|
07
Şubat 2003
ALMANYA
BİZE NMI (*) GÖZLÜĞÜ İLE Mİ BAKIYOR?
Talat
SARAL
Soru sizleri şaşırtmasın.
NMI'yı bilmemeniz gayet normal. Ben de iki yıl
önce öğrendim. Ondan sonra da tüm parlak sözlere
rağmen, Avrupa ülkelerinin ve özellikle Almanya'nın
sözde aday ülke Türkiye'ye hangi gözle baktığını
çok iyi anladım. Hikayeyi özetleyelim.
DEİK kapsamındaki
Türk-Alman İşbirliği Konseyi'nin yıllık toplantıları
sırayla Türkiye ve Almanya'da yapılır. Ben de
bu konseyin Türk tarafında başkan yardımcısıyım.
İki ülke Dışişleri Bakanlıkları müsteşarlarının
eş başkanlığında ve genelde Odalar Birliği kuruluşlarının
(Türkiye'den TOBB, Almanya'dan BDI) ev sahipliğinde
yapılan bu toplantılarda, kamu ve özel kesim temsilcileri
oluşturulan ticaret, turizm ve sanayi-yatırım
gruplarında iki ülke ekonomik ilişkilerindeki
gelişmeler, imkanlar ve sorunları değerlendirir,
iş adamları yeni projeler üzerinde yoğun temas
yapabilme fırsatını bulur.
Kasım 2000 ayında
Berlin'de bu konseyin 7. toplantısı vardı. Katıldığım
bu toplantıda Türkiye-AB ve Türkiye-Almanya ilişkileri
konusunda her iki tarafın konuşmacıları parlak
sözlerle ilişkileri ve gelişmeleri övmüşlerdi.
Salona ve yönetim masasına da Türk-Alman ve AB
bayrakları üçerli gruplar halinde yerleştirilmişti.
Ancak salonun diğer bir köşesinde, üzerinde NMI
ibaresi olan kocaman bir haritalı pano konulmuştu.
Harita siyah renkle boyanmış olarak Fas, Cezayir,
Tunus, Libya, Mısır, tüm Arap yarımadası, Türkiye
(Trakya hariç), İran ve Pakistan'ı gösteriyordu.
Bu organizasyon Alman Odalar Birliği'nin (BDI)
bir yan kuruluşu gibi idi. Başka bir ifadeyle,
BDI bu grup ülkelerle ilişkileri aynı yaklaşım
çerçevesinde yürütmekteydi.
Yapılan konuşmalardan
sonra söz alarak, oturumu yöneten Alman yetkiliye
bir soru sordum ve bayraklarla bu haritalı panonun
açıkça çeliştiğini, eğer ilişkilerimizde bu harita
geçerliyse, bayrakların ve parlak sözlerin inandırıcılığının
kalmayacağını ifade ettim ve ekledim: "Umarım
Almanya veya Alman ekonomisi Türkiye'ye bu harita
gözüyle bakmıyordur." Benden başka yalnızca
bir Türk iş adamı daha haritaya tepki gösterdi
ve bu tavrımız salondaki özellikle Türk iş adamlarından
büyük destek aldı. Türk delegasyonundan bu panoya
bir resmi tepki gelmedi. Verilen cevapta, haritanın
yanlış olduğu, gerçeği ve ilişkileri yansıtmadığı
özellikle vurgulanmıştı. Biz de bu beyanı o zaman
iyi niyetle yorumlamıştık.
Bu kez 23-24 Ocak
2003 tarihlerinde yine Berlin'de ve yine BDI'nin
merkez binasında İşbirliği Konseyi'nin 9. toplantısı
yapılmıştı. (**) Katıldığımız bu toplantıda, açılış
ve ticaret grubu oturumlarının yapıldığı büyük
salonda üçlü bayrak gruplarının yanında yine bu
haritayı (bu kez 2 adet), üstelik üzerinde Alman
Dışişleri Bakanlığı (Auswärtiges Amt) amblemli
panoyu ve yine aynı haritalı yazılarla yakalara
takılan tanıtıcı kartları görünce çok şaşırmıştık.
Harita sanki resmiyet ve yaygınlık kazanmıştı.
Dahası, BDI'nin bu konudaki Ocak/Şubat 2003 ayları
broşürünün (TÜSİAD başkanı Sn. T. ÖZİLHAN'ın bir
demecine de yer verilen) kapağına da bu harita
konmuş ve haritaya bir de Afganistan eklenmişti.
(*) : NMI, "Kuzey
Afrika ve Ortadoğu'da Alman ekonomisinin inisiyatifi"
ifadesinin İngilizce ve
Almancasının baş harflerini belirtir. (Nordafrika
Mittelost Initiative der deutschen Wirtschaft.)
(**) : İlk günkü açılış oturumunda, Türkiye'de
ve özellikle Almanya'daki / yurt dışındaki başarılı
işadamımız Sn. Kemal ŞAHİN görüntülü güzel bir
sunuş yaparak, alınacak derslerle dolu başarılarının
sırlarını açıklamıştı. Şahinler Holding Yönetim
Kurulu Başkanı olan Sn. ŞAHİN'in "Zirvedeki
Şahin/Hayatım ve Fikirlerim" adlı Hayat Yayınlarında
çıkan kitabını ilgili herkese tavsiye ederim.
Toplu akşam yemeğinde de benzer bir konuşmayı,
Almanya'da turizmde büyük başarılara ulaşan Sn.
Vural ÖGER yapmıştı.
Ben ve (bu konuyu iki yıl öncesiyle izah ettiğim)
ATİAD/Avrupa Türk İşadamları Derneği Başkanı Sn.
Eşref ÜNSAL ile diğer bazı Türk katılımcılar bu
haritayı tekrar eleştirdik. Sn. ÜNSAL anlamlı
ifadelerle haritaya karşı sert bir tavır koydu.
Ben, özetle "resmi amblemle haritaya resmiyet
mi kazandırılıyor?" diye sordum, bir Türk
işadamı panoların salondan çıkarılmasını istedi.
Bu eleştirilerimizin tutanağa alınmasını talep
ettik. Ertesi gün panolar yine yerinde durmaktaydı.
Ancak sonuç bildirisinde, "Türkiye'ye AB'ye
aday ülkeler çerçevesinde bakılacağı" dolaylı
ifadesine lütfen yer verilmişti.
Sonuç bildirisinin
okunduğu kapanış oturumunun açış konuşmasını Alman
Dışişleri Bakanı Sn. Fischer yapacaktı. Ancak
İstanbul ve Ortadoğu seyahati nedeniyle metni
bakan adına müsteşarı okudu. Bu metinde yine her
zamanki ilişkileri övücü ifadeler ve AB'nin artık
herkesin ezberlediği istekleri yer almakta idi.
Konuşmadan sonra,
söz alarak müsteşara iki soru yönelttim. Bunlardan
ilki adaylığımızla, diğeri ise gümrük birliği
ile ilgili idi. "AB'ye aday olduğumuzu söylediniz.
Ancak diğer adayların aksine ne müzakere masasındayız,
ne Schengen vizesinden faydalanıyoruz, ne mali
yardım alıyoruz, ne de AB'nin finanse ettiği yatırımlar
için teklif verebiliyoruz. O zaman aday mıyız,
yoksa aday adayı mıyız?" yolundaki ilk sorumu
müsteşar diplomatik bir dille ve Türkiye'nin "aday"
olduğu mealindeki bir cevapla geçiştirdi. "Gümrük
Birliği AB üyeliği yolunda bizim ayrıcalığımız
mı, yoksa ayak bağımız mıdır? Bu Gümrük Birliği
yüzünden Türkiye yalnızca AB ile dış ticaretinde
ilk 5 yılda 50,9 milyar dolar açık vermiştir."
şeklindeki ikinci soruma ise müsteşar, bu rakamı
ilk defa duyduğunu ve bunun doğru olamayacağını
belirterek cevapladı.
Bu konuşmadan hemen
sonra verilen kahve molasında kendisine giderek
bu rakamların benim değil, AB'nin istatistikleri
(EUROSTAT) olduğunu söyledim ve bilgisayar çıktılarını
gösterdim. Kendisi ithalat yoluyla da ucuz mal
alınabileceğini ve açık verilebileceğini belirtti
ve Amerika'yı örnek gösterdi. Ben de kendisine
"Türkiye'nin böyle açıkları karşılayacak
ne döviz rezervi ne de uygun borçlanma imkanı
var. ABD dolar basarak açığını kapatabiliyor.
Çünkü doların arkasında ABD'nin siyasi, ekonomik
ve askeri gücü var. Bu bize emsal teşkil edemez."
diye cevap verdim ve sordum: "Değil Türkiye,
güçlü Alman ekonomisi bile böyle bir açık verse
siz buna sevinir miydiniz." Bunları cevaplandıramayan
müsteşar zamanının çok sınırlı olduğunu belirterek
izin istedi. Bu AB rakamlarını içeren tabloları
istek üzerine Berlin büyükelçiliğimiz yetkililerine
de verdim.
Sonuç:
1. Hikaye ve toplantının
özetini burada noktalıyoruz. Bizler AB üyeliği
hayaliyle istenen hemen herşeyi fazlasıyla yerine
getirirken, AB'nin lokomotifi ve Türkiye'nin 1
no'lu dış ticaret partneri Almanya ve Alman ekonomisinin
en üst kuruluşu (BDI) bizi Kuzey Afrika'yla, Ortadoğu
ülkeleriyle, İran, Pakistan ve hatta Afganistan'la
aynı kefeye koyuyor. Gel de hayret etme, şaşkınlık
duyma!..
2. Bu dışlayıcı
tavıra resmi bir tepkimiz olmuyor, olamıyor. Hep
sineye çekerek, aşağıdan alarak ve ulusal onurumuzun
zedelenmesine göz yumarak sonuç alacağımızı sanıyoruz.
Irak'ta haklı olarak uluslararası meşruiyet arıyoruz
da Kıbrıs'ta AB'nin uluslararası hukuku katletmesine
nasıl seyirci kalabiliroyuz?
3. Türkiye'de AB
bayraktarlığını yapanların başında gelen Sn. T.
ÖZİLHAN (üstelik gümrük birliğini övdüğü) demecinin,
böyle bir haritayı içeren broşürde yayınlandığını
acaba biliyor mu veya öğrenince nasıl tepki gösterir?
4. İki yıl sonra
Berlin'de bu haritanın ve/veya Türkiye ile ilgili
tutumun nasıl değişeceğini gerçekten merak ediyorum.
Bekleyelim, kısmetse görürüz.
-
Geri -
|