"Yurdun    bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir... Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

01 Haziran  2004

            

EMPERYALİZM 1919'UN RÖVANŞINI ALMAK İSTİYOR !

Kudret ULUSOY

Paris Konferansı tarafından Yunan istekleriyle ilgili olarak kurulan özel komisyonun İngiliz üyesi Harold Nicolson 14 Mayıs günü karısına yazdığı mektupta, bir gün önce nihai tartışmaya katılmak üzere Lloyd George tarafında çağrılışını şöyle anlatıyordu; " İçeri girdim. Wilson ile Clemenceau koltuklarını benim getirdiğim haritanın önüne çekmişlerdi Yarım saatten beri bazı itirazlarda bulunmak üzere konuşma sırasının bana gelmesini bekliyordum. Lloyd George gibi Başkan Wilson da çok nazikti. Clemenceau'ya gelince 'boş ver delikanlı, sıkma canını !' der gibi bir havadaydı. Bu bilgisiz ve sorumsuz insanların Küçük-Asya'yı (Anadolu) bir pasta gibi dilim dilim parçalama hakkına sahip olmaları çok korkunç ! Hem de Küçük Asya ile doğrudan ilgili kişilerin bulunmayıp yalnızca benim bulunduğum bir yerde"

Türklerin Avrupa'dan sökülüp Asya'nın derinliklerine atılarak Anadolu'nun paylaşılması için yüzyıllardan beri çeşitli projeler hazırlayıp uygulamaya koyan batılı emperyalistler;1800'lü yılların başından 1900'lü yılların başlarına kadar önemli başarılar elde ederler. Sonuçta Osmanlının çöküşüyle birlikte, Anadolu'nun ortasına kadar gelip,  Ankara'nın kapısına dayanırlar. İşte tam bu sırada, eşsiz komutan ve askeri deha Mustafa Kemal önderliğindeki Türk Ordusu; emperyalizme  karşı verilen ulusal bağımsızlık mücadelesine öncülük eder. Bu büyük mücadele sonucunda batı emperyalizmi; işbirlikçisi Yunanlılarla birlikte Ege'ye dökülerek büyük bir yenilgiye uğrar. Emperyalizm; Sevr galibiyetinden sonra Lozan mağlubiyetine imza atmak zorunda kalır. Batı emperyalizmi Mustafa Kemal ve Türk Ordusu karşısında uğradığı yenilginin rövanşını almak için 1919'dan bu yana sürekli fırsat kollar. Ancak bunun doğrudan mümkün olmadığını anlar ve önce ülkemizi ekonomik, sosyal ve siyasal yönden etki ve baskı altına almayı, daha sonra da demokratikleşme adı altında yeni taleplerle ülkenin Anayasal kurumlarındaki Ordu temsilcilerini saf dışı bırakmak için bu konuda kamuoyu oluşturmayı dener. Böylece geçmişin rövanşını almak ister.

Son yıllarda, batı emperyalizmini temsil eden ve onların kontrolündeki çeşitli uluslar arası kurum ve kuruluşların  Kemalizme; daha doğrusu Mustafa Kemal Atatürk'e saldırısı ve onun şahsında Anayasal kurumlarımızdaki Ordu temsilcilerinin çıkarılma çabalarının altında 1919'daki mağlubiyetin acısı yatar. Yoksa ülkemizin ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmesi ile demokratik yönden gelişmesi onların umurunda bile değildir. Halbuki; dünyada faşist, komünist ve teokratik rejimlerin yayıldığı o yıllarda; bunların hepsini elinin tersiyle itip, demokratik ve laik Cumhuriyeti tercih eden, yani demokrasiyi tercih eden, Mustafa Kemal ve onun Ordusundan başkası olmadığını unutmamak ve bunları kendilerine sürekli hatırlatmak gerekir.

Geçmiş yıllara döndüğümüzde; Osmanlı İmparatorluğu üzerinde doğrudan doğruya sömürgeleştirmeye girmeyen emperyalist devletler, ülkeye; azınlıklar, eşraf ve büyük toprak sahiplerini kullanmak suretiyle girdiği için, asıl ezilen ve sömürülen köylüler emperyalizmin acısını doğrudan doğruya hissetmez. Emperyalizmin ülkedeki doğrudan ya da dolaylı bütün organları, ister Hıristiyan olsun ister Müslüman olsun Osmanlı yurttaşlarından oluşmaktadır. İşte köylü bu Osmanlı yurttaşlar  ile karşı karşıya kalır. Emperyalizm tarafından kurulan Düyun-u Umumiye ve Osmanlı Bankası gibi kuruluşların görevlileri; köylülerle doğrudan doğruya ilişkiye giren işte bu yurttaşlar olduğu için, günlük hayatta emperyalist sömürü bu yurttaşların şahsında somutlaşır, dolayısıyla önceden bir bilinçlenme de olmaması nedeniyle yabancı istilacılara karşı yürütülecek bir mücadelede ilke olarak mümkün olamaz. Ülkedeki eşraf ve büyük arazi sahipleri ile ticari ve mali hayata egemen azınlıkların egemenliği altındaki köylüler dışında, Osmanlı İmparatorluğunda geri kalan ne varsa hepsini bölüşmeyi hedef alan emperyalizm ile çelişki içinde olan tek bir gurup olarak ordu vardır. Yani ülkede emperyalizmle işbirliği yapan sınıflara karşı sadece ordu ve subaylar bulunmaktadır. Ordunun dışındaki diğer egemen güçlerin tamamı ilkede olduğu kadar, uygulamada da emperyalizmin o anki politikası ile uzlaşmaya hazırdır. Bir yerde, emperyalizmin; Osmanlı üzerinde planlayıp hazırladığı oyunun içinde sadece ordu yoktur. Bu yeni durum ülkenin geleceği yanında, ordu için de bir ölüm kalım sorunu olarak varlığını duyurur. Bundan dolayıdır ki, emperyalizme karşı verilecek mücadelenin başını o çekecektir.

Başlangıçta, İngiliz, Fransız ve İtalyanların işgalleri mahalli  halkın hiçbir tepkisi ile karşılaşılmaz. Hatta bölge eşrafı bunlara kucak açar, törenlerle karşılar. (ENER K. Çukurovanın İşgali ve Kurtuluş Savaşı)  Yunan işgalini önlemek için bizzat yerli eşraf tarafından İtalyanlar bölgelerini işgale davet edilir. Ancak Yunanların ilerlemeleriyle birlikte işgal bütün bölgeye yayılınca Türk eşraf can ve mallarını korunmak için yerli Hıristiyan komşularıyla pazarlığa girişir. Tehlikenin ucu kendilerine daha fazla dokunan büyük arazi sahipleri bölgedeki müzmin baş belası silahlı çeteleri örgütleyerek direniş nüveleri kurarlar. Ancak bu çeteler işgal kuvvetleri dışında, yerli Müslüman-Hıristiyan halk ayırımı yapmadan hepsine saldırır. Büyük yetkilerle Anadolu'ya geçen Mustafa Kemal; üstün meziyetleri sayesinde kendini önder olarak kabul ettirir. Geriye Anadolu eşrafı ile işbirliği kalır. Anadolu'nun ayakta kalabilen tek güçleri Ordu ile Eşraf sonunda birbirine yaklaşır ve demokratik yollarla kaynaşmalar  meydana gelir. Daha sonra Erzurum kongresi yapılır. Bu arada Mustafa Kemal'in resmi görevi sona erer. Bu durum eşrafın ona olan güvensizliğini hafifletmeden otoritesini yok eder ve nazik bir durum meydana gelir. Şimdi eşrafı içten feth etmek gerektiğinden, bu sorunda Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üzerinden yürütülen denetim sayesinde giderilir. Böylece Mustafa Kemal cemiyet başkanlığına seçilir. Böylece ulusal kurtuluş savaşımız demokratik yollardan ve geleneklerden hareket edilerek başarılır.

Dolayısıyla, Ülkemizde son yıllarda gösterilen demokratikleşme çabaları takdirle karşılanmakla birlikte; geçmişten ders alınıp, batı emperyalizminin gizli amaçları ile Afganistan, Irak, Bosna, Afrika ve diğer ülkelerdeki faaliyetleri göz önüne alınarak ve kendi isteklerimiz ve doğrularımızla oyuna gelmeden yürütülmelidir. Kaldı ki, demokrasi geleneğinden gelen Ordumuz, ulusal kurumlarımız için demokrasi dışı değil, tam tersi demokrasinin ve o kurumlarımızın güvencesidir.



 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |