 |
 |
 |
ERMENİLERİN TARİHİ GERÇEKLERİ DEĞİL KABUL ETMEYE DUYMAYA
DAHİ TAHAMMÜLLERİ YOK: Peki Ya Yahudiler?
Dr. Şenol KANTARCI
2004 yılının başlarında Star TV'de Kadir Çelik'in
hazırlayıp sunduğu
"Objektif" adlı canlı olarak yayınlanan programda,
Ermeni asıllı Kanadalı
yönetmen Atom Egoyan'ın Ermeni tezlerini esas alarak
yaptığı "Ararat" adlı
filmin Türkiye'de gösterime girip-girmemesi konusunu
tartışıyoruz. Kadir
Çelik'in program öncesinde söylediğine göre, program
için birkaç Ermeni
vatandaşımızı davet etmiş (Başta Ermeni konusunu
yazarlığını yaptığı
gazetesindeki köşesine zaman zaman taşıyan Ethem
Mahçupyan olmak üzere)
ancak olumlu yanıt alamamış. Programın ilerleyen
dakikalarında Jamanak
Gazetesi yazarlarından Sayın Ara Koçunyan'la telefon
bağlantısı kuruluyor.
Programın stüdyodaki konukları arasında bulunan Sabah
gazetesi yazarlarından
Sayın Ömer Lütfü Mete, telefon hattında olan Koçunyan'a,
Ararat filmi
benzeri ancak Türk tezlerini içeren bir filmin
Ermenistan'da gösterilip
gösterilmeyeceğini soruyor. Gazeteci Koçunyan, "Bırakın
Türklerin çekmiş
olduğu Türk-Ermeni olaylarını içeren bir filmin
Ermenistan'da
gösterilmesini, Türk-Ermeni ilişkileri konusunun dışında
bir Türk filminin
dahi Ermenistan'da gösterilmesi mümkün değildir." diyor
ve buna yakın
dönemden de çarpıcı bir örnek veriyor. Koçunyan, Ermeni
konusuyla uzaktan
yakından ilgisi olmayan, sosyal içerikli bir Türk
filminin Ermenistan'da
sinema günleri adlı bir organizasyonda gösterimi
konusunun büyük tartışmalar
yarattığını ve gösterime sokulmadığını özellikle
belirtiyor.
2005 yılının henüz başları. Amerika Birleşik Devletleri
(ABD)'nde Florida
Atlantik Üniversitesi'nde Uluslararası Soykırım
Araştırmacıları Birliği
(USAB-IAGS) tarafından "Ermeni Soykırımından 90 Yıl ve
Yahudi Soykırımından
60 Yıl Sonra: Süregelen Tehdit ve Soykırımın Mirası" (
Ninety Years After
The Armenian Genocide and Sixty Years After The
Holocaust: The Countinuing
Threat And Legacy of Genocide) konu başlıklı 6-7 Haziran
2005'te ve güya
bilimsel olduğu söylenen bir kongre yapılacağı ilân
ediliyor. Kongre,
Amerikalı Ermeniler ve Yahudilerin ortak organizasyonu.
Kongreyi düzenleyen USAB (IAGS), yapacağı kongre için 8
seksiyon belirlemiş:
1.Ermeni soykırımı ve/veya Yahudi soykırımının kökleri
ve sorumluluğu,
2.Ermeni soykırımı ve/veya Yahudi soykırımının hayatta
kalanlar, failler,
seyirciler ve uluslararası hukuk ve organizasyonları
içeren dünya topluluğu
için bıraktığı miras,
3.Tehlikedeki toplumların belirlenmesi ve soykırımdan
korunması (Şu anda
Sudan'daki katastrofik soykırımı da dahil olmak üzere),
4.Kamboçya, eski Yugoslavya, Raunda ve yerel insanlar
için soykırımın
kaynağı ve sorumluluğu,
5.Kamboçya, eski Yugoslavya, Raunda ve yerel insanlar ve
uluslararası hukuk
ve organizasyonları içeren dünya topluluğu için
bıraktığı miras,
6.Soykırımın inkarı,
7.Edebiyat, sanat, film ve müzikte soykırım,
8.Anma, onarma ve uzlaşma.
USAB, kongrede tebliğ sunacak olanları sadece iki konu
başlıklı oturumla
sınırlandırıyor. Kongreye USAB'ın belirttiği tarih
içerisinde müracaatımızı
yapıyoruz. 6. maddede yer alan "Soykırımın inkarı" (The
denial of genocide)
ve 8. maddedeki, "Anma, onarma ve uzlaşma" (Commemoration,
restitution, and
reconcilliation) konularında, tebliğ sunacağımızı
bildiriyoruz. "Soykırımın
inkarı" başlıklı seksiyona: "Arşiv Belgeleriyle Osmanlı
Devleti'nde
1890-1920 Ermeni Olayları: Ermeni İddiaları Birleşmiş
Milletler Sözleşmesine
Göre Soykırımı mı dır?", "Anma, onarma ve uzlaşma"
başlıklı seksiyona ise,
"Türkiye-Ermenistan İlişkilerinde Hassas Konular ve Bu
İlişkilerin Batı
Dünyasına Yansıması" isimli konu başlıkları ile katılmak
istediğimizi
bildiriyoruz.
Birinci tebliğimizdeki amacımız, 1890 ile 1920 arasında
cereyan etmiş olan
Ermeni olaylarının Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne
göre soykırım olup
olmadığı konusunu, bilimsel etik anlayış içerisinde,
arşiv belgeleriyle
ortaya koyarak tartışmaktı.
İkinci tebliğimizdeki amacımız ise, Türk-Ermeni
ilişkilerini değerlendirmek
ve bunun dış dünyaya olan etkileri üzerinde tartışmaktı.
Bu seksiyonun
başlığı "Anma, onarma ve uzlaşma" olduğu için özellikle
sunumumuzda
Türk-Ermeni ilişkilerindeki sorunları bilimsel
duyarlılıkla ortaya koyduktan
sonra, yapıcı ve uzlaşıcı öneriler sunmak ve bunları
bilimsel olduğunu iddia
ettikleri kongrede tartışarak irdelemekti.
Son derece kibar bir dille kongreye katılım için
gönderdiğimiz mektubumuza
çok geçmeden aynı nezakette ilk cevap geldi. "Dear Dr.
Kantarcı ..." diye
başlayan mektupta postanın kendilerine ulaştığı ancak,
Martin Luther King
haftası olduğu ve organizasyonla ilgili bir çok kişinin
tatilde olması
gerekçesiyle kongreye katılımımızla ilgili cevabı kısa
süre içerisinde
bildireceklerini bildiren bir yanıttı bu.
1963 yılında "I have a dream" adlı konuşmasıyla ünlenen
"İnsanların dostça
yaşaması" gereği üzerinde duran Martin Luther King'i
anan ve Florida'da
Ermeni konusu ile ilgili söz konusu etkinliği düzenleyen
bu insanların
müracaatımızı olumlu değerlendirecekleri hissine bir an
için kapılmış olsak
da, başından beri kongreye kabul edilme ihtimalini yüzde
bir (%1)'den yukarı
tutmamıştım. Çünkü çok iyi bildiğim bir şey vardı. O da,
Ermenilerin tarihi
gerçekleri veya karşı tezleri değil kabul etmeye,
duymaya dahi
tahammüllerinin olmayışıydı.
Nihayet, 24 Ocak 2005'te USAB'ın Başkan'ı imzalı nihai
cevap geliyor.
Cevapta, USAB Başkanı, tebliğimizin kabul edilmediğini,
gerekçe olarak ise,
Ermeni soykırımını tarihsel olarak yargılayan tebliğlere
uzun vadeli
politikaları gereği yer vermediklerini belirtmiş.
ABD'deki Yahudi ve Ermenilerin birlikte düzenledikleri
söz konusu
etkinlikte, tebliğimize "ret" cevabının verilmesinde
Ermenilerin Türklere
karşı bilinen düşmanca hisleri ve olumsuz tavrını
algılamakta güçlük
çekmiyorsunuz. Anlamakta güçlük çektiğimiz konu,
Ermenilerle birlikte aynı
tavrı sergileyen ve/veya Ermenilerin koymuş olduğu
tavrın yanında yer alan
Yahudileri anlamakta. O zaman ortada oldukça ciddi
boyutlu olduğunu zaten
bildiğimiz ancak bu ve benzeri olaylarla bir kere daha
iyi algılamamızı
pekiştiren önemli sorunumuzun kendisini bir kez daha
ortaya koyuyor
olmasıdır. O da: Türklerin kendilerini dış kamuoyuna
anlatmak hususundaki
başarısızlıkları.
Ermenileri bir tarafa bırakır isek, kilise ile işbirliği
içerisinde olan
İspanya Kraliçesi İsabella'nın 1492'de çıkardığı sürgün
fermanına bütün
Avrupa'nın destek vermesi, dolayısıyla Batı'da anti-semitist
hareketlere
ziyadesiyle maruz kalan Yahudilere, Türkler kucak
açmıştı.
Hitler'in elinden bir çok Yahudi'yi, hayatlarını
kurtarmak için kendilerini
de tehlikeye atıp, alelacele pasaportlar düzenleyerek
Türkiye'ye gönderen
Türk Büyükelçiliğiydi, Türklerdi. Ama bugün Ermenilerle
birlikte Türkiye'ye,
Türklere karşı düşmanca tavır sergileyen veya bu tavra
alet olanlar ise
Amerikalı Yahudiler. O zaman, biz ne kendimizi kendimize
ne de yüzyıllar
boyu yaptığımız iyilikleri, Yahudilerin kendilerine dahi
anlatamamışız. O
halde biz Türklerin, Batı'ya yönelmeden önce, aynaya
yönelmemiz ve aynada
kendimize dikkatlice bakmamız gerekiyor.
|
 |