"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

04 Aralık 2002

YENİ KIBRIS BELGESİ
Necati ÖZGEN (Org-E-)

Birleşmiş milletler genel sektereri Kofi Annan, Kıbrıs Sorununun çözümüne ilişkin çözüm metnini 11 Kasım 2002 tarihinde eş zamanlı olarak taraflara sunmuştur.
Bahse konu metin seçimlerin hemen ertesinde, Ecevit hükümeti gün sayarken,yeni hükümet görevi henüz devalmamışken, sayın Denktaş'ın rahatsız bulunduğu bir döneme rast getirilerek, Türkiye'deki siyasi irade boşluğundan yararlanmak suretiyle bilinçli bir şekilde aceleye getirilmiştir.
Zira 30 gün içinde cevap istenmekte, süre 11 Aralık'ta dolmakta ertesi günü yani 12 Aralık'ta, AB.'nin Kopenhag Zirvesi başlamakta, zirvede; rum tarafının AB.ne üye ilan edileceği, Türkiye'ye de tarih verilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Nedenine gelince; Türkiye AB ilişkilerinde, Avrupa Parlementosu tarafından, Türkiye hakkında bugüne kadar alınan kararların dikkate alınması halinde, ulusal çıkarlarımız açısından sıkıntılar yarattığı görülmektedir.
Bu kapsamda, 1992 - 2001 yılları arasında Avrupa parlementosu tarafından alınan söz konusu kararlar sadece Kıbrıs ile ilgili olanlarını çok özet olarak bilgilerinize sunuyorum.

19 Eylül 16-996 Tarihli Kararı :
Avrupa Parlementosu, Türk Hükümetinden,özellikle işgalci askeri güçlerini geri çekmesi ve Kıbrıs sorununa adil ve uygulanabilir bir çözüm bulunması çağrısında bulunan birleşmiş milletler karalarını kabul etmesini ve uygulamasını ister.

17 Eylül 1999 Tarihi Kararı :
Avrupa Parlementosu, Türkiye' ye Ada'nın askersizleştirilmesi sağlamak amacıyla, Kıbrıs'tan askeri güçleri çekmesi konusunda pratik adımlar atması çağrısında bulunur.

10 Şubat 2000 Tarihli Rapor :
Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının % 37'sini yasa dışı bir biçimde işgal etmektedir.
Görüldüğü gibi yukarıda konu edilen kararlar, Kofi Annan tarafından taraflara sunulan yeni çözüm metninin ilgili bölümleri ile örtüşmektedir.
172 sayfalık belgenin özetini içeren on sayfalık belgeden şu dört önemli konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Toprak :
( Her iki tarafın sahip olacağı arazinin nispeti ; toprak belli bir nispetin altına düşmemeli. Sınırın geçeceği arazinin durumu )

Yer Değiştirmeler :
( Türk kesimine Rum yerleşmesi, mülkiyet hakları serbest dolaşım.)

Anayasa :
( Egemenlik ve siyasi eşitlik)

Güvenlik ve Garantiler :
(Türkiye'nin garantörlüğü)

Toprak Konusu :
Plana göre % 34'ten %28.5'a düşmektedir.Bu bir aldatmacadır. Çünkü, Türk halkının ekip biçtiği ve diktiği en verimli ( münbit)tarımsal ve su havzası olan Güzelyurt bölgesi ve Mesarya ovası Rum tarafına verilmektedir.
60 civarında köy boşaltılacaktır. Bu duruma göre asgari 60-70 bin Türk, göçmen urumuna düşecektir.Böylece KKTC halen bulunduğu yerlerden Beş Parmak Dağları eteklerine kadar olan araziyi Rumlara terk edeceklerdir.
Rumlar,Türk bölgesine yerleştiklerinde,% 11-13 civarında toprağı işgal etmiş olacaklardır.Bu durumda Türklerin elindeki toprak %15-16 civarına düşecektir.
Her iki taraf arasında halen mevcut olan sınır; askeri açıdan, taktik kurallara göre Kıbrıs adasında en uygun sınırdır.Yeni metine göre sınır; düz ova özelliğine sahip son derece girintili ve çıkıntılı araziden geçmektedir.
Planda, toprak %34'ten %28.5 inecek, dolayısı ile fazla bir toprak kaybı olmayacak gibi imaj yaratılmaya çalışılmaktadır. Oysa ki Türklerin elinde kalan arazinin büyük bir bölümü dağları ihtiva etmektedir.
Kara sınırı olarak, askeri mülahazalar dikkate alındığında kesinlikle uygun olmayan arazidir. Böyle bir hudut;

- Emniyetli değildir,
- İleride sayılamayacak sayıda sorunlar çıkacaktır.
- Güvenlik açısından son derece mahzurludur.
- Savunulması hemen hemen yok denecek kadar azdır.

Yer Değiştirmek :
1997 Yılında itibaren taraflar arasında görüşmeler sürmektedir. 9 Ağustos 1980 tarihinde Birleşmiş Milletler genel sekreteri tarafından;

- İki Toplumlu
- İki Kesimli (Coğrafyalı)

Federasyon formülü resmen açıklandığı gün Türk tarafı bu çözüm şeklini kabul etrmiş, Rum tarafı reddetmiştir.

Annan planına göre,Türk Devleti bölgesine,Türklerin nüfusunun 1/3 oranında Rum göçmen gelip yerleşecektir. Ancak 20 senenin sonunda bu işlem tamamlanacaktır.Şimdiki Türk nüfusuna göre 70 bin Rum Türk bölgesine yerleşecekler ve iç içe yaşayacaklardır.
Bu şekilde bir yaşam mümkün görülmemektedir.Çünkü: 1974'ten önce iki toplum birlikte
yaşayamamışlardır.

Böylece yıllardır Türk tarafının savunduğu iki bölgeli ve iki kesimlilik ortadan kalkmaktadır.Sonunda tarih tekerrür edecek, büyük olasılıklla yine gözyaşı, yine kan akacaktır. 28 yıldır Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde ikamet eden ve evlerinden,tarlalarından ve bahçelerinden mahrum olacak ortalama 70 bin Türk büyük olasılıkla ortada kalacak yada Türkiye'ye veya başka ülkelere göç edecektir. Rum ve Yunan tarafının istediği de budur. Zaman içinde ada'nın tamamına bu yöntemle sahip olacaktır.

Rum malını kullanan Türkler bu güne kadarki kullanım için kira ödemek zorunda kalacaklardır.
Son 10 yılda (1992'den bu yana ) yapılan tüm eş değer mal tahsisleri geçersiz sayılacaktır. Yapılan masraflar ödenmeyecektir.

Rum arsaları üzerine inşaat yapanlar ancak arsanın şimdiki değerini ödemek koşulu ile eve sahip olabileceklerdir.

Kurulacak mülkiyet kurulu kararlarına itiraz hakkı yoktur.

Çok önemli görülen bu konuları dikkatten uzak tutmamak gerekir. Kurulacak iki devlet arasında, yerleşme ve mülk edinme konusunda asla taviz vermemek gerekir. Taviz verildiği takirde 1974 öncesine dönüleceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

Anayasa :
Plan'ın "Belgenin Özü" başlıklı 4 ncü şıkkında şöyle denmektedir.
"Ortaklığımızın bu temel üzerinde yeniden canlandırılmasına karar verip bu yeni ortaklığın bağımsız ve birlesik bir Kıbrıs'ta dostluk............................
Bu ifadeden anlaşılacağı gibi, belgede sözü edilen ortaklık devleti, iki eşit, egemen devletin kurucu ortaklığına dayanan yeni bir ortaklık devleti değil, 1960 ortaklığının "Yeniden Canlandırılmasıdır"
"Parça Devletler" ifadesinden anlaşılan Kıbrıs Devleti içerisindeki eyalet sistemindeki bir "Devlettir" çünkü; KKTC Eşit Egemen bir kurucu devlet olarak kabul edilmemektedir.
Nitekim "Kıbrıs ayrılmaz bir ortaklık şeklinde kurulmuş olan ortak devlet hükümeti ve birisi Rum ötekisi ise Türk olan iki eşit parça devletten meydana gelmiş tek uluslararası BM üyesi bir devlettir." İfadesi de bu ifadeyi doğrulamaktadır. Tek egemenlik ve uluslararası tek yasal kişilik, kurucu devletlerin egemen olarak bu ortaklığı oluşturdukları gerçeğini yadsımaktadır.
Görüldüğü üzere egemenlik tek olacak ve bunun da merkezi devlete ait olacağı belirtiliyor. Belgenin bu konudaki özü budur.
Belgede "parça devletler içişlerine özgür olacaklardır" deniyor. Ancak başka bir paragrafta ise, BM barış gücü yeni bir misyonla görevlendirilecektir. Bu görevlerinden biri de iç güvenliğe katkıda bulunmaktır. Barış Gücü bizim bölgemizde görev yapacaktır. Bölgemizdeki Rumların güvenliğini sağlayacak, yani onlar barış gücünün himayesinde yaşayacaklar.
Ayrıca merkezi hükümetin onayı olmadan barış gücünün görevine son veremeyeceksiniz.
Bu ve buna benzer hükümler sizin kendi bölgenizdeki egemenliğinizi kısıtlayıcı unsurlardır.
Rumlar Türk tarafına geçince (yerleşince) seçme ve seçilme haklarına sahip olacaklardır. Yirmi senenin sonunda Senatoda 12 Rum senatör, 12 Türk ve 12 Türkler adına seçilmiş Rum olabilecektir. Bu durumda siyasi eşitlikten ne dereceye kadar bahsedilebilir.
"Cumhurbaşkanlığı Konseyi'nin senato tarafından seçimi" konusunda, Rumların çoğunlukta olduğu temsilciler meclisinin onayı koşul olarak getirilmektedir. Bu da Rumların kendilerine yakın olan Türkleri veya Türk meclisindeki Rumları konseye seçme fırsatı vermektedir. Alınacak kararlarda basit çoğunluk uygulanacağı için iki Türk üyeden birinin oylamaya katılması halinde 4 Rum temsilcinin oyu ile konseyde kararlar rahatlıkla alınabilecektir.
1960 Anayasasında Cumhurbaşkanı yardımcısının veto hakkı vardı. Ancak yeni Anayasada hangi makam olursa olsun veto hakkı bulunmamaktadır.
Devletinin egemenliği açık seçik belirtilmiyor. Ayrıca; antlaşma sağlanırsa her iki tarafta ayrı ayrı halk oylamasına sunulacak şayet referandum (halk oylaması) kabul edilirse Kıbrıs'ın AB üyeliği de tüm taraftarlarca kabul edilmiş olacak.
Türkiye'nin bu güne kadar 1960 antlaşmalarından doğan haklarını kullanarak kendisi AB üyesi olmadan Kıbrıs AB'ye üye olamaz tezi de ortadan kalkmış olacak. Daha açık bir ifade ile; Türkiye kendisi AB üyesi olmadığı halde Kıbrıs'ın AB üyeliğine evet diyerek taviz vermiş olacaktır.

Güvenlik ve Garantiler:
Kıbrıs'taki Türk askeri varlığı yok edilip sembolik duruma indiriliyor. Dünyanın pek çok sorunlu bölgesinde oluk oluk kan akarken, Kıbrıs'ta 1974'ten beri bir tek Türk'ün burnu bile kanamamıştır. Bu durum Ada'daki Türk Barış Kuvvetleri sayesindedir.
Avrupa Parlamentosu Eylül 1996 yılında aldığı bir kararla, Türk Barış Kuvvetlerini işgalci ilan etmiştir. Annan Belgesi il Avrupa Birliği kararı örtüşmektedir. Niyet bellidir. Türk varlığını Ada'dan söküp atmaktadır.
Plana göre garantörlük sulandırılmaktadır. Nedenine gelince, ileride değişen koşullara göre garantörlük revize edilecek. Diğer garantör ülkeler AB üyesi, Türkiye değil. Nasıl revize edilecek belli değil. Bu konuda da Türkiye'nin aleyhine bir durum söz konusudur.
Kıbrıs'ta bulunan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri miktarı dört rakamlı bir sayının altında olacak ve kuzey Kıbrıs'ta toplu olarak değişik bölgelerde konuşlandırılacaktır. Bu birliklerin bir yerden diğer bir bölgeye (Kendi devlet bölgesi içinde) intikal etmesi gerekirse uluslararası gücün bilgisi dahilinde olacaktır. Bu durumda Türk birlikleri kontrol altında bulunacaktır. Sonra da bu parça devletin, egemenliğinden, özgürlüğünden, bahsedeceğiz.

Eli kolu bağlı böyle bir devlet olabilecek mi ? Türk tarafının çıkarı nerde ? neden yangından mal kaçırır gibi Türk tarafını sık boğaz ediyorlar. Denktaş'ın sağlığına kavuşmasını bile beklemiyorlar.
Ancak karamsarlığa düşmemek sakin ve teenni ile, kendimize güvenerek, kararlılığımızı göstermek zorundayız.Türkiye böyle her baskı altında taviz verebilecek güçsüz bir devlet değildir. Türkiye büyük ve güçlü bir ülkedir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gücü dünyada ilk onun içindedir.NATO'nun en büyük ikinci gücüdür hayat mücadeledir. Dış Politikada bir mücadele sanatıdır. 25 senedir diplomatik mücadele sürmüştür, bügünlere gelinmiştir. Mevcut durum, bütün olumsuzluklara rağmen başarılıdır. Kıbrıs Türkü özgürce ülkesinde yaşamaktadır, bayrağı dalgalanmaktadır.
Vatan- Millet-Bayrak bizlerin kutsal saydığı değerlerdir.Bu durum ne akıllar durduran bir sevinç ve mutluluktur, bilir misiniz ? Evet hem biz hem de Kıbrıs'lı Türk soydaşlarımız çok iyi bilir. Çünkü özgür bağımsız ve güven içinde yaşamak kadar insanı mutlu eden başka bir şey olduğuna inanmıyorum. Kıbrıs'lı Türk kardeşlerimizin de inandıklarını hiç sanmıyorum.

Sonuç:
Kıbrıs konusu Türkiye,için milli bir davadır. Bu konu milli dava anlayışı ile ele alınıp, milli menfaatlerimize uygun bir sonuca ulaştırılmalıdır.
Kanaatim odur ki; Türkiye, ve Kıbrıs birlikte Avrupa Birliğine girer ve Annan Belgesi revize edilerek kabul edilebilir. Uzun yıllar Kıbrıs'ta görev yapan birisi olarak başkaca bir çare olduğunu sanmıyorum.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |