"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı             vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile             kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Gündem
      Haber
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

 04 Nisan 2003

   SAVAŞIN ETKİLERİ VE HAKSIZ TEPKİLER

 Talat SARAL

III. Paylaşım Savaşı’nın başlangıcı saydığımız İkinci Körfez Savaşı’nda iki haftayı; büyük acılar, beklenmedik gelişmeler, türlü oyunlar  ve haksız tepkiler içinde geride bıraktık. Büyük acılar yaşanıyor, çünkü olan sivil halka oluyor. Çocuk, ihtiyar ve kadın demeden bombalar ve kurşunlar herkesi vuruyor. Ölü, yaralı ve esirler şimdiden binleri aşıyor. Zavallı halk, büyük korkular içinde yerinden-yurdundan göç ediyor. Açlık, susuzluk ve özellikle ilaç şimdiden büyük sorun. Ne kadar doğru söylenmiş: “Savaşa yaşlılar karar veriyor, ama gençler ölüyor” diye... Beklenmedik gelişmeler yaşanıyor, çünkü Irak’a saldırı ne planlandığı gibi gelişiyor (askeri hedefler verilen zayiata rağmen ele geçirilemiyor) ne de beklenen iç bölünmeyi sağlayabiliyor. (Şiiler saldırganın değil, Saddam’ın yanında yer alıyor). Ayrıca, tüm Arap ve İslam dünyasının gözünde despot Saddam bir kahraman olma yolunda. Dünyada savaşa ve ABD’ye tepkiler hızla artıyor.

 

Türkiye’nin ikinci tezkere ile Meclis’inden aldığı, çok haklı nedenlerle K. Irak’a asker gönderme yetkisi, dışarıda hayret uyandırıcı tepkilere yol açıyor.  Şöyle ki:

 

·          “Bu bölgede istikrar var (mış), bu istikrar bozulmamalı (imiş): Saldırganlar böyle söylüyor. “Eğer öyleyse sen neden saldırıyorsun?” sorusuna cevap elbette veremezler. Onların “istikrar” dediği aslında K. Irak’ta maşa olarak kullanacakları, yıllardır besledikleri malum güçlerdir. Türkiye’den istediğini alamayanlar, şimdi bu oyuna yöneldiler. Ancak Türkiye’yi, her zaman ikili-üçlü oynayan bu gruplarla aynı kefeye koyanlar, bu vahim hataları yanında, burada pandoranın kutusunu açtıklarını yakında göreceklerdir. (İran yanlısı gruba da saldıran koalisyon güçleri, terörist ilan ettikleri PKK/KADEK’e neden dokunmuyor?) 

·          Almanya ile Belçika asker sokmamıza karşı çıkıyor ve bunu yaparsak, Patriot füzeleri ile Awax uçaklarını geri çekme tehdidinde bulunuyor: Bu anlaşılmaz ve haksız tavır, bu ülkelerden PKK’ya yıllarca verilen örtülü/dolaylı desteğin bir itirafıdır. (Bu silahları NATO’dan istememiz zaten gereksizdi. Çünkü despot Saddam’ın Türkiye’ye, savaşa girme davetiyesi anlamında füze göndermesi büyük bir çılgınlık olur.)

·          AB’nin (Türkiye’ye  karşı soğuk, hatta düşmanca  tavırlarıyla  bilinen)  Başkanı Prodi’nin ve komiseri Verheugen’in K. Irak’a girerseniz AB’ye üye olamazsınız” türünden tehdidi de aynı PKK desteğinin AB boyutunun itirafı anlamındadır. Bu beyan aynı zamanda AB’nin Türkiye’yi üye yapmayacağının bilmem kaçıncı defa ilanıdır. (Bay komiserin, AB üyesi İngiltere’nin Irak’a saldırısı sorusunda “susma hakkımı kullanıyorum” demesi de ilginç bir riyakarlıktır.)

 

ABD’nin yeni bir yardım önermesi ve Powell’i Ankara’ya göndermesi önemli gelişmelere gebedir. Öyle sanıyoruz ki, Sn. Genelkurmay Başkanının geçen haftaki çok yerinde açıklamaları ve özellikle Avrasya’nın geleceği konusunda “Mesele, ...Türkiye’nin hangi ülkeler grubunda yer alacağıdır” uyarısı ABD’nin aklını başına getirecektir/getirmelidir. Tabii bu konuda kraldan ziyade kralcı rolünden bir türlü vazgeçemeyen piyasalarımız ve medyamızın da gerçekleri görmesi şartıyla...

 

Sonuç olarak; ABD Türkiye’yi yeniden okumalı, Türkiye de ABD ile iyi ilişkilerini geliştirmeli, ancak güvenliği dışında savaştan uzak durma kararlılığını sürdürmelidir. ABD Türkiye’yi stratejik ortak (?) kabul ediyorsa (onlar sadece büyük dostumuz, NATO müttefikimiz diyor; biz ise kendi kendimize gelin-güvey oluyoruz, Sn. Genelkurmay Başkanı bu ifade yerine stratejik müttefik diyor, Sn. Başbakan ise doğrudan bu ifadeyi kullanıyor) bunun gereğini her alanda ve özellikle yeni Avrasya hedeflerinde de kanıtlamalıdır. AB’nin ve üyelerinin bu tavırları da yeni/revize Katılım Ortaklığı Belgesi’ne bakışımız için kulağımıza küpe olmalıdır.

 - Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |