|
02 Temmuz 2003
AMERİKA’NIN GIRTLAK STRATEJİSİ (3)
Hüseyin MÜMTAZ
Vay anasını sayın seyirciler!
Amerika hastane, postane, tersane filan dinlemedi
haşırt diye geldi bağrımıza çöküverdi.
Üstelik bu sefer tezkere filan da yok, sorup
soruşturan da.
Türkiye’nin, Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal'in ABD
ziyareti öncesinde iletilip ziyaret esnasında
pişirilen “N’olur bari üslerimizi kullanın” konulu
talebini “değerlendiren” Amerika Birleşik
Devletleri, başta İncirlik olmak üzere
Türkiye'deki bazı üslerin lojistik amaçlı
kullanılma isteğini uygun karşılamış.
Konuyla ilgili bir açıklama yapan Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül de, BM
Güvenlik Konseyi'nin 1483 sayılı kararı uyarınca
Irak'ın yapılandırılmasına yardım edecek
ülkelerin, istemeleri durumunda Türkiye'nin
imkanlarından yararlanabileceklerini söylemiş.
Gül, Dışişleri Bakanlığı'nda gazetecilerin
soruları üzerine, bu konuya ilişkin olarak ABD'den
talep geldiğini söyleyerek, dün Bakanlar
Kurulu'nda da bir kararname imzaladıklarını
kaydetmiş. Gül, BM Güvenlik Konseyi 1483 sayılı
kararının Irak'ın yeniden yapılandırılması ve bu
ülkeye yapılacak yardımı içerdiğini anımsatarak,
''Tüm bunlarla ilgili olarak, Türkiye'nin
imkanlarının kullanılabileceğini söyledik'' diye
konuşmuş.
Bu kararın uygulamasının nasıl olacağının
sorulması üzerine de Gül, ''Anayasa'da tezkereye
fırsat kalmayacak şekilde bazı imkanlar
bulunduğuna'' işaret ederek, bu imkanların
yardımlarla ya da yabancı askerlerin girişiyle
ilgili olabileceğini söylemiş..
Yaş tahtaya basar mı artık Akepe? O bir defa
olur.. Artık ne tezkere ne bir şey.. “Anayasadaki
bazı imkânlar” değerlendirilip Türk milletinin
“gıyabında” böyle kararlar pekalâ verilebilir.
Asıl merak edilen, Ziyal’ın çantasında başka
nelerin olduğu..Daha başka neler verdik
Amerika’ya?
Zinhar bizim kaynaklardan değil, her zamanki gibi
yabancı basın yayın organlarından öğreniyoruz olup
bitenleri.
Çünkü “bizim” medya mensupları kamuoyunu haberdar
etmek değil, etkilemek ve asıl bizim kamuoyunun
eğilimlerinden yabancıları haberdar etmek için bir
süredir yanlış yerlerde yanlış kişilerle yanlış
ilişkiler kuruyorlar.
Ankara’da, çalışma saatlerinde ve devletin resmi
binalarında değil; ya İstanbul Boğaz yalılarında,
gece saatlerinde Wolfowitz-Grossman-Perle ile
yahut Washington’da Emperyal Otel odalarında yine
gece saatlerinde bu üçlünün altındaki memurlarla
kurulan ilişkiler sonuçta Amerika’nın, edinilen
sübjektif yorumlar nedeniyle bu görevliler
tarafından yanlış yönlendirilmesine neden oluyor.
Olan da Türkiye’ye oluyor.
Yabancı basının dediğine göre Ziyal Amerika’ya,
bin dereden su getirilerek temin edilen o mahût
8.5 milyon dolarlık kredinin büyük kısmının
Irak’ın yapılandırılmasında kullanılacağını
belirtmiş.
Amerika resmen paralı amele tutuyor, Irak’ta
istediği düzeni kur-du-ru-yor.
Irak’ta Amerika’nın istediği düzen ve Türkiye’nin
“kırmızı çizgilerine” aykırı olarak “kendi
elleriyle” gerçekleştirdiği bu oluşum başka bir
yazının konusudur.
Fakat Türkiye-Amerika ilişkileri, Akepe iktidarı
sayesinde süratle “Stratejik Ortaklık”tan,
“Stratejik Müstahdem” seviyesine indirgenmektedir.
Buna, yorumlarıyla kamuoyu oluşturucularımız da
katkı yapmaktadır.
Bakın “derin âlimlerimizden” Ege Cansen ne diyor:
“Teskerenin kabul edilmemesi, bazılarımızı çok
telaşlandırdı. Omuzumuza konan talih kuşunu ‘pışt,
pışt’ diyerek kovmuş olduğumuzu söylediler. Kırk
yılda bir, elimize ülkenin makûs talihini yenecek
bir fırsat geçmişti ve biz bunu tepmiştik. Hele
hele Amerika, Irak'ı kısa sürede dizleri üzerine
çöktürünce, üzüntü daha arttı. Bırakın fırsat
kaçırmayı, başımıza belayı tam aldığımıza káni
olduk. İran, Suriye ilişkilerimiz veya Kıbrıs ya
da Kuzey Irak'la ilgili tutumumuzu beğenmeyen
Amerika'nın kafası atsa ve Türkiye'ye karşı bir
askeri harekata girişse ne olacak? Kim, Amerika'ya
dur diyecek? Türkiye akıllı bombalara kaç gün
dayanır?
…. Şimdi, talih
kuşu meraklılarına müjdem var. Kuş yeniden
geliyor. Çok uzak olmayan bir gelecekte ABD'nin,
Iran'a veya Suriye'ye karşı bir harekata girişmesi
hiç de sürpriz olmayacak. Bu durumda ABD,
Türkiye'ye yine işbirliği önerecek, daha doğrusu
dayatacak. Yani kabul edilmeyen teskerenin bir
benzeri TBMM'ne yine gelebilir. Herhalde ‘‘kuşu’’
bu sefer kovmayacağız. Zaten ABD de artık işi sıkı
tutuyor. ABD'nin propaganda uzmanları, Türkiye
üzerine müthiş bir psikolojik baskı uyguluyor.
Öncelikle etkili başlık atan gazetecileri, sonrada
yetkili işadamlarını kullanarak Türkiye'ye ‘sıkı
bir zılgıt’ çektiler. Sopayı görünce,
yelkenlerimiz suya erdi. Nitekim şu sıralarda,
‘ABD'ye, kafa mı tutmalı, yoksa alttan mı almalı?’
diye bir anket yapılsa, sonuçta ‘höt demeden al
sana teskere demeli ki; erkeklik bizde kalmış
olsun’ cevabı, en fazla oyu alır.”
Ben bu yorumun, Türkiye’de, “Türk” bir gazeteci
tarafından yapıldığına inanamıyorum.
Fakat Cansen’in yorumu doğru ki, zılgıt-yelken-höt
muhabbeti sonrası “tezkereye” gerek bile kalmadan
“Anayasa’nın bazı imkânları”na sığınılması
mecburiyeti hâsıl oldu.
Ziyal’ın çantasında, Türk askerini
güneyde bir Leh generalin komutası altına vermenin
de olduğunu daha önce yazmıştık.
Sızan şu “sunumlar”, Türkiye’nin Irak olayına
artık bir “Kuzey Irak Kürt Devleti-Türkmenler”
meselesi olarak değil, daha önce Gül’ün de
açıkladığı üzere “Irak’ın bütünü” açısından
bakmakta olduğunu gösteriyor:
''İnsani yardım, ikinci bir sınır kapısının
açılması, hastaneler kurulması, Irak Dışişleri
Bakanlığı'nın yeni bilgisayar sisteminin
kurulması, sağlık ve haberleşme alanında yardım,
Türk müteahhitlik hizmetleri, şimdiye kadar
yapılan helikopter yakıt yardımının devamı,
Bağdat'a uçuşların başlaması, bankacılık
sektöründe yardım, itfaiye, polis ve askeri
eğitim, üniversitelerarası işbirliği, Irak'taki
koalisyon kuvvetlerinde görev yapan Amerikalı
askerlerin eşleriyle birlikte Türkiye'de tatil
yapma olanakları...''
Türk heyeti, koalisyona yapılacak asker katkısı
konusunda da, ABD tarafına, ''daha önce yapılan
teklifin masada olduğu ve istenmesi durumunda
katkıda bulunmaya ve teklifi canlandırmaya hazır
olunduğu'' mesajını iletti.
Tamam 50 sene önce Missouri Zırhlısı’nın gelişinde
Karaköy’de yapılan kutlama etkinliklerinin bir
benzerinin yine gündemde olduğu anlaşılıyor.
Bu arada Türk heyeti, görüşmelerde, üzerinde
çalışılan Pişmanlık Yasası'nın felsefesine ilişkin
bilgi vermiş, ABD tarafının da, “böyle bir yasanın
çıkarılmasının olumlu olacağı yönündeki görüşünü
Türk tarafıyla paylaştığı” belirtilmiş. Ankara
ayrıca, Kerkük kentinde yaşanan bazı pratik
sorunlara ilişkin rahatsızlıklarını iletirken,
Kuzey Irak'taki Kürt grupların Habur sınır
kapısından geçiş yapan Türk kamyonlarından aldığı
har(a)çlara ilişkin eleştirilerini de dile
getirmiş. Türk yetkililer, Irak'ın tüm sınır
kapılarındaki uygulamaların aynı olması
gerektiğine işaret ederek, keyfi düzenlemelere
gidilmemesini istemişler.
Hâle bakın..
80 yıllık Cumhuriyet, çıkaracağı yasalar,
güneyindeki milli hedefleri, mücavir sınır
bölgelerindeki problemlerle ilgili konularda başka
ülkelerden “icazet” alıyor.
Türkmen meselesinin de “Kerkük kentinde yaşanan
bazı pratik sorunlar” “derekesine”
indirgendiğine dikkat lütfen!
Ziyal’in ziyareti öncesi Gül’ün Powell’a mektubu;
Powell’ın da Gül’ün Tahran’daki İKÖ konuşmasında
tam bir “Amerikan müttefiki” ağzıyla İslâm
Devletlerini “rejimlerini gözden geçirmeye” daveti
üzerine gönderdiği cevabî teşekkür mektubunu; iki
ülke arasındaki ilişkilerin gerçek “derekesini”
aksettirmesi açısından bir tarafa kaydetmenizde
yarar var.
Akepe’nin gittikçe kabaran bu “dış ilişkiler
dosyası” ileride anlaşılan epey işe yarayacak..
-
Geri -
|