"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

05 Şubat 2003

KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE
Hüseyin MÜMTAZ

Amerikalı dostlarımızın bir süredir rahatsız olduğu görülüyor.
Akıllarındaki savaş plânına göre yoğun hava bombardımanının ardından "hedef olgunlaşınca" kuzey ve güneyden açılacak iki cephe ile Saddam'ı sıkıştıracak ve imha edecekler.
Güney cephesi için gereken yığınak hazırlanmış durumda. Hem Arap hem de Müslüman olan bütün ülkeler Amerika için her türlü üs kullanma-konuşlanma olanaklarını öngörülen süre içinde sağlamışlar. Çünkü hepsi de ya şeyhlik ya emirlik, ya krallık..
Fakat kuzeyde işler biraz karışık. Türkiye, her şeye ve sistemle-cumhuriyetle kavgalı "tek parti iktidarına" rağmen devlet geleneği olan bir devlet ve kötü de olsa nihayet bir "demokrasi"..
Dünyaya, bir terörist diktatörü alaşağı ederek "demokrasi" getirme iddiasındaki Amerika, Türkiye'deki demokrat süreçten rahatsız. Krallarla daha kolay işbirliği yapıyor.
Zaten son tahlilde demokrasi denilen şey Amerika'nın işine geldiği tür ve ölçüde kabul görmüyor mu?
31 Ocak 2003 akşamı saat 18.45'de MED-TV'de "Dersim Parlâmenteri" unvanı ile bir CHP'li milletvekilinin canlı yayına telefonla katıldığını duyunca nedense birden zaten "alâ Amerikan" özellikler taşımakta olan demokrasimizin yavaş yavaş ve çaktırmadan, ama artık iyice okyanus ötesi güçlerce "dizayn edilmekte" olduğu fikrine kapıldım.
Hep televizyon programlarına çıktık.. Her programda programcı önce "nasıl anons edilmek istediğimizi" sorar. Dolayısı ile ben Sinan Yerlikaya'nın, "habersiz" bir şekilde böyle takdim edildiğini zannetmiyorum.
"Türkiye'yi kuran" CHP'nin genel başkanı Deniz Baykal, partisinin genel sekreter yardımcısının Dersim Parlamanteri olarak takdime çıt çıkarmaması konusunda acaba ne düşünüyor?
O neden ses çıkarmıyor?
Kıbrıs'taki AB yanlısı mitinglere devletin neden engel olmadığını sorgulayan "yeni vatanseverler", acaba neden Dersim parlamenterlerine ses çıkarmıyorlar?
Rumların, 1974'ten beri "tekrar" Türk olan Girne-Güzelyurt-Magosa-Maraş için halâ ve bıkıp usanmadan belediye başkanı, milletvekili seçmesinden ne farkı vardır "Dersim Parlâmenterliği"nin?
Amerika rahatsız, çünkü Türkiye bütün bunlara rağmen emir almıyor. Okyanus ötesinden aldığı emirleri miadında yapmakta ayak sürüyor, savsaklıyor.
Amerika; Silah Denetçileri Başkanı Blix "Kanıt bulamadık" demesine rağmen, daha BM'den 1441 sayılı karardan başka bir karar çıkmamasına rağmen, üstelik daha kendisi savaş kararı almamasına rağmen Türkiye'nin gerekli prosedürleri hızla tamamlayarak öyle Meclise filan da sormadan savaş kararı almasını, üslerini açmasını, yığınağa izin vermesini istiyor.
Ya Türkiye savaş kararı alır ve Meclis'ten geçirdikten sonra Amerika vaz geçerse?
Amerika'nın rahatsızlığının gerçek nedeni, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Rice'ın aşağıda aktaracağımız sözlerinde gizli.
Condoleezza Rice'ın, ''Türkler iyi niyetimizi cömertçe harcıyor'' dediği öğrenildi. Edinilen bilgilere göre, Rice, bu ifadeleri, Türkiye'yi ziyaret eden Amerikalı bir gazeteci ile görüşmesi sırasında dile getirdi. Rice'ın, ''Türkler'e sormayı sakın ihmal etmeyin, iyi niyetimizi neden bu kadar cömertçe harcıyorlar'' dediği kaydedildi. Güvenilir çeşitli kaynaklar, Rice'ın bu sözleri kullandığını ve bunun da ABD Yönetimi'nin mevcut psikolojisini yansıttığını belirttiler. Çeşitli ABD yetkilileri, Washington'un, yakın geçmişte, üst üste gelen ekonomik krizler, AB'ye tam üyelik ve terörizmle mücadele gibi Türkiye için ''can alıcı'' konularda Ankara'nın hep yanında ve destekçisi olduğunu özellikle vurguluyorlar. Bu "yetkililer", ABD'nin, haftalardır Ankara'dan Irak konusunda kesin ve net yanıt beklediğini, ancak buna rağmen Türkiye'de bir ''kakofoni'' havasının egemen olduğunu ifade ettiler. Bir yetkili, ''Başkan Bush ve Başkan Yardımcısı Cheney, Tayyip Erdoğan'a da durumun ne kadar önemli olduğunu ve en kısa zamanda neler yapacağınızı öğrenmek istediğimizi iletti. Ama, aradan haftalar geçti...'' dedi. Beyaz Saray'a yakın bir kaynak ise, Türkiye'nin tavrı nedeniyle, farklı savaş planları uygulanması ve bunun da hem daha fazla ABD askerinin ölümü hem de savaşın uzamasına yol açması ihtimalini gündeme getirdi. Bu kaynak, ''O durumda Türkiye'nin bu tutumu mutlaka hatırlanacaktır'' diye konuştu.
Görüldüğü gibi Amerika için önemli olan "daha fazla Amerikan askerinin ölmesi veya ölmemesi" noktasıdır.
Daha az, en az, mümkünse "hiç" Amerikan askerinin ölmemesi için Türkiye savaşa girmeli ve onların yerine Türk askeri "ölmelidir".
Bush'un ve emir çavuşu Blair'in istedikleri tam da budur.
Bakın Rice'ın dediklerini Washington'dan Ümit Enginsoy "MGK kararı ABD'yi tatmin etmedi" başlıklı haberinde nasıl teyit ediyor: (1 Şubat NTV)
"Başkan George Bush yönetimine yakın bir kaynak Washington'ın Türkiye'den çok acil kesin yanıt istemeyi sürdürdüğünü belirtti. Bu kaynak, Meclis kararı gerekmeyen konularda kararın hemen alınması, asker konuşlandırma istemiyle ilgili olarak da Meclis'in çok kısa sürede tutumunu belirlemesi gerektiğini söyledi. Aynı kaynak, nihai kararının gecikmesi durumundaysa Washington'ın Türkiye'nin sağlayacağı işbirliğiyle yetineceğini; ancak savaşın kuzey cephesini Türkiye'nin katkısı dışında açacağını belirtti. Kaynak 'Savaş aşamasına gelindiğinde ABD Türkiye'yle veya Türkiyesiz bu işi yapacak' dedi."
Hiçbir Amerikalı mevcut "kakafoni"den bizim kadar rahatsız olamaz. Akepe'lilerin ne yapmak istediği bizim tarafımızdan da tam olarak anlaşılmıyor.
Bakın Amerika'nın tatmin olmadığı, savaşı "yasal" kayıtlara bağlayan, uluslararası hukukun önceliğini ve uygunluğunu araştıran MGK kararına Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır nasıl yaklaşıyor:
"MGK'nın tavsiyesi bağlayıcı değil. MGK'nın Irak konusunda TBMM'den yetki kararı alınmasına dönük tavsiye kararı önümüzdeki hafta Bakanlar Kurulu'nun gündemine gelebilir. Tavsiyeler değerlendirilir. İşin boyutları ortaya konulur. Ayrıca tekliflerimizi de belirli çerçevede Bakanlar Kurulu'na arz ederiz. Bakanlar Kurulu'nda kararın oluşumuna hizmet ederiz"
Enginsoy ise devam ediyor; "Türkiye kuzey cephesindeki işbirliğinde gönülsüz davranırsa Amerika, 36'ıncı paralelin kuzeyindeki Kürtlerle 'mecburen' daha sıkı ilişki içine girecekmiş" kaynağına göre.
Amerika'nın belirtilen bölgede 80 bin peşmergeyi silâhlandırdığı, öngördüğü idari yapının beyin takımını Guam'da eğittiği, Diyarbakır kanalıyla bölgeden "pasaportlarına damga vurulmadan-parmak izi alınmadan" çıkarttığı Guamlı peşmergeleri tekrar aynı yola bölgeye soktuğu, sadece Talabani-Barzani ile değil PKK-KADEK ile de yakın ilişkiler içinde bulunup her türlü yardımı yaptığı, Kuzey Irak parlamentosuna destek beyan ettiği ortada iken ilişkinin daha sıkısı nasıl olabilir?
Siz de diplomatik ve süslü bir takım lâfların arkasına dikkatle saklanmış acı hardallı bir tehditin varlığını sezmiyor musunuz?
Meclisinizde Dersim parlamenterleri mevcutken a) hem Leyla Zana ve arkadaşlarının boşuna hapis yattığını düşünenlere kerhen de olsa hak verirsiniz; hem de aklınıza b) Kürt grublarla işbirliğinin sadece 36'ıncı paralelin kuzeyiyle mi sınırlı kaldığı sorusu takılır kalır.
Sahi, Amerikan Merkez Ordusu Komutanı Tommy Franks'ın bilgisayarındaki haritalarda bahse konu bölgenin güneyi 36'ıncı paralel de kuzeyi hangi paralelden geçiyor acaba?
Amerika'nın, Irak harekâtının G+2, yâni "ikinci günü" ile ilgili plânlarını "müttefik" olmamıza rağmen bilmiyoruz da, bu günkü, yâni G-1 deki planlarını kim biliyor?
Bilen parmak kaldırsın..

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |