"Yurdun    bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir... Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

 3 Mart 2005

AVRUPA BİRLİĞİ POLİS DEVLETİ

Yılmaz DİKBAŞ

Alman araştırmacı-yazar, gazeteci Hans-Martin Tillack, ünlü Alman dergisi Stern’in, 1999’dan 2004’ün ortalarına kadar, Brüksel’de muhabirliğini yaptı.

2002 yılında Tillack, AB’nin yürütme organlarından Avrupa Komisyonu’undaki yolsuzluk ve sahtekarlıkları araştırıyor, bulgulaları Stern’de yayınlanıyordu.

Avrupa Birliği (AB)’nin de kendi bünyesinde yolsuzluk ve sahtekarlıkları izleyip inceleyen, OLAF adlı bir örgüt bulunmaktaydı. OLAF, Tillack’ın yazılarından rahatsızdı.

Brüksel’de çalışan gazeteciler arasında en geniş araştırma arşivine sahip olduğu söylenen Tillack, elindeki belgelere dayanarak, AB’deki yolsuzluk ve sahtekarlıkları su yüzüne çıkaran bir kitap yazdı. Tillack’ın çalışmalarından zaten rahatsız olan OLAF, böyle bir kitabı yazabilmesi için Tillack’ın, OLAF örgütü içinde bazı kişilere rüşvet vererek gizli belgelere ulaşmış olduğu iddiasını ortaya attı. Bu ciddi suçlamayı gerekçe gösteren AB’nin emriyle hareket eden Belçika polisi, 20 Mart 2004 günü, Tillack’ın Brüksel’deki evine baskın düzenledi. Tillack, hemen bir avukatla görüşme talebinde bulundu, talebi reddedildi! 10 saat tutuklu kalan Tillack’a ne bir avukatla ne de başka biriyle görüşme olanağı tanındı. Polis, Tillack’ın evindeki bilgisayarına, cep telefonlarına, günlüğüne, banka defterlerine, adres defterlerine ve 17 kolilik belgelerine el koydu. Polis, el koyduğu tüm eşyaları karakola taşımaya kalkışınca, Tillack kendisine imzalı bir tutanak verilmesini istedi. Polis, hiçbir tutanak tutmadan, el koyduğu eşyaların yazılı bir dökümünü yapmadan ve Tillack’a hiçbir yazılı belge vermeden, tüm eşyaları alıp gitti. [1]

Evinde,bir avukatla görüşmesine izin verilmeden tutuklandığı 10 saatlik süreçte Belçika polisi Tillack’dan, kaynaklarının adlarını açıklamasını istedi. Tillack cevap vermeyi reddetti. Ancak, tüm arşivi polisin eline geçen Tillack, kaygılarını 20 Mart 2005 günü akşamı şöyle dile getiriyordu: “Benden haber kaynaklarımı açıklamamı istediler. Asla böyle bir şeyi yapmayacağımı söyledim. Ama şimdi, tüm önemli dosyalarım ellerinde. Sanırım, tüm kaynaklarımı öğrenecekler.”

Stern dergisi ve Tillack, yapılan yasa dışı uygulamalardan dolayı AB’nin OLAF örgütünü Hamburg’da mahkemeye verdiler. 1 Şubat 2005 günü Hamburg Yüksek Mahkemesi (Oberlandesgericht), kararı açıkladı: AB görevlileri dokunulmazlık hakkına sahip olduklarından, OLAF aleyhine açılan dava düşmüştü! Mahkemenin yargıcı, kararı açıkladıktan sonra, verilen bu kararla Avrupa Komisyonu’nun aklanmış olduğu sonucunun çıkarılmaması gerektiğini vurgulamak zorunda kalıyordu![2]   

Avrupa’da bazı insan hakları örgütleri bu olayı kamuoyuna, “Avrupa Birliği’nde Basın Özgürlüğü Öldü” başlığıyla duyurdular. Oysa bunda hiç de şaşılacak bir taraf yoktu. Çünkü, ne Alman ne de başka bir ulusal mahkemenin, AB memurlarını yargılama yetkisi vardı!

8 Nisan 1965 tarihinde kabul edilmiş bir AB protokolüne göre, AB çalışanları, “resmi yetkileri dahilinde yapacakları tüm sözlü ve yazılı eylemlerden dolayı, ömür boyu dokunulmazlık hakkına” sahiptiler.

Avrupa’da, Statewach ve Liberty adlı insan hakları dernekleri, aşağıdaki gerekçeleri sıralıyarak, AB’nin giderek bir Polis Devleti’ne dönüştüğünü söylüyorlar:[3]

·       AB Polis Gücü ( EUROPOL ) kurulmuştur. Europol elemanlarına, yargıya karşı dokunulmazlık hakkı verilmiştir.

·       Europol, AB’ne üye ülkelerden herhangi birinde yaşayan bir kişi hakkında Tutuklama Emri çıkarabilecek ve suçlanan kişi hakkında hiçbir kanıt göstermeden kişinin bir ülkeden başka birine iadesini sağlayabilecektir.

·       AB kendi organlarına, istedikleri ülkelerde istedikleri kişilerin elektronik postalarını, bir mahkeme kararı olmadan ele geçirme, telefonlarını dinleme yetkisini vermiştir.

·       AB’nin ‘terörizm’ tanımı o kadar geniş tutulmuştur ki, herhangi bir ülkedeki  tüm sivil karşı koymalar, terörizm olarak tanımlanabilecektir.

·       Seçimle gelmiş bir hükümetin, bir milletvekilinin, bir Avrupa parlamenterinin, AB ortak parası olan Euro’yu basan Avrupa Merkez Bankası’nı eleştirmeye kalkışması suç sayılacaktır. (EU Treaty Article 108).

·       Brüksel, insan haklarından herhangi birisinin kullanılmasını, AB’nin ‘genel çıkarlarına’ ters düşüyor gerekçesiyle, geçici bir süre yasaklayabilecektir. (EU Treaty Article 52).

 

Tüm bu uygulamlar, AB’nin anti-demokratik yapısıyla birlikte düşünüldüğünde, başkenti Brüksel olan AB’nin, tüm Avrupalıların temel özgürlüklerine karşı ciddi bir tehdit oluşturduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.

Bugün tüm Avrupa’da, çeşitli gruplar ve bireyler bu gerçek karşısında ayaklanmaya, örgütlenmeye başlamışlardır. Türkiye’de ise, medyanın çok büyük bir bölümünü eline geçirmiş bulunan AB yalakaları, asla bu gerçeklerden söz etmemekte, baştan aşağı yalana dayalı hayasız bir propagandayla Türk ulusunu uyutup kandırmayı amaçlamaktadırlar.

Türk ulusunu sürgit aldatmaları asla mümkün olmayacaktır.

 



[2] Lizbeth Kirk, “Hamburg Court Rules Against Tillack (Freedom of Press Dead in EU), Euobserver, 02.02.2005   

 

 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |