|
03
Şubat 2003
KIBRIS
1963…BOSNA 1992…KOSOVA 1998…
KIBRIS TÜRK STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
RUM-SIRP SOYKIRIMI
Yeni bir Avrupa yarattıklarını iddia eden, dünyaya
"İnsan hakları" ve "Hukuk"
dersleri vermeye kalkışan Avrupalılar, gözleri
önünde süregelen çağ dışı davranışlara neden göz
yumduklarını anlamak mümkün değil.
Fazla uzaklara gitmeye gerek yok. Avrupa'yı yönetenler,
Kıbrıs, Bosna ve Kosova'yı Avrupa toprakları olarak
ilan edip, onları sınırlarına katma politikası
sürdürürken, bu toprakların gerçek sahipleri olan
Türk kökenlileri ve Müslümanları, Avrupalı olarak
kabul etmek istemiyor, onları aynı toprakları
paylaştıkları komşuları ile kapıştırarak yok etmeye
çalışıyorlar.
Kıbrıs'ta, Bosna'da, Kosova'da, onbinlerce korumasız
insanı öldüren Avrupa'nın beslemeleri canilerin
ortak yanları dikkatleri çok çekiyor.
Kıbrıs'ta 1963'ten 1974'de kadar Hıristiyan Ortodokslar,
Adayı Yunanistan'ın sınırlarına katmak için, Müslüman
Kıbrıs Türkleri'ni öldürdüler. 1992'de, Hıristiyan
Ortodoks Sırplar, Bosna'da Müslüman ve Katolik'leri
yaşadıkları topraklardan söküp atmak için soykırım
gerçekleştirdiler. On binlerce kişiyi Avrupalıların
verdikleri silahlarla barbarca öldürdüler. 1998'de
gene Sırplar, bu defa Kosovada yaşayan Müslüman
ve Katolik Arnavutları toplu halde öldürdüler.

Türkiye'de AB uğruna Yunan-Rum ikilisine laf ettirmeyenler
yukarıdaki fotoğrafa dikkatli baksınlar. Ellerinde
Yunan bayrağı bulunan bu insan müsveddeleri BOSNA'da
zevk için Türk kökenlileri ve Müslümanları öldüren
Yunanlı ve Rum katillerdir. Bunlar Balkanlarda
Ortodoksluğu güçlendirmek için gönüllü olarak
Sırpların yanında yer almışlar ve dürbünlü tüfeklerle
tepelerden masum insanları çocuk, kadın ayırmadan
zevk için öldürmüşlerdir. Yunan-Rum basını bunları
Elenizm'in kahraman olarak ilan etmiş resimlerini
yayınlamış işledikleri cinayetleri pay çıkararak
uzun uzun yazmıştı.
KIBRIS TÜRKLERİNE
YÖNELİK ETNİK TEMİZLİK
1950'li yılların başında Yunanistan "Self-determinasyon"
örtüsü altında "Enosis"i gerçekleştirmek
için Birleşmiş Milletler'i, oyunun içine çekmeye
çalıştı. Tıpkı bugün Annan planında olduğu gibi,
Ancak Birleşmiş Milletler, Yunanistan'ın oyununa
gelmedi, 1958'de bütün ilgili tarafları kendi
aralarında görüşmelerle adil bir çözüme varmaya
çağırdı. Görüşmelerden sonra, Kıbrıs'ta yaşayan
iki toplum, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin
gayretiyle 1959'da bir uzlaşmaya vardı.
Zürih ve Londra anlaşmalarına uygun olarak 1959'da
hazırlanan, "Kıbrıs Cumhuriyeti" Anayasası
ile buna bağlı Kuruluş, İttifak ve Garanti anlaşmaları
10 Ağustos 1960'da yürürlüğe girdi. Böylece Kıbrıs'ta
iki ayrı din, dil ve kültüre sahip iki ayrı ulusal
toplumun ortaklık ve siyasi eşitliği prensiplerine
dayanan Kıbrıs Cumhuriyeti doğdu.
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Enosis'e bir basamak olarak
kullanan Makaryos, Eoka'cı teröristleri Kıbrıs
Türklerinin üzerine saldırtmıştı. Atina'da hazırlanan
senaryo Türkler üzerinde korku yaratarak zorla
kabul ettirilecek Anayasal değişikliklerle "Enosis"i
engelleyen tüm maddeler ortadan kaldırarak, Adanın
Yunanistan'la birleşmesine zemin hazırlamak şeklindeydi.
Zürih-Londra Anlaşmaları'nın Kıbrıs'a getirdiği
anayasal düzen, fazla uzun sürmedi. Makaryos,
30 Kasım 1963'de Kıbrıs Anayasası'nın Türklere
tanınan hakları içeren 13 maddesini tek taraflı
olarak değiştirdi.
24 Aralık 1963 günü başlayan Türklere yönelik
soykırım, 20 Temmuz 1974'de Türkiye garantörlük
görevini yerine getirerek müdahalede bulununcaya
kadar devam etti
Rumların, Türklere karşı düşmanlık ve barbarlıklarına
tanık olan yabancıların yazdıklarından vereceğimiz
birkaç örnek insanlık açısından tiksindiricidir.
· 2 Nisan 1988 tarihli İngiliz "Guardian"
gazetesinde yayınlanan bir İngiliz resmi raporuna
göre, hastanede yatan 25 Türk hasta yataklarından
kaybolmuşlardı. İngiliz İstihbarat subayı Teğmen
Martin Packard'ın bulgulara dayanarak hazırladığı
rapora göre, hasta Türklerin gırtlakları Rum hastabakıcılar
tarafından kesilmiş, cesetleri bir kamyona yüklenerek
şehrin kuzeyindeki bir çiftliğe götürülerek orada
parçalanarak kıyma makinesinden geçirilmiş ve
kanalizasyona atmışlar.
· Rumlar, 21 Temmuz 1974'de Limasol'da da 13-16
yaşlarında 25 erkek çocuğunu evlerinden toplayarak
bir briket fabrikasına götürdüler. Orada çocukların
kafalarını preste ezerek öldürürken, "Türklerin
soyunu işte böyle kurutuyoruz.." şeklinde
vahşi naralar atmaları olaya tanık olanların ömürleri
boyunca gözlerinden silinemeyecek dehşet dolu
bir sahneydi.
· Bugün, hayatta
olan o korkunç günleri yaşamış tanıkların anlattıkları
akılalmaz şeylerdir. Bu tanıklardan biri de SALAHİ
HİLAL'dir. Doğruyol bölgesinde, Rumlar tarafından
esir alınıp vücudunun etleri bıçakla kesilerek
kanı emilen SALAHİ HİLAL, hiçbir savaş kanununa
uymayan Rum-Yunan mezalimini şöyle anlatıyor:
"Beni esir alan Yunanlı ve Rumlar, bellerinden
çıkardıkları kamalarla kollarımı ve omuz başlarımın
etli yerlerini kesmeye başladılar. Bu arada yanlarına
Yunanlı bir subay geldi. Rumlara "Aranızda
Türk kanı içmeyen var mı?" diye sordu. İçlerinden
bazıları "içmedik" diye bağırdılar.
Bunun üzerine Yunanlı subayla birlikte 10-15 kişi
bıçakla kestikleri etlerimden sızan kanı yalamaya
başladılar. Bayılmak üzereyken beni dışarı çıkardılar.
Dışarıda ellerinde tutsak bir arkadaşımı gördüm.
Elleri ve ayakları bağlıydı. Bu arada bir Kıbrıslı
Rum, belindeki el bombasını alarak emniyet mandalını
çekti ve tutsak Türk askerinin üzerine fırlattı.
Zavallı parça parça olmuştu. Artık yaşamak istemiyordum.."
BOSNA'DA SIRP KATLİAMI
Bosna-Hersek, 1992 yılının Şubat sonu ve Mart
ayı başında yapılan bir halk oylaması ile bağımsızlığını
ilan etmişti. Bağımsızlığı Avrupa Birliği tarafından
6 Nisan'da, ABD tarafından ise 7 Nisan'da tanındı
ve 22 Mayıs 1992'de Birleşmiş Milletler örgütüne
kabul edildi. Bosna-Hersek uluslararası alanda
"üniter" bir devlet olarak kabul edilmiş,
tanınmıştı.
Bosna-Hersek'in bağımsızlığını ilan ettiği Mart
ayında, Sırplar, toplam 100 bin kişilik milis
ve ordu birlikleriyle, saldırıya geçtiler. Başkent
Saraybosna'nın kuşatılması ise 5 Nisan'da başladı.
İyi silahlanmış Sırp milisler, kısa sürede Bosna-Hersek'in
yüzde 60'ını ele geçirdiler. 2 milyondan fazla
Bosnalı göçe zorlandı, yerlerinden yurtlarından
edildi.
Sırplar, Bosna-Hersek'te, Müslüman Boşnakları
ve Katolik Hırvatları, yaşadıkları topraklardan
sürmek bu toprakları yağmalamak için işledikleri
cinayetleri, kimseyi umursamazcasına "Etnik
temizlik" olarak adlandırıyorlardı.
"Etnik temizlik", planlı bir şekilde
Boşnak ve Hırvat halkı hedef alıyordu. Sırp tankları
ve topçusu işgale yöneldiği topraklardaki ev,
hastane, okul, tarihi eser ve dini yapıların hepsini
top ateşine tutarak yerle bir etmişti. Sırp komutan
bölgede yaşayan Sırp olmayan halkı hoparlörlerle,
10 dakika içinde şehrin meydanında toplanmaları
çağrısında bulundu. Bu arada Sırplar, Boşnak ve
Hırvatların dükkanlarına ve evlerine saldırarak
mallarlarını yağmaladılar, binalarını yaktılar.
Sırpların şehrin meydanında topladıkları Müslüman
ve Katoliklerin arasından kadınlarla çocukları
ayırarak erkekleri toplama kampına gönderdiler.
Direnenler, yüzleri maskeli ve çoğu sarhoş Sırplar
tarafından öldürüldüler.
ABD Dışışleri Bakanlığı'nın bu soykırımla ilgili
bir raporuna göre, Bosna'nın Brcko şehrinde iki
ay içinde 3500 Müslüman kadın, erkek ve çocuk
acımasızca katledildi. Sırplar her baskında 50
kişiyi öldürerek cesetlerini Sava nehrine atmış
yada açtıkları çukurlara toplu halde gömmüşlerdi.
27 Eylül 1992 tarihli Washington Post'ta yer alan
bir haber'de ise; Sırpların, öldürdükleri Boşnakların
cesetlerini parçalayarak etlerini domuzlara yedirdikleri
belirtiliyordu.
Toplu tecavüz ve bu amaçla kurulan toplama kampları,
Sırp askerlerinin "etnik temizlik" politikasının
temel araçlarından biriydi. Bu konuda bir görgü
tanığı 3 Müslüman kızın Tuzla'da çırılçıplak soyularak
bir çite zincirle bağlandıklarını ve tecavüz edildiklerini
anlattı. Üç gün sonra ise başlarından aşağı gaz
dökerek onları yaktılar. (Newsweek, 17 Ağustos
1992)
Prijedor'da bir Müslüman koca, 12 Sırp askerinin
karısına gözleri önünde tecavüz edilmesini görmeye
zorlandı. Bir Müslüman anne, uç aylık bebeğini
kendisine vermeleri için Sırp Askerlerine yalvardı.
Sırplar kahkahalar atarak bebeğin başını keserek
"işte bebeğin, al emzir.." diyerek kucağına
attılar. Yapılan resmi tespitlere göre Sırplar
10 binden fazla çocuğu öldürüp toplu mezarlara
gömdüler. (Vecerni List, Zagreb, 11 Ağustos 1992)
KOSOVA'DA YAŞANAN İNSANLIK DRAMI
Bosna-Hersek'te yaşanan katliamlar, etnik temizlik
ve insanlık dışı diğer uygulamalar zihinlerden
daha silinmeden, "Yugoslav" Cumhuriyetlerinden
Kosova'da, ikinci bir Sırp vahşeti 1998'de başladı.
Sırp Devleti, yaklaşık 2 milyona varan Kosova
nüfusunun %90'ını oluşturan Müslüman Arnavutlara
karşı, eşine ender rastlanan bir barbarlık örneği
ortaya koydu bu bir Bosna, Kıbrıs benzeri bir
soykırımdı
1998 yılının ilk yarısında Kosova tarihinin en
karanlık sayfası yazılmıştı. Ölü sayısı bilinemeyecek
kadar fazlaydı. 2002'de bulunan toplu mezarları
görenleri ürpertiyordu.
Arnavut halkın topluca öldürülmeleri, Likoşan
köyünde Şubat ayında başlamıştı. Sırp polisin,
Milislerin ve askerin katıldığı saldırı 24 saat
sürdü. Gerek çarpışmalarda, gerekse Sırp güçlerinin
daha sonra köyü girmesiyle, katliamlar ve toplu
infazlar gerçekleştirilmişti. Binlerce Arnavut,
silah zoruyla evlerini terk etmeye mecbur edilmişlerdi.
Hayatlarını kurtarmak için göç eden Arnavut ve
diğer etnik gruplardan 300 bin kişi, topçu ateşi
altında, yüzlerce saat, soğuk havada ve küçük
çocukları kucaklarında çok kötü hava şartları
altında karlı dağları aşarak yüzlerce kilometre
yol takip etmek zorunda kalmışlardır.
Kıbrıs Adasında ve Balkanlarda yaşayan Türkler
ve Müslümanlar Yayılmacı güçlerin hedef kurbanlarıdır.
Bu insanların tek suçları Türk ya da o toprakların
gerçek sahipleri olan Müslümanlar olması. AB hayranlarının
bir gerçeği çok iyi bilmeleri ve kabullenmeleri
gerekir. Bu gerçek AB'nin, Türklerden ve Müslümanlardan
tamamen arınmış bir Avrupa kurmayı hedeflemiş
olmalarıdır. Bu düşmanlıklarının nedeni de Osmanlı
İmparatorluğu fobisinden henüz kurtulamamış olmalarıdır.
Son aldığımız
bir haberi de ilave edecek olursak bu tezimizi
noktalamış oluruz. Katolik Hıristiyanların Ruhani
lideri Papa 2. John Paul, Avrupa Birliğinin hazırlık
aşamasındaki anayasasına "Dini Hristiyan'dır"
ifadesinin eklenmesini istemiş. Böylece AB'nin
bir Hıristiyan kulübü olduğu iddiası da doğrulanmış
oldu.
-
Geri -
|