|
03
Ekim 2002
"Project
Democracy" Ağında!
Mustafa Yıldırım
Türkiye'nin hali
ne olacak? Türkiye üç yılda bir erken seçime götürülmektedir.
Bu 'dempkrasi' yokluğundan kaynaklanan bir 'istikrarsızlılığı'
mı, yoksa halkın ve bizim anlamakta güçlük çektiğimiz
başka bir gerekçeyi mi, gösteriyor? Kimse seçim
istemiyor ama, seçime gidiliyor. Hemen her siyaset
çizgisi, şöyle ya da böyle A.B'den yana ama, A.B'ne
girmek uğruna her tür çareye başvurmuş olan ve
hatta halkın A.B'ne katılımdan yana olduğunu gösteren
anketlere güvenen ANAP, seçim barajına takılma
telaşına düşmüş. 1995 yılı sonbaharında, kamuoyu
yoklamalarının CHP'yi yükselişte gösterdiğine
inandığından mı neydi, hükümeti hem bozup, kurulacak
yeni hükümete girmek ve erken seçime götürmek
için çırpınmış olanlar, şimdi üstelik Özal ruhunu
da içlerine sindirerek seçimi kazanacaklarına
yeniden inanmaktalar. Ama, hemen hepsinin ortak
bir yanı var. Irak'a müdahaleye ses etmiyorlar.
Filistin'de olana bitene değinmiyorlar. Yani Washington'a
göz kırpıp duruyorlar.
Neden?
Bu sorunun yanıtı için yakın geçmişe birazcık
bakmak yeterli olabilir. Mustafa Yıldırım'ın yayında
olan, "Amerika'dan Bakmak-I, 'project democracy'
ağında Türkiye" kitabından bir bölümü yazarın
izniyle yayınlıyoruz.*
<< Doksan
yıllık proje: Ademi Merkeziyetçilik
Yabancıların parasıyla
işleyen demokrasi atölyeleri kurulurken, Türkiye,
Erbakan'ın elinden Amerikalı İslami Cemiyeti (Islamic
Society of North America-ISNA)'nin 1998 Eylül'ünde
belirttiği gibi, "İslamic democracy"
yi tatmaktadır. Türkiye'de, irticaydı, devrim
yasalarıydı derken, atölyelerdeki çalışmalarla
yeni bir demokratik ortam örülmeye başlanmıştı,
anlaşılan.
Bu atölyelerde 1998'e dek süren imalat sürecini,
alt bağış alıcı vakıfları bir yana bırakıp, atölyelerin
asıl sahibi IRI'nin proje sunuş bölümünden okuyalım:
"Politik parti Eğitimi ve Belediye(lerin)
Gelişmesi : Mart 1998-Mart 1999 /Para kaynağı:
NED
1993 yılında başlatılan IRI'nin Türkiye programı,
Türk demokrasisinin türlü kurumları, yerel yönetimler,
politik partiler ve bağımsız sivil örgütler gibi
anahtar kurumlarının güçlendirilmesine yardım
edecek yolları aramıştır. (..) En başarılı programların
çoğu, 1998'den önce Türk sivil örgütleriyle yakın
işbirliği içinde gerçekleştirildi. IRI ile birlikte
çalışmalarını sürdüren bir Türk kuruluşu, Türkiye'nin
yerel yönetim yasalarında değişiklik yapılmasını
amaçlayan bir milli destek programının örgütlenmesinde
(IRI ile birlikte) yer almıştır."
"Ne var bunda?" diyecek olan, küreselleşme
kuramı sevdalılarına diyecek bir şey yok! Yok
ama, demez misiniz ki, Amerika'nın adamları, işi
gücü bırakmışlar, Türkiye'nin beceriksiz halkına
önderlik eden 'sivil' örgütlerle yasal değişiklikler
hazırlıyorlar. Üstelik, parası da, elemanları
da onlardan...
Asıl önemli olan içeriktir, diyecek çok "demokrat"
insan vardır kuşkusuz. IRI, bu kişileri tatmin
etmeye o denli kararlıdır ki, nedeni anlaşılır
gibi değil. İşte, IRI'nin proje hedefinden kısa
bir alıntı:
"Projenin
ana hedefi, yerel yöneticilere, daha büyük mali
özerklik olanağı verecek araçları sağlayarak,
yönetim erkini merkezden uzaklaştırmak."
Şimdi anımsamanın sırasıdır! "İstanbul Büyükşehir
Belediye Reisi" Recep Tayyip Erdoğan, Gaziantep'te,
dualarla başlayan "Refah Partili Belediye
Reisleri Koordinasyon Toplantısı" sırasında,
Gaziantep Belediye Başkanı Celal Doğan'a gitmiş
ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi "project"inin
amacını belirten eylem çağrısında bulunmuştu:
"Halka iyi hizmet vermek gerekiyor. Ancak,
merkezi idare nedeniyle bu oldukça zor. Sayın
başkanım, siz önder olun, RP, CHP, ANAP, MHP ve
DYP'li belediye başkanları olarak, hep birlikte,
yerel iktidar için, arabalarımıza atlayarak
Ankara'ya gidelim."
Görüldüğü gibi, amaç halka hizmet için, şu ya
da bu düzenlemenin yapılması mı, yoksa, "hizmet"
gösterisiyle, bilerek ya da bilmeyerek, ye"rel
iktidarların" kuruluş hazırlığı mı? Kuşkunun
nedeni yeterince açık; görülüyor ki, her boydan
ve soydan, siyasal düşünceye sahip olanlar, aralarındaki
derin ayrılıkları bir yana itmişler ve siyasi
partilerin belediye reisleri, "yerel iktidar"
amacında buluşuyorlar. Kent hizmetlerinden sorumlu
olan ve T.C yasalarına göre seçilerek göreve getirilmiş
bulunan belediye başkanları, "merkezi idare"yi
ayak bağı olarak, görüyor ve bulundukları yerlerde
"iktidar" kurmaya soyunuyorlar. Onları
yan yana getiren irade nedir, ya da nerededir?
Her tür partiden
belediye başkanlarının, Türkiye Cumhuriyeti'nin
Başkenti'nden bağımsızlaşma isteklerini, Türkçesiyle
"özerklik" kılıfına sokarak gizlemeye
çalışmalarının nedenini unutmadan sormak gerek:
"yerel yönetimleri güçlendirme" adı
altında merkezi yapının zayıflatılması yasalarını
ilk hazırlıklarını hangi partiler başlattı?
Uçları yan yana getirecek olan, "atölyeci"lerin
kimliğini biraz daha yakından görmek için, Amerikan
partisinin örgütü IRI'nin siyasal partilere yönelik
çalışmalarına yakından bakmayı gerektiriyor. IRI,
Amerika'dan gelip Türk siyasal partilerine biçim
vermenin bir başka örneğini açıklıyor:
"IRI'nin desteklediği bir başka Türk örgütü,
Türk politik partilerinin kuruluş ve yönetmelikleriyle
ilgili ek yasa tasarısının meclis tarafından kabul
edilmesine yönelik uzun dönemli bir proje geliştirmektedir.
Bu projenin amacı, partilerin daha geniş katılıma
- örneğin gençlik ve kadınlara - açmak ve partilerin
işleyişini şeffaflaştırmaktır."
Bu satırlardaki "Bir başka Türk örgütü"
nün adının gizlenmesi "project democracy"
ilkelerine de, bilgi toplumu saydamlığına da -dilerseniz-
şeffaflığa da uymuyor. Örtülü operasyon alışkanlığından
kalma bir tutum herhalde.
Şeffaflık ve demokrasinin
bulanık sularında yüzenlerin, "Bunda bir
şey yok ki! İçeriğine bakmak gerek!.." diyeceklerin,
akıl-denetimini ele vermiş olanların sayısı az
değil. Onlara dönüp, "Şu IRI'ciler bize kendi
ülkelerinin üst yönetiminin ve seçkinler kulüplerinin
toplantılarını şeffaflaştırıp konuşulanları açıklasalar,"
desek, nasıl bir tutum alırlar? Hani demokrasi,
bir şeffaklık rejimi ya! Yok, şeffaflık bu denlisini
kaldırmıyor, derlerse, o zaman yeni sorulara hazır
olmalılar değil mi? Buna olanak yok, demeyin;
açık rejimlerde gizemli işlere yer olmadığına
inanmaktayız. Haydi, biz açıklamaya çalışalım,
yanlışımız varsa düzeltilmesi güvencesiyle ve
özgün belgelerle yola çıkmanın aydınlatıcılığıyla.
Hem de, hiç ara
vermeden, IRI'nin 1998 sonrasında Türk siyasal
yaşamına karışma operasyonunun yeni evresiyle
iligili açıklamasına dönelim:
"IRI'nin en
yeni programı, merkezden uzaklaştırmayı kabul
ettirme ve milli (yerel) politik partiler yasasında
reform yapılması çabalarını sürdürürken, Türk
politik partileriyle doğrudan çalışmaya daha büyük
bir öncelik verdi."
IRI, açıkça diyor ki, sivil örgütleri aracı yaparak,
epeyce yol aldık, şimdi sıra partilerle doğrudan
çalışmaya geldi. Öyle ya, operasyon başarıyla
sürmektedir, Türkiye'nin sağcılarıyla solcuları,
davaya inanmışlardır artık. Halk, Türk siyasal
yaşamına tepki duymanın da ötesinde, partilerden
ve seçilmişlerden nefret etmeye başlamıştır. Şimdi
sıra, tarihsel geçmişten akıp gelen siyasal örgütlenmenin
önünü kesip, geçmişle bağlarını koparmaya gelmiştir.
IRI'nin proje tanıtımı, parti içi muhalefet ilişkisini
açıkça belirtiyor:
"IRI, partilerin bizzat içinde demokratikleşmeyi
geliştirmek isteyen, reformcu eylemcileri beslemeye
çalışıyor."
Bu noktada durmalı ve partilerde, Türkiye'yi her
yönüyle güvenli bir geleceğe hazırlayacak plan
ve programlar oluşturulacağı yerde, yıllardır
parti içi demokrasi tartışmaları yapıldığına,
bu çatışmaların sonunda da partilerin içinde,
parti yandaşlarını da bezdirecek, politik katılımdan
giderek, uzaklaştıracak denli, çok sayıda 'hizbin'
ortaya çıkışını da anımsamalı.
IRI, şeffaflıkta yarar görüyor ve partilerin içinde,
"reformcu" dediği kişileri desteklediğini
söylüyor. Bununla da kalmıyor, "IRI, 18
Nisan 1999 seçimlerinden önce, partilerin yerel
örgütlerinden yüzlerce kişiyi, seçmen örgütlenmesi
ve yerel kampanya tasarımı ve uygulanması alanında
eğitti(ğini)," belgeliyor. (1)
IRI'nin siyasal partiler projesine en önemli katkı,
TESEV'den geliyor. TESEV'de Mehmet Kabasakal,
Tarhan Erdem, Ali Çarkoğlu, Ömer Faruk Gençkaya
eşgüdümünde başlatılıyor. Proje adı: "Siyasal
Partiler Kanununda Parti içi Demokrasiyi Geliştirmeye
Yönelik Düzenlemeler" Projenin alt bölümleri:"Türkiye'de
Temsil Adaleti: İllerin TBMM'de Sandalye Paylaşımında
Gelişmeler" ile "Siyasetin Finansmanı
ve Şeffaflık" ve "Parti örgütünde
çalışan Üyeler." Bu işi yapacaklardan
IRI'nin, NED'den bağış aldığı, TESEV
ve TBB'nin de "alt bağış alıcı"
olduğu görülüyor. Bu işin proje tutarının da,
450.000 $ olduğu belirtilmiş.
Proje kapsamında, tabana yayılma yolu tutuluyor.
Yerel Yönetimler, yerel işadamları ve gençlik
örgütlenmesinde de görüleceği gibi, dalga dipten
yakalanacaktır. Ve tepeden inme(!) kurulan Cumhuriyet,
demokrasiye bir güzel uydurulacaktır. Projenin
bu çizgisinden olmak üzere, 10 Aralık 1998'de
Gaziantep'de, 17 Aralık 1998'de Konya'da, 12 Ocak
1999'da Mersin'de, 28 Ocak 1999'da Bursa'da toplantılar
düzenlenir. İllerin konumları göz önüne alındığında
işin rastlantıya bırakılmadığı görülüyor.
Toplantı yapma özgürlüğüne yine bir diyecek yok.
Ne ki, TESEV "faaliyet" raporunda belirtildiği
gibi, "Ek projenin kaynağı(nı), IRI
(nin) sağladı(ğı)" bilgisi ve IRI'nin
niçin ve hangi amaçla destek sağladığı bilinseydi,
bu kaynak kabul edilir miydi(?), sorusuna yanıt
bulunamıyor.
Böyle bir açıklama yapılsaydı, belki de, her biri
işgali yaşamış bu kentlerin insanlarının, durup
dururken el parasıyla yapılan siyasete tepki göstermeden
bu durumu benimsemeyebilirlerdi.Ya da, IRI'ye
parayı verenin NED olduğunu, NED'in başkanının
Türkiye'ye ambargo koyduran bir Yunan asıllı olduğunu
da bilebilselerdi, durum değişebilir miydi?..
Amerikan paketli ve Amerikan paralı siyasi partiler
ve seçim düzenleme projelerine bakıldığında, son
yıllardaki bazı gelişmelerin öyle rastlantı, ya
da Özal uydurması olmadığını anlamak kolaylaşır.
Örneğin, şimdilerde pek de kolay anımsanmayan
eski seçim kampanyalarının yarattığı politik tartışma
ortamının yerini alan, Amerikan tipi şarkıcılı,
çalgıcılı, konfetili, hediye paketli seçim kampanyaları...
Türkiye, bu konuda büyük katkılar sağlayan IRI'ye
teşekkür borçludur. Bu işleri yönetmek üzere,
çoğu eski istihbaratçıların, dışişleri memurlarının,
senatör danışmanlarının para kaynağı olan Amerikan
"halkla ilişkiler" yani "lobi"
yani göz boyama şirketlerinin ve onların yerli
ortaklarının kazandıkları dolarlarda IRI ve vakıflar
ve de partilerin payı yadsınmamalı.
"Siyasal yeniden yapılanma" adıyla sürdürülen
girişimlerin en önemli bölümü olan "Din Hürriyeti"
senaryosunu sonraya bırakıp, yeni demokrasi hareketi
kapsamında biçimlendirilen gençlik hareketine
dönersek, projenin eklerinin, ne denli önemli
olduğunu ve bunun sıradan bir iş olmadığını, Ortadoğu
ve Orta Asya'yı kapsadığını görmek olanaklı olacaktır.
>>
II. Cumhuriyet hareketi, I.Cumhuriyet hareketine
mi katıldı? Yoksa ...
<< İkinci Yeni Demokrasi Hareketi, "Yeni
Değerler" ve "Yıkılacak duvar"
1994'de 7 ARI adayını bir araya getiren Kemal
Köprülü, bir yaşındayken gittiği ABD'de 19 yıl
kalmış. Kemal Köprülü'nün babası, Türkiye'ye geri
çağrılınca T.C Büyükelçiliği'ndeki görevinden
istifa ederek ayrılmış ve The Voice of America
(Amerika'nın Sesi Radyosu)'da yorumcu olarak çalışmaya
başlamış. Kemal Köprülü eğitimini orada Ricmond'da
tamamlamış ve 1984'de hemen yurduna dönerek Citibank'da,
keni açıklamasıyla, "Executive Trainee"
olarak işbaşı yapmış ve hızla yükselerek 1988'de
müdür olmuş. 1988'den 1996'ya dek, o zamanlar
Çukurova grubuna ait olan İnterbank'ın
Genel Müdür yardımcılığı konumundaymış. Bu arada
ARI grubu da "faaliyete" başlamış.
Köprülü 1996'da İnterbank'ın Cavit Çağlar tarafından
satın alınmasından sonra, bankacılık işinden ayrılmış,
bir danışmanlık şirketi kurmuş ve "ARI Hareketi"
nin başına geçmiş. ARI'lar ANAP içinde yer almışlar.
Neredeyse, ANAP'ın "gençlik kolu" gibi
görülüyorlarmış. Ne olduysa olmuş, 1999'da ARI'lar
bağımsız uçuşa geçmişler ve yeni bir siyasi hareket
oluvermişler. Daha da önemlisi II. Cumhuriyet
projesinin unutulmaz örgütlenmesini anımsatacak
ve kendilerine "Türkiye'nin de ikinci
bir YDH'sı var," dedirtecek denli ünlenmişler.
Kemal Köprülü'nün dediği gibi, "80 küsur
üniversitenin gençleriyle işbirliği yapan, onları
koordine eden bir hareket haline" gelmişler.
Gelmişken yapacakları şey, elbette yeniden yapılanmadır.
Önceleri Özal'dan sonrasını bir hiç olarak gören
ARI'lar, şimdilerde "son yirmi yılı unutun"
diyorlar. Böyle diyorlar da, yine "mis-information"
yapıyorlar. Oysa onlar 2001 öncesini bir hiç olarak
değilse bile, duvarları yıkılacak bir köhnemiş
rejim olarak görüyorlar. ARI Derneği 'koordinatörü'
bu durumu aynen şöyle özetliyor:
"Türkiye şu anda tarihi bir dönemeç yaşıyor.
Bu dönem ileride tarih kitaplarına geçtiğinde
Türkiye tarihi için önemli bir dönem olarak anılacak.
1923 kadar değilse bile yeni bir Türkiye
çıkıyor ortaya. Bir eksenden başka bir eksene
geçiyoruz. Bu eksenin değerleri demin saydığım
o değerlerdir. Yeni değerlere koşuyoruz."
Ülkenin iflasını ilan ederken, çöküş nedenini
de "Türkiye'nin bir numaralı problemi
aslında terör ve enflasyon değil, idari etik ve
yolsuzluklardır," diyerek belirtiyor
K.Köprülü. Aslında, "reconsruction"
denilen rejim değiştirme işini, bundan daha özlü
anlatan bir kimse yoktur. Bu tümceyi, Amerikancadan
tercüme edelim: "Türkiye'nin bölünme diye
bir sorunu yoktur. Zaten, yetti artık bu Sevr
sendromu! Enflasyon falan Özalizmin sonucu değildir.
Enflasyonun sebebi de asla ve asla terör değildir.
Zaten olsa ne yazar! Türkiye'nin Ortadoğu'da ABD
operasyonundan dolayı bir kaybı falan da yoktur.
Türkiye'de idareciler 'etikten' yoksundur. Her
yerde yolsuzluk vardır." Ne demek idari etik,
nereden kaynaklanıyormuş yolsuzluk? Burda tarihsel
bir ayırım, siyasi bir değerlendirme görünmüyor.
Çünkü işi kökünden çözmek gerekiyor. K. Köprülü'ye
göre yıkılacak olan o duvarın öte yanına yakındır:
"Doğu Avrupa'nın, Berlin Duvarı yıkılırken
ve onun sonrasında yaşadığı iç sancıları, biz
şimdi yaşıyoruz."
Berlin duvarının yıkılması neyse, Türkiye'de de
yıkılacak olan o mudur? Fazlaca düşünmeden, bu
noktada durup, İstanbul'a dek gelerek, ARI'ların
konuğu olan Wall Streeet Journal'dan Fred Kemp'in
ARI'ları yere göye uçuramayan yazısının başlığını
anımsayalım: "Türk duvarı yıkılıyor."
K. Köprülü herhalde bunu demek istememiştir. Onun
dediğine bakalım:
"(Doğu Avrupalılar)1989'da komünist eksenine
hayır dediler ve önlerine bir seçenek kondu. Siz
nereye geçeceksiniz dediler Doğu Avrupa'ya. Onlar
da üç-beş yıl içinde seçimlerini yapıp eskiyi
geride bıraktılar. Biz de bir eksenden başka
bir eksene geçiyoruz ve sancı çekeceğiz."
İşte işin aslı burada: Başka eksene geçmek! Hangi
eksendeymişiz ve de hangi eksene geçiyormuşuz?
Eksenden eksene gezen K.Köprülü, "Ama Türkiye'de
hiçbir şey eskisi gibi olamayacak artık. Her şey
değişecek ve olaylara bu anlayışla yaklaşmamız
lazım," diyerek kestirip atıyor.
Eksencinin örneği, Doğu Avrupa ise, ayna neyi
gösteriyor? "Project Democracy" yi!
Orta Avrupa ve Balkan ülkelerinin insanlarının,
eski CIA operatörleri, eski diktatorya kurucularının
yönlendirmeleri ve de gözetimleri altında, "open
society" yani "açık toplum"
oluvermelerini, birdenbire geçmiş kimliklerini,
geçmiş dinlerini, geçmiş ırklarını anımsayıverip
birbirlerine kıymalarını...
Köprülü doğru söylüyor. Batı'nın "idare
etik"i gelip "Doğu Avrupa"yı
değiştirmiştir. Doğu Avrupa ülkeleri, dünya pazarının
önemli bölümüne satış yapan ve hatta Türkiye'ye
de önemli sanayi ürünü ihraç eden ulusal sanayilerini,
hem de onca acıya karşın kurabildikleri fabrikalarını
Batı kartellerine kendi elleriyle teslim ettiler
ve eksen değiştirdiler.
ARI'ların "debate"den bozma girişimlerinin
sonunda 2002 yılının Mayıs ayı "Genç Forum"
toplantılarına tanık oldu. Anadolu'dan 500 genç
5 yıldızlı otellerde ağırlandı. ABD'den transfer,
yeni lider M. Ali Bayar ve önceki transfer K.
Derviş konferansta konuştular. Ne ki, örgütçülük
her zaman risklere gebedir. Önceki IRI-ARI toplantılarında
yansımayan, kuşkular bu toplantıdan dışa vurdu.
Katılımcı bir öğrencinin değerlendirmesi, Yalçın
Bayer'in Hürriyet'teki köşesine geçti:
"Bizi geceden beş yıldızlı bir otelde kokteyle
getirdiler; ilk defa beş yıldızlı bir otel gördüm.
Oradaki manzarayı ve müziği beğenmedim. Amerika'daki
Cumhuriyetçiler Partisi'nin IRI adlı bir
sivil toplum örgütü varmış. Bu, Türkiye'de
de Arı Hareketi'ni yönlendiriyormuş; acaba
sık sık eleştirilen Kemal Derviş'i siyasete
mi hazırlıyorlar diye düşünmedim değil."
Yalçın Bayer'in köşesinde, "adı saklı"
olarak bu görüşleri ileri süren öğrencinin, tüm
"debate" ve tüm "open
society" girişimlerine karşın, "image"
dünyasının dışına çıkabildiği görülüyor. Oradaki
çoğunluk, bu öğrenci gibi düşünmemiş olabilir.
Ama, çoğunun, bu değirmenin suyunu merak etmediği
de söylenemez. Değirmenin suyu bir yana bırakılırsa,
Genç ARI Hareketi (Derneği) başkanının şu sözleri
daha da açıklayıcıdır:
"Özal'ın 'İcraatın İçinden'inin jenerik
müziği hep hayatımda olacaktır. (..) Arı Hareketi'nin
ofisine gelip çalışmak, hafta sonu Anadolu'ya
gitmek, bunlar beni acayip 'charge' ediyor."
Milliyet'ten Ahmet Tulgar, Genç ARI'nın başkanına
"Yabancı şirketler sivil toplum örgütlerinde
çalışmayı destekliyorlar galiba(?)"diye sorunca
açık bir yanıt alıyor:
"Evet. Mesela bizim bankada bir gönüllüler
grubu bulunuyor."
Bu denli yalın bir gerçek işte, ARI-IRI işbirliği!
Ne ki onların tamah ettikleri "yeni değerler"
uzaktan gösterdikleri denli "charge"
edici ve "etik" olmayabilir. Derneğin
siyasi parti çalışmaları sonuca ulaştı. Kemal
Derviş ile yapılan uzun görüşmeler sonunda, Genç
ARI'da Damla Gürel, Cem Boyner'in "II. Cumhuriyetçiler"
diye de adlandırılan "Yeni Demokrasi Hareketi"
kurmaylarından Memduh Hacıoğlu, Tuğrul Erkin ve
Kemal Derviş, CHP'den milletvekili adayı oldu.
Böylece Özal hayranlığı, II. Cumhuriyetçilik,
Cumhuriyet Halk Partisi'ne Kemal Derviş ve ARI'larla
taşınmış oldu.
Köhnemiş düzeni" içten değiştirme "project"i
de başladı. Bir uçta George Soros'un Open Society
Institute, ortada ABD'nin muhafazakar Cumhuriyetçi
Partisi ile Demokratik Partisi ve Alman Stfitung
ilişkileri, sonunda da Türkiye Cumhuriyeti'nin
kurucusu, tam bağımsızlığın siyasal örgütü Cumhuriyet
Halk Fırkası'nın mirasçılarının CHP'sinden "Moon"
konuğu yöneticileri...
Yani "project democracy"nin olağanüstü
başarısı!
Yeri gelmişken, hemen belirtelim ki, bu tür derneklerle,
iyi niyetli olarak ilişki içinde olmuş olanlardan
çoğunun, senaryonun tümünü ve dış ilişkilerin
boyutlarını bilme olanakları olamaz. Bilginin
çok zor girdiği ülkemizde, özellikle başta üniversite
kitaplıkları olmak üzere, gençlerin ulaşabileceği
bilgi merkezlerinde bu ilişkileri sergileyen yabancı
yayınlara rastlanmamaktadır.
İşte bu nedenle birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de
de pazarlanan yeni değerlerin anavatanında yaşanan
"siyasi etik" olaylarına göz
atmakta sonsuz yarar olacaktır. >>
©Mustafa Yıldırım'a
aittir. Yazıdan alıntı ancak, "M. Yıldırım,
Amerika'dan Bakmak-I, "project democracy"
ağında Türkiye, Bilgi Yayınevi" kaynak
gösterilerek yapılabilir.
* M. Yıldırım,
Amerika'dan Bakmak-I, "project democracy"
ağında Türkiye, Bilgi Yayınevi.
1 IRI: Around The Globe; IRI in Turkey, Project
Overview .
2 M. Yıldırım, a.g.k. s.94-97
3 Kemal Köprülü'nün annesi Tuna Köprü'lü uzun
yıllar İlnur Çevik'in gazetesi Turkish Daily News
adına Washington muhabirliği yapmış, ABD politikacılarıyla,
Akev ile yakın ilişkiler kurmuştur. Tuna Köprülü,
daha sonraki yıllarda, babası Lemi Aksoy'un yerine
Monako fahri konsolosu olmuştur. Tuna Köprülü,
oğullarının da Monako Prensliği ile yakın ilişkileri
bulunduğunu belirtmektedir.
Murat Köprülü de, New York'da, yıllık cirosu 2,5
milyar dolar olan Multilateral Funding International
(MFI) finans şirketini kurmuştur. Dünya Bankası'nda
stajını Kemal Derviş ile birlikte yapmış ve Özal
ile birlikte çalışmıştır. American Turkish Society
başkanlığı yapmıştır. London School of Economics
ve Columbia'da iktisat ve işletme okumuştur. ABD'de
yaşamaktadır. Murat Köprülü, ayrıca, amaç açıklamasında
"Amerika Ortadoğu'daki yaşamsal çıkarlarını
koruduğunu" ve "Amerika'nın İsrail ve
Türkiye ile işbirliğini" savunan Middle East
Forum'un New York yönetim kurulunda yer almaktadır.
Ayrıca, Bk. Bölüm: "ABD Kongresi Lozan Antlaşması'nı
hedef alıyor" M. Yıldırım, a.g.k. s. 334.
4 Hürriyet, 12-05-2002
Ahmet Tulgar, "Arı Hareketi'nden Emre Ergun:
'Anadolu'da üniversite ile şehir birbirini dışlıyor'
- Gençler de şehrin ortasında öpüşmesinler"
Milliyet, 12 Mayıs 2002, s.12
M. Yıldırım, a.g.k. s.143-145.
-
Geri -
|