"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Güncel
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

 

BİR MİSYONER, BİR MİSYONERE…

Hüseyin MÜMTAZ

 

“Bir misyoner bir misyonere, bre misyoner, gel beraber, misyoneristanda biraz misyonerlik yapalım demiş..”

Bu tekerlemeyi hatırlıyorsunuz değil mi?

İyi..

Vatikan’daki Papa II’inci Jean Paul Türkiye’nin Samsun kenti Türk Ocağı Başkanı Prof.Dr.Kenan Erzurumlu hakkında 10 milyar liralık tazminat davası açmış. Sebep; Erzurumlu’nun, Karadeniz’deki Pontusçuluk faaliyetlerinin Samsun’daki Mater Dolarosa ve Trabzon’daki Santa Maria Kilisesi tarafından desteklendiğini söylemesi.

İç Anadolu ve Akdeniz Bölgesi’nde turizmin arkasına sığınarak harabeleri kilise diye onarır, açılışa Barthalemeos’u davet ederek belediye Başkanlarının katıldığı Bahar Ayinleri düzenler; yetmedi, AB istedi diye apartmanlarda bile kilise açılmasını kolaylaştırmayı makûl göstermeye kalkarsanız Papa az bile yapar.

Tabii Profesörden profesöre de fark var.

İstanbul’daki Yunan Konsolosu Panos Kalogeropulos’un, Mimar Sinan Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. İsmet Alptekin’in “unutulmaz katkılarıyla” İstanbul’da bir Yunan sanat Sergisi açmasına, davetiyeler bastırmasına, şehre Bizans bayraklarını andırır flamalar asmasına ne demeli?  

Sergi için doğal olarak “iki dilde” davetiye de hazırlanıyor. Ama davetiyede nedense Fener’deki Rum Patriği Barthalemeos’un da adı geçiyor.

Türkçe davetiyede Patrik, “Hazret” oluyor, Yunancasında “Ekümenik”..

Kırmızı-mavi Bizans flamalarının Türkçe ve İngilizcesindeki “İstanbul”; Yunancasında yine nedense Konstantinopl oluyor.

Konsolos boş durmuyor. Bu sefer Yunanistan Kültür Bakanlığının desteğiyle İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde “Çağdaş Yunan Sanatından Klâsik İzlenimler” başlıklı bir sergi daha açıyor.

Davetiyelerin Türkçesinde Patrik yine “Hazret”, Yunancasında “Ekümenik”…

İstanbul’daki Yunan Konsolosu’nun görevi, TC vatandaşı Fener Rum Patriğinin unvan ve makamının Lozan’a aykırı olarak zorla tesçil edilmesi midir?

Hazret ne demek? Türkiye şeyhler, dervişler, hazretler ülkesi midir?

Vatikan, Ortodoksların Pontusçuluğu ile alâkamız yok diyor ama onun da Ankara’daki Büyükelçisi Monsenyör Edmond Faxhall; İstanbul Harbiye’deki Saint Esprit Katedralinde “Papa II’inci Jean Paul barışın Hizmetinde” konulu bir konferans ve resepsiyon düzenliyor.

Hayrettir, konferansçı yine “Ekümenik” Patrik Barthalemeos..

Katolik Papa mı Ortodoks Patriğin, yoksa o mu diğerinin kayığına biniyor bizi elbet ilgilendirmez ama Yunanistan’dan sonra bu sefer de Vatikan, Barthalemeos’un reklâmına ve daha da kötüsü Ulusal ve Uluslararası hukukça verilmemiş bir ünvanın Türkiye’ye dayatılmasına çanak tutuyor.

Peki bu memleketin valisi, vali yardımcıları, kaymakamları, belediye başkanları, savcıları yok mu?

STÖ’leri yok mu?

Bir konferans düzenleneceği zaman düzenleyenlerden mutlaka bir takım belgeler isteyen mülki amirler bu davetiyeleri görmüyorlar mı yoksa görmezden mi geliyorlar?

         Savcılar mı dediniz?

Alman-Fransız kültür kanalı ARTE, 67 dakikalık "Patrik I. Bartholomeos" belgeseli hazırlamaya kalkar ve yaklaşık 150 bin dolara mal olan belgesel 3 yıllık bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkar, Mayıs ayından itibaren de dünya televizyonlarında gösterilmeye başlanır.

Belgeselin “dünya” galası, 18 Şubat 2003 tarihinde Beyoğlu AFM Sineması'nda yapılır. Gösterimden önce düzenlenen basın toplantısında konuşan belgeselin yönetmeni Jacgues Debs, belgeselin gerçekleştirilmesi ile ilgili bazı açıklamalarda bulunur Basın toplantısının ardından yapılan gösterime, Patrik Bartholomeos'nun yanı sıra Hahambaşısı İsak Haleva, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Kezban Hatemi, yabancı misyon temsilcileri ve din adamları katılır.

Belgeselde, Bartholomeos'un portresi çerçevesinde Ortodoksluğun tanıtımı ve propagandası ön plana çıkar.

Belgesel kurnazca, Bartholomeos'nun hayat hikayesinden hareketle 300 milyonluk Ortodoks dünyasının portresini çizer.

Burada da “hinoğlu hinlik” meydana çıkar.

Hem Ortodoksluğun reklamı yapılır, hem Lozan’a göre sadece İstanbul’daki 3000 Rum’un ruhani lideri olması gereken, hiçbir şekilde siyasetle uğraşmaması icabeden Fener’deki Rum Papaz, dünyadaki 300 milyon Ortodoksun ekümenik patriği olarak takdim edilir.

Bartholomeos, 2000 yılında Yunanistan'ın Etnos gazetesine verdiği demeçte, "Türkiye'nin AB üyeliği, Anadolu’da önceden varolmuş Hıristiyan toplumların yaşadığı bölgelerde yeniden Hıristiyanların yaşamasına izin vermelidir" demişti.

Belgeselin sonunda “Hayatımdaki en büyük idealim Ruhban Okulunun yeniden açılmasıdır” diyen Bartholomeos, ayrıca Patriklerin sadece Türk vatandaşları arasından seçilmesi konusundaki kanun hükmüne de itirazını sürdürüyor.

Patrikler yabancılardan da seçilebilsin ki Türkiye üzerindeki uluslar arası baskı tam olsun.

Bakın Patrik başka neler diyor:

"Eğer Türkiye'nin AB üyeliği bunu müsait kılarsa Hıristiyanlar, yaşadıkları bölgelere tekrar yerleşirlerse, o zaman Patrikhane de o bölgelerde bulunan kiliselerin yeniden ayine açılmalarını düşünebilir."

"Türkiye AB üyeliği rotasında, topraklarındaki Hıristiyan mabetlerine saygılı olduğunu gösteriyor. Biz ise ara sıra bu kiliselerde ayin yapacağız. Bu kiliseler, bölgede Hıristiyan yaşamadığı için sürekli açık olamaz" .

“Tekrar yerleşecek olan Hristiyanlar”ın “yaşadıkları bölgeler” neresi?

Önce İstanbul, Marmara, Ege, Akdeniz Bölgeleri ve tabii Karadeniz…

Belgeselin 18 Şubat’ta İstanbul’un göbeğinde dünya galası yapılır.

Sıralı mülki erkân, sıralı yargı, sıralı akademisyenler, yerel yöneticiler ve STÖ’lerden tık çıkmaz.

Mart’ın 26’sında; o çok konuşuyor, her şeye karışıyor denen asker Adalet Bakanlığı’na müracaat eder.

Şöyle der asker 26 Mart 2003 gün ve 3500-11-03. (0199) sayılı yazısında:

“Alman-Fransız ortak kanalı ARTE tarafından Şubat 2003 ayında Fener Rum Ortodoks Patriği 1. BARTHOLOMEOS ile ilgili olarak ''Patrik 1.BARTHOLOMEOS'' adlı belgesel film yapılmıştır. Filmin bitiminden önce, tanıtım şirketinin bir Yunanlı şirket olduğu öğrenilmiştir. Filmin başında yer aldığı üzere tanıtım şirketinin temsilcisi Nurten ÖZKORAY, senaristi Mesut TUFAN , yönetmeni DEBS ve filmin müziklerini yapan kişi Burhan ÖCAL'dır.

67 dakikalık Ek'te sunulan dokümanter filmin başında, dünyada 300 milyon Ortodoks Hıristiyan yaşadığından bahsedilerek,''İstanbul Ekümenlik Patrikhanesi'nin dünyadaki Ortodoks kiliselerinin lideri olduğu ifade edilmiştir. Bazı görüntülerde altyazı olarak''İstanbul Fener Patrikhanesi'' ve ''İstanbul Ekümenlik Patrikhanesi'' ibareleri yer almış ve filmin birkaç yerinde de ''Ekümenlik Patrik 1. BARTHOLOMEOS''ifadesi kullanılmıştır.

Filminde genel olarak Patriğin İstanbul Fener Rum Patrikhanesi ya da yurtdışı ziyaretlerinde yapmış olduğu siyasi görüşmeleri Patrikle bazı siyasi konularda yapılan söyleşiler ile Heybeliada Ruhban Okulu konusu işlenmiştir.Filmin yaklaşık 10 dakikalık bir bölümü Heybeliada Ruhban Okuluna ayrılmış, bu bölümünde Patriğin tekneyle Heybeliada'ya gidişi, okulun dışı ve içindeki kitaplık ve sınıflarla ilgili görüntülere yer verilmiştir.

Filmde Patrikhane hakkındaki bazı tarihi saptamalarda bulunulmuş ve bu saptamalar çerçevesinde zaman içinde Patrikhanenin Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine çalıştığı şeklinde bir inanç ve geleneğin yerleştiğini, bunun sonucunda da Patrikhanenin uluslar arası alanda ve Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesinde oynayabileceği rolün kısıtlandığı öne sürülmüştür.Filmde Patrik 1.BARTHOLOMEOS, Fener Rum Patrikhanesi'ne katılabilmek için Türk Vatandaşlığı şartı aranmasının Ekümenlik Patrikliği'nin geleceği açısından elverişli olmadığını, zira patrikhaneye hizmet verebilecek yetişmiş elemanlarının çoğunun yurtdışında yaşadığını kaydetmiştir.

Filmde Patriği Hahambaşı, Vatikan görevlileri ve Papa ile ilgili görüşmelerine yer verilirken, Türk Müslüman din adamları veya Türk tarihçilere söz verilmemiş olmaması dikkat çekici bulunmuştur.Filmde dikkat çeken diğer bazı ifadeler arasında Patrik'in ''İstanbul dini açıdan bizim Kudüs'ümüz sayılır, biz burayı terk edemeyiz sözleri,''Patrikhanemiz Osmanlı dönemi dahil her zaman zulüm görmüş bir kilisedir''ifadesi oldukça dikkat çekicidir.

Tamamen siyasi bir propaganda aracı olarak düşünüldüğü anlaşılan film hazırlanırken, Alman-Fransız ortak kanalı ARTE tarafında Dışişleri Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı'ndan izin alınmadığı öğrenilmiştir.

Bahse konu filmin ''Türkiye'de İlmi Araştırma İnceleme yapmak ve film  çekmek isteyen yabancılar veya yabancılar adına müracaat edenler ile yabancı basın yayın mensuplarının tabi olacakları esasları yürürlüğe koyan 04.04.1988 tarihli ve 88/12839 sayılı kararnamenin uygulanmasına ilişkin talimata  aykırı olarak çekimi yapılmıştır''. Bahse konu talimatın ''h'' maddesinde,''Milli güvenlik ve milli menfaatlerimize zararlı mahiyette olabilecek ideolojik, sosyolojik, bölücülük, ayrılıkçılık ve mezhep ayrımı gibi konularda inceleme ve araştırma yapılmasına ve bunlarla ilgili film çekilmesine izin verilmez.''hususu yer almaktadır. Ayrıca yabancıların her hangi bir konuda film çekecekleri zaman uyması gereken prosedür açık olarak ifade edilmesine rağmen, bu hususların  dikkate alınmadığı görülmektedir.

..... sayılı sinema, video ve müzik eserleri kanunun 5. maddesi de incelendiğinde; ..... ithalat konu eserlerin, toptan dağıtıma  ve gösterime sunulmadan önce Kültür Bakanlığı'nca kayıt ve tescili yapılarak işletme belgesi verilir" hususunun yer aldığı görülmektedir. Oysa yukarıda bahse konulu filmin gösterime girmeden önce Kültür Bakanlığı'ndan bir işletme belgesi alınmadığı tespit edilmiştir.

Anayasal mevzuat çerçevesinde, söz konusu filmin gösterime girmesi, yürürlükteki mevzuatın aleyhinde olduğundan ilgililer hakkında yasal ve idari işlem yapılması hususunu takdirlerine arz ederim"

Elimizde bir de, Genelkurmay’ın bu istemine karşılık “süratle” yürütülen soruşturma sonucu İstanbul DGM Savcılığı’nın verdiği 2003-187 sayılı “Görevsizlik Kararı” var kıymetli okuyucu.

“….67 dakikalık belgesel film niteliğinde olan yapımda, genelde İstanbul Ortodoks Patrikhanesinin ve Patriğin propogandasının ana tema olarak işlendiği ve bu doğrultuda yapımcıların görüş ve düşünceleri ile bir takım tarihsel, güncel ve siyasi saptamalarda bulunulduğu anlaşılmıştır.

…. Belgeselin bir bölümünde ve Stefanos Yerasimos isimli tarihçinin Katolik ve Ortodoksluğun Osmanlı ve Bizanslardaki uygulamalrını konu lan konuşması sırasında Tarabya metropoliti Konstantinos Harisyadi’ye İstanbul’da ne kadar Rum Ortodoks kalmıştır? Şeklinde sorulan soru üzerine adı geçenin İstanbul’da 3-5 bin Rum olduğunu, devamlı azaldığını bundan üzüntü duyduğunu söylediği ve devamında ‘İstanbul dini açıdan bizim Kudüsümüz sayılır. Bu nedenle Kudüs’ü terk edemeyiz. İstanbul’u terk etmek sudan çıkmış balık nasıl yaşayamazsa bu bizim için aynı anlama gelir. Şeklinde değerlendirmede bulunmuş iese de 67 dakikalık belgeselin bir bütün olarak incelenmesinde bu sözün İstanbul’un Ortodokslar açısından dini önemini vurgulamak için söylendiği…..

……yapılan inceleme sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan yazılı, sözlü ve görsel propogandaya ve 3713 sayılı yasanın 8. maddesine aykırı bir duruma rastlanılmamıştır.

…Yine belgesel filmin bir bölümünde İstanbul balıklı Manastırından görüntülere yer verilerek bu bölümde Barthalemeos’un ‘Tarih boyunca İstanbul Patrikhanesinin çok sorunlar yaşayan bir kilise olduğu, Patrikhanenin özellikle Osmanlılar döneminde baskı ve infazlar yaşadığını, Patrik 5. Greguar’ın 1821 yılının Paskalya günü Patrikhane kapısı önünde infaz edildiğini, bu zulümlerin siyasi ve dini sebeplerden kaynaklandığı’ şeklinde değerlendirmesi olduğu görülmüş ancak belgeselin devamında Patrikhanenin Türkiye aleyhinde çalışmadığı, tarihsel sebeplerle özellikle de 1. Dünya Savaşı sırasında Yunanlıların Anadolu’yu işgali sebebiyle Türk vatandaşlarının Fener patriğine karşı tepkili olduğunu, tarihsel sebeplerle patrikhaneye bakış açısının değişmesi gerektiğini vurgulamış, yine devamında Türk-Yunan ilişkileri ne olursa olsun Türk vatandaşı olarak tüm haklara sahip olmaları gerektiğini belirtmiş….

…Dolayısı ile söz konusu değerlendirmelerin ve özellikle belgeselin bir bütün olarak incelenip değerlendirilmesinde halkın din ve mezhep farklılığı gözetilerek kin ve düşmanlığa kamu düzeni için tehlike olabilecek bir değerlendirmeye ve bu suçun unsurlarına rastlanılmamıştır.”

Yakın tarihte başka bir Kudüs benzetmesi dolayısı ile başka bir yerde tankların gösteri yürüyüşü yaptığını hatırlıyor musun kıymetli okuyucu?

Patrik AB Uyum yasalarından aldığı güçle Anadolu’yu “Bahar Âyinleri”ne açmaya başlamıştır.

Onunla kalmamış, KKTC’ye de bulaşmıştır.

Anadolu Ajansı’nın 3 Haziran 2003 tarihli haberine göre Fener Rum Patriği Bartholomeos Baltık Denizi liman kentlerine ziyaret çerçevesinde geldiği Estonya’nın başkenti Tallinn’de gazetecilere yaptığı açıklamada, KKTC’nin Rum kesimine seyahat kısıtlamalarını kaldırmasının, Kıbrıs sorununun çözümüne durdurulamaz bir ivme kazandırdığını belirterek. Kıbrıs sorununun çözümü doğrultusunda atılan adımların bir parçası olarak, KKTC’deki Ortodoks kiliselerinin de onarılarak ibadete açılması gerektiğini söylemiş.

Peki bir Türk vatandaşı olarak, Türk-Yunan ilişkileri ne olursa olsun tüm haklardan yararlanmak istediğini söyleyen patrik; kilisesine bağlı olduğunu iddia ettiği Kıbrıs Rum Patriğinin, Türkiye ve Türk ordusu aleyhindeki kanlı sözlerine neden hiç tepki göstermemiş?  Neden lânetlememiş?

Saldırı çok yönlüdür kıymetli okuyucu.

Saldırı İstanbul’da, Ege’de, İç Anadolu’da, Karadeniz’de ve Kıbrıs’tadır.

Apartman katlarında açılan kiliselerde, yeniden onarılan ve ibadete açılan kiliselerdedir.

Ve saldırı var dedi diye Samsun’da Türk Ocağı Başkanı hakkında dava açılabilmekte ama Kudüs benzetmesi dolayısı ile Tarabya Metropoloti hakkında görevsizlik kararı verilebilmektedir.

Bazı profesörler Yunan Konsolosu desteğinde sergi açabilmekte, bazı profesörler Amerikalı meslektaşları ile kan örneği toplamakta, bazıları da “Yangın var” dedi diye suçlanmaktadır.

Bu arada asker neden konuşuyor diye değil de, belgeselin gösterildiği Şubat ayından Mart sonuna kadar neden askerden başkası rahatsız olup da harekete geçmedi sorusundan hareketle konumunuzu tekrar sorgulayıp, gözden geçirin.

Ve hâlâ, dini değil, milli egemenlik sembolü olduğunun farkına varamadığınız Ayasofyaların müze olarak kullanılmasında ısrar edin.

Onu açamayın, sonra da kalkın Japonya’da Japonları İslâmiyete dâvet edin..

Bir berber bir berbere ne demiş?

 

 - Geri -

 
 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |