|
Vakıflarla
İlgili Yeni Düzenleme Girişimi (*)
Prof. Dr. Aydın AYBAY Maltepe Üni.Hukuk
Fak.Dek.
Geçen ay
elimize "tasarı adıyla hazırlanmış
bir belge geçti. Buna göre kamu
kurum ve kuruluşları bünyesinde kurulan
vakıflar hakkında yeni bir düzenleme
yapılmak isteniyor.
Başlığında "tasarı" terimi
kullanıldığına bakılırsa, bunun Bakanlar
Kurulu'nca TBMM'ye sunulmak üzere hazırlanmış
bir metin olduğu düşünülebilir. Ama henüz
bu aşamaya gelmemiş bir çalışma ürünü de
olabilir. Her neyse, bu "tasarı"
ya da "taslağın" adı, "Kamu
Kurum ve Kuruluşları, Yerel Yönetimler,
Üniversiteler ile İktisadi Devlet Teşebbüsleri
Bünyesinde Kurulan Vakıflar Hakkında Kanun"
olarak öngörülmüş. Bu girişim, belgenin
adından da anlaşılacağı gibi, bütün vakıflarla
değil, sadece kamu kurum ve kuruluşları
"bünyesinde" kurulanlarla ilgili
bulunuyor. "Amaçla" ilgili
1. maddesinin ikinci fıkrasında da
bu yasanın yalnız "bu kapsamdaki"
vakıflarla ilgili olduğu teyid ediliyor.
Amacın ise (maddenin ilk fıkrasında)
bu kapsamdaki vakıfların "kamu hizmetlerinin
sunumunda devreye girmesi ile bu yolla kaynak
aktarılmasını engellemek" olduğu
belirtilmiş bulunuyor.
Bu tasarı ya da taslağın içeriğini oluşturan
hükümlerle ilgili bazı açıklama ve değerlendirmeler
yapmadan önce şu soruyu sormak gerekiyor:
Niçin vakıfların tümünü kapsayan
yeni bir düzenleme yerine, böyle bir "konu
sınırlaması" tercih edilmiş? Bu
soruya yanıt olarak, bu düzenlemenin konusunu
oluşturan vakıf türü açısından ivedi
bir çözüm gereksinmesinden söz edilebilecektir.
Önce şunu belirtelim ki, böyle bir yanıt
ancak kısmen doğrudur: Bir gereksinme
söz konusu ise bu, hali hazırda kurulmuş
bulunan ya da kurulması olası her tür
vakıf için geçerlidir. Nitekim, Başbakanlık
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 21 Ocak
1998 ve 27 Mart 1998 günlü Resmi Gazetelerde
yayımlanan Tebliğ'lerinde şimdik
tasarı ya da taslakta yer alan hükümlerden
başka, bütün vakıfları ilgilendiren hükümlere
de yer verilmiştir.
Bu tebliğler (ve bunlara gönderme
yapan başka başbakanlık genelgeleri), hedeflenen
sonuca ulaşamamıştır. Bunun başlıca nedeni,
kuşkusuz alt düzeyde yapılan bu düzenlemelerin
kanun dayanağından yoksun olmasıdır.
Tebliğ adı verilen bu tasarruf
genel ve objektif düzenleme de getirse,
nihayet bir "idari tasarruf"
tan ibarettir ve tasarrufun yasal dayanağı
noksan ise, bununla istenen hukusal sonucun
elde edilmesi olanaksızdır. Nitekim sonuç
böyle olmuş, tebliğler ile oluşan yeni düzene
karşın, uygulamadaki aksaklıklar giderilememiştir.
Kısaca söylenirse tüm vakıflara ilişkin
yeni bir düzen" kurulması gereksinimi
karşılayacak yasal düzenleme hala yapılamamıştır.
İşte, sözünü ettiğimiz yasa tasarısı ya
da taslağı da, yukarıda değindiğimiz gibi,
konunun sadece bir yönü ile ilgilidir. Bununla,
kamu kurum ve kuruluşlarının, yasa ya da
nitelikleri gereği parasız olarak
yapmaları icabeden kimi kamu hizmetleri"
ni eylemsel olarak belli paraların ödenmesi
koşuluna bağlayan vakıf düzeninin engellenmesi
hedeflenmektedir. Sekizinci Beş Yıllık
Kalkınma Planı'nda "Kamu görevlilerinin
kurmuş oldukları vakıfların kamu hizmetinin
sunumunda devreye girmesinin önüne geçilmesi"
gerektiği belirtilmekte ve "kurumun
hizmet sürecinde yer alan ve bu yolla kaynak
aktarılan vakıflar tasfiye edilecektir"
denmektedir.
Söz konusu düzenleme tasarısının içerdiği
bütün hükümler bu hedefe yönelik olarak
kurgulanmıştır. Amacı, 5 yıllık planda açıkça
dile getirildiği gibi, bu tür vakıfların
da parasız kamu hizmetinin yapılmasından
"haraç" almalarını ve kamu
kaynaklarının bu vakıflara şöyle veya böyle
aktarılmasını önlemektir. Personele yardım
amaçlı vakıfların kurulmasını da yasaklayan
düzenlemede, yasa kapsamına giren vakıfların,
ihalelere katılmaları, bağış ve yardım adı
altında para almaları, kamu kuruluşlarının
mal ve hizmetlerinden bedelsiz yararlanmaları,
kamu görevlilerinin bu vakıflarda görev
almaları ve benzeri hükümlerle yasaklar
ve sınırlamalar getirilmektedir.
Tasarı ya da taslakta düzenlemek istenen
konuya göre önemli bazı eksiklikler bulunduğu
da gözden kaçmamaktadır. Her şeyden önce
bu belgede varlıkları kanuna dayanan
vakıflar (ki bunlar da kamu kurum ve kuruluşları
"bünyesinde" kurulmuşlardır)
ile ilgili bir hüküm yoktur. Öte yandan
"bünye" sözcüğü ile anlatılan
kavramın, ne gerekçede ne de tasarıda tanımı
veya açıklaması yoktur. Bunun, yasanın kapsamının
kesin olarak belirlenmesi açısından büyük
önem taşıdığı yadsınamaz.
Son olarak şunu da belirtelim: Teknik hukuk
kuralları açısından da eleştirilecek yanları
bulunmasına karşın, bu belge vakıflarla
ilgili yanlış yapılaşmanın toplumsal olumsuzluklarını
ortadan kaldırmaya yöneliktir. Daha 1970'lere
gelmeden, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakülteleri
"bünyesinde", Ankara'daki
"açıkgöz" bir yöneticinin
icadı olan vakıflı hastane modeline uyarak
vakıflaşma olayı başlayınca, rahmetli Prof.
Dr. Ümit Doğanay'ın önayak olduğu bir
hareketle, bu yolun çok yanlış ve sakıncalı
olduğu ilgililere anlatılmaya çalışılmıştır.
Şimdi aradan 30 yıldan fazla bir zaman geçtikten
sonra böyle bir girişimi gereksiz saymak
artık olanaksızdır. Şunu da ekleyelim: Tasarı,
"bu kanun kapsamına giren vakıfların
vakıf senetlerini altı ay içinde bu kanuna
uygun hale getirme" zorunluluğunu
de getiriyor. Bu hüküm yürürlüğe girdiğinde
doğacak kaosun sorumluları acaba yasayı
yapanlar mı, yoksa bunca yıldır bu yanlış
yolda yürüyenler mi olacaktır?
(*)
Cumhuriyet,6 Ağustos 2002
|