uzun konuşmada, Atatürk’ün adını tek bir kez ağzına almadı; Büyük Kurtarıcı ve arkadaşlarından, sürekli olarak “o günküler” diye söz etti. Sanki, bir gün sonra Yüce Mecliste sahnelenecek ortaoyununun başlama işaretini veriyordu.

Bir önceki ulusal bayram olan 23 Nisan’da Arap kültürel yayılmacılığının simgesi olan türbanı Yüce Meclise sokarak kamusal alan yasağını tümüyle delme girişimini ellerine-yüzlerine bulaştıranlar, kuşkusuz, 19 Mayıs’ta bunun öcünü aldıklarını sanıyorlar. Önümüzde, emperyalizme karşı verilmiş ilk kurtuluş mücadelesi olan Bağımsızlık Savaşımızın iki başka önemli merhalesinin yıldönümlerinde kutlayacağımız ulusal bayramlarımız var: 30 Ağustos ve 29 Ekim... Ve, Büyük Kurtarıcımızı andığımız 10 Kasım...

“Teşekkül erbabının” bundan sonraki büyük günlerde de yeni tezgahlar düzenleyebileceklerini akıldan çıkarmamak ve bu konuda hazırlıklı olmak zorundayız.

Müdafaa-i Hukuk

 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |