|
07 Temmuz 2003
“BEN SİZE ÖLMEYİ EMREDİYORUM”-Çanakkale-Mustafa
Kemal
Hüseyin MÜMTAZ
(Bu yazı fondan tok bir sesle yükselen, Atsız’ın
“Kahramanlık içerek acı ölüm tasından/ İleriye
atılmak ve sonra dönmemektir” mısraları
eşliğinde okunmalıdır.)
Amerikan 101’inci Hava İndirme Tugayı’na bağlı
100-150 “peşmergenin” Süleymaniye’deki Türk Özel
Kuvvetlerine ait irtibat bürosunun kapısına
dayanmasından beri isyanlardayım..
Çekip gidecek dağlar, başımı vuracak taşlar
arıyorum
Özel Kuvvetler timinin orada bulunma
gerekçesi a) Türkmenlerin can ve mal emniyetini
sağlamak; b) Türkiye’nin sınırını PKK/KADEK
terörüne karşı ileriden emniyete almaktır.
Peki kendi güvenliğini sağlayamayan,
emniyetini alamayan, silahlarını teslim eden bir
birlik bu görevleri nasıl yapacak?
Yanlış anlaşılmasın.. Bu timin, dünyanın
en yetenekli, seçkin, olmazı olur yapacak
nitelikte olduğunu, dünyanın her köşesinde en
inanılmaz görevleri başaracak, başaramazsa
kahramanca, gözünü kırpmadan millet, vatan-bayrak
ve uğrunda kendini feda edeceğini iyi biliyorum.
Türk bordo berelileri bir emir aldığında
o görevin nasıl “mümkün olamayacağını”, yahut işin
sonunda ölüm olup olmayacağını düşünmeden “baş
üstüne“ der ve gider.
Sonra oturur nasıl yapacağını, “olur hâle”
getireceğini düşünür.
Olur hâle de getirir.
Onun için bu işte baştan beri büyük bir terslik
olduğunu düşünüyorum.
Akepe iktidarı zamanında AB ve ABD ile ilişkiler
bağlamında Türk milletinin kendini ve onurunu
koruma içgüdüsünün, milli reflekslerinin dumura
uğratıldığını biliyorduk da bu yaklaşımın askerin
de duygularını bu kadar paralize ettiğini
bilmiyorduk.
Timlere verilen “görev talimatı” süratle
yenilenmelidir.
Muavenet olayından sonra, Erbil’de tutuklanan,
Süleymaniye’de hayli hırpalanan timler; artık
iyice açığa çıkan bir düşmanlığı gözler önüne
sermektedir.
Kimse bunu görmezden gelemez.
Samsun-Kayseri-Ankara parti kongrelerini daha
fazla önemseyen, Cheney’le telefon konuşmasını
Spor Sarayı’ndan yapacak kadar işi ucuzlatan;
“Nota çok ciddi iştir, her istediğiniz zaman Nota
veremezsiniz” diye diplomatik inciler döktüren,
“Nota müzik notası değildir” yaklaşımıyla
küçümseyen zihniyetin kapasitesi bellidir ve bu
konuda kendilerinden fazla bir şey ummak yersiz
olacaktır.
Nota vermek için başkasından izin mi isteyecektik?
Bırakın notayı, ültimatom vermek için daha ciddi
ne gibi olayların olmasını bekliyorsunuz?
Fakat 2212’inci kuruluş yılını kutlayan devlet
kuruluşlarımızın daha etkin tavır almalarını
beklemek de hakkımızdır.
Hâl böyle olunca Ege Ordu Komutanı Orgeneral
Hurşit Tolon tarafından yapılan ve kendi kişisel
görüşleri olduğu vurgulanan açıklamanın
"-ABD'ye Tampa Florida da görevinden ayrılacak
olan Orta Bölge komutanı Tommy Frank'ın emeklilik
törenine Genel Kurmay Başkanımızı ve TSK'yı
temsilen burada bulunmaktaydım. Gelirken Genel
Kurmay Başkanımızın bir iyi dilek mesajını da
Orgeneral Frank'a takdim edecektim. Ancak
bildiğiniz gibi 4 Temmuz günü Kuzey Irak'ta
Süleymaniye de bulunan, TSK'ya mensup 11 Subay ve
astsubaydan oluşan bir gurupla bunlara idari
destek sağlayan mahalli halktan bir guruptan
oluşan personel, ortada geçerli hiç bir neden
olmaksızın, anlamsız ve çok çirkin bir şekilde
bölgedeki 100 kadar Amerikan askeri tarafından
tutuklanarak Bağdat'a götürülmüştür. Bir NATO
üyesi ülke askeri personeli, diğer bir NATO üyesi
ülke askeri personelini hiçbir sebep ortaya
koymadan, herhangi bir açıklama yapmadan, ve
tarafımıza da hiçbir bilgi vermeden, baskın
tarzında bir uygulama ile tutuklamıştır. Bu eşi
görülmemiş bir olaydır, ve asla hafife alınamaz”
bölümüne aynen katılıyoruz.
Fakat “Bu iğrenç olayın tek teselli edici
yönü, tutuklanan Türk Silahlı kuvvetleri
mensuplarının kendilerine yaraşan, vakar bir
disiplinle, bu eylem esnasında dost ve
müttefik olduğu bilinen bir ordunun askerleri
üzerine ateş açarak, bir çatışmaya meydan vermemiş
olmalarıdır. Bence bu olay çok önemli. Ya ateş
açmış olsalardı ne olacaktı?” kısmına ise
iştirak etmemiz mümkün değildir.
Biz “müteselli olmadık” Sayın Orgeneralim..
“TSK mensuplarına yakışan vakar ve disiplin”;
yerel peşmergelerle beraber kapınıza tekme atarak
kıran “Amerikan üniformalı peşmergelere” dost ve
müttefik diye bakarak çatışmaya meydan vermemek
midir?
Hiç “Dost ve Müttefik”, kapıya tekme atar mı;
Erbil’de sizi tutuklar mı, Muavenet’e füze atar
mı?
Adam dost ve müttefik değilim diye bağırıyorsa,
sizin halâ dostsunuz demenizin bir anlamı olur mu?
Bu olay bir dönüm noktasıdır. Ancak İnebahtı ile
mukayese edilebilir.
Bırakın Cumhuriyet tarihini, bırakın Türk
tarihini fakat dünya tarihinde bile “müttefik”
askerler tarafından “esir” edilen başka silahlı
kuvvet mensupları hatırlıyor musunuz?
11 Türk askerinin başına geçirilen çuvallar Türk
milletinin başına geçirilmiştir. Tekme atılarak
kırılan kapı evlerimizin kapısıdır.
Tam tersine, “vakar ve disiplin” o silahların
teslimini değil, kullanılmasını gerektirirdi.
Ve o çuvallar Amerikan azgınlığının boyutlarını
gösteren çuvallardır.
Ben 60 saattir; Irak harekâtı sırasında ekranlarda
boy göstererek ikisi hariç hep “dost ve müttefik”
Amerika lehine, Amerikan gözlüğü ile taraflı yorum
yapan emekli “bürokratlarımızı” arıyorum.
Neredeler? Hangi kampta tatildeler? Neden olayı
“yorumlamıyorlar”?
CNN Türk’ün “Savunma Danışmanı” emekli paşa,
“Belçikalı” anchormanin “Peki kuzey Irak’a
girmemizde risk yok mu?” şeklindeki çanak sorusuna
şu cevabı vermişti:
“Ne riski? Dünyanın en büyük gücü ile beraber
giriyoruz. Onun yanında yer alıyoruz.”
Sayın “Savunma Danışmanı”, Amerika’nın “yanında
yer” almanın, “ilişiğinde” yamaklık yapmak demek
olduğunu görmüyordu.
Amerika’yı “müttefik” olarak görüyordu.
Amerika’nın bölgedeki çıkarlarının, Türk milli
menfaatleri ile çakışmadığını, çatıştığını
görmezden geliyordu, göremiyordu..
Fakat TSK o zamandan bu zamana köprülerin altından
çok sular geçtiğinin farkındadır ki Tolon Paşa “Bir
NATO üyesi ülke askeri personeli, diğer bir NATO
üyesi ülke askeri personelini hiçbir sebep ortaya
koymadan, herhangi bir açıklama yapmadan, ve
tarafımıza da hiçbir bilgi vermeden, baskın
tarzında bir uygulama ile tutuklamıştır. Bu eşi
görülmemiş bir olaydır, ve asla hafife alınamaz”
diyebilmiş; ve olayı “Ortada geçerli hiç bir
neden olmaksızın, anlamsız ve çok çirkin bir
şekilde” kelimeleri ile tarif etmiştir.
Olayı parti çalışmaları yanında ikinci plana atan
Akepe hükümetini Amerika da ciddiye almamaktadır.
Amerika; Erdoğan ve Gül’ün “nota konusundaki
görüşlerini”, programlarını bozmamalarını dikkatle
not etmiştir.
12 saat önceden “randevu” alınarak tam 50 saat
sonra ulaşılabilen Cheney; “Aaa. Öyle mi, Haberim
yok. Wyoming’deyim. Washington’a ulaşınca
arkadaşlarla bir görüşeyim” diyebilmektedir.
Süper gücün ikinci adamı, 12 saat sonra Türkiye
başbakanı ile neden görüşeceğini bilmemektedir,
yahu bu adam beni neden aradı diye merak
etmemektedir.
Acaba öyle mi?
İktidar olduğundan beri hep yanlış yapan, içeride
ve dışarıda itibarımızı, onurumuzu iki paralık
eden, hep istiskale uğrayan Akepe iktidarının
vücut diline; atanmış bürokratlar ve bin yıllık
“kurumlar” ya “uyum” göstererek sergilenen bu
ayıba ortak olmalı, ya da…
Ya da kendi vücut dillerine Akepe iktidarını
uydurmalıdırlar.
Biz de Sayın Genelkurmay Başkanı’nın Amerikan
Büyükelçisinin veda ziyareti (keşke kabul
etmeseydi) dolayısı ile ifade ettiği ve durumu en
güzel açıklayan şu satırları ileride hem Amerika,
hem Akepe iktidarına karşı kullanmak üzere
dikkatle not ediyoruz:
''İki ülke arasındaki ilişkilerin önemi kadar
önemli olan bir şey daha vardır, o da milli
onurumuz ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin onurudur''
Evet dünyada hiç kimseyle olan dostluğumuz, hiçbir
şey 1. Milli onurumuzdan; 2. Türk Silahlı
Kuvvetlerinin onurundan önemli değildir.
Akepe’liler Genelkurmay Başkanı’nın sözlerinden ve
vücut dilinden, ne demek istediğini anladılar mı
acaba?
-
Geri -
|