"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

7 Ağustos 2002

NASIL DA YANILTIYORLAR

Vakıflarla İlgili Yeni Düzenleme Girişimi (*)
Prof. Dr. Aydın AYBAY
Maltepe Üni.Hukuk Fak.Dek.

Geçen ay elimize "tasarı adıyla hazırlanmış bir belge geçti. Buna göre kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde kurulan vakıflar hakkında yeni bir düzenleme yapılmak isteniyor.

Başlığında "tasarı" terimi kullanıldığına bakılırsa, bunun Bakanlar Kurulu'nca TBMM'ye sunulmak üzere hazırlanmış bir metin olduğu düşünülebilir. Ama henüz bu aşamaya gelmemiş bir çalışma ürünü de olabilir. Her neyse, bu "tasarı" ya da "taslağın" adı, "Kamu Kurum ve Kuruluşları, Yerel Yönetimler, Üniversiteler ile İktisadi Devlet Teşebbüsleri Bünyesinde Kurulan Vakıflar Hakkında Kanun" olarak öngörülmüş. Bu girişim, belgenin adından da anlaşılacağı gibi, bütün vakıflarla değil, sadece kamu kurum ve kuruluşları "bünyesinde" kurulanlarla ilgili bulunuyor. "Amaçla" ilgili 1. maddesinin ikinci fıkrasında da bu yasanın yalnız "bu kapsamdaki" vakıflarla ilgili olduğu teyid ediliyor. Amacın ise (maddenin ilk fıkrasında) bu kapsamdaki vakıfların "kamu hizmetlerinin sunumunda devreye girmesi ile bu yolla kaynak aktarılmasını engellemek" olduğu belirtilmiş bulunuyor.

Bu tasarı ya da taslağın içeriğini oluşturan hükümlerle ilgili bazı açıklama ve değerlendirmeler yapmadan önce şu soruyu sormak gerekiyor: Niçin vakıfların tümünü kapsayan yeni bir düzenleme yerine, böyle bir "konu sınırlaması" tercih edilmiş? Bu soruya yanıt olarak, bu düzenlemenin konusunu oluşturan vakıf türü açısından ivedi bir çözüm gereksinmesinden söz edilebilecektir. Önce şunu belirtelim ki, böyle bir yanıt ancak kısmen doğrudur: Bir gereksinme söz konusu ise bu, hali hazırda kurulmuş bulunan ya da kurulması olası her tür vakıf için geçerlidir. Nitekim, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 21 Ocak 1998 ve 27 Mart 1998 günlü Resmi Gazetelerde yayımlanan Tebliğ'lerinde şimdik tasarı ya da taslakta yer alan hükümlerden başka, bütün vakıfları ilgilendiren hükümlere de yer verilmiştir.

Bu tebliğler (ve bunlara gönderme yapan başka başbakanlık genelgeleri), hedeflenen sonuca ulaşamamıştır. Bunun başlıca nedeni, kuşkusuz alt düzeyde yapılan bu düzenlemelerin kanun dayanağından yoksun olmasıdır. Tebliğ adı verilen bu tasarruf genel ve objektif düzenleme de getirse, nihayet bir "idari tasarruf" tan ibarettir ve tasarrufun yasal dayanağı noksan ise, bununla istenen hukusal sonucun elde edilmesi olanaksızdır. Nitekim sonuç böyle olmuş, tebliğler ile oluşan yeni düzene karşın, uygulamadaki aksaklıklar giderilememiştir. Kısaca söylenirse tüm vakıflara ilişkin yeni bir düzen" kurulması gereksinimi karşılayacak yasal düzenleme hala yapılamamıştır.

İşte, sözünü ettiğimiz yasa tasarısı ya da taslağı da, yukarıda değindiğimiz gibi, konunun sadece bir yönü ile ilgilidir. Bununla, kamu kurum ve kuruluşlarının, yasa ya da nitelikleri gereği parasız olarak yapmaları icabeden kimi kamu hizmetleri" ni eylemsel olarak belli paraların ödenmesi koşuluna bağlayan vakıf düzeninin engellenmesi hedeflenmektedir. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda "Kamu görevlilerinin kurmuş oldukları vakıfların kamu hizmetinin sunumunda devreye girmesinin önüne geçilmesi" gerektiği belirtilmekte ve "kurumun hizmet sürecinde yer alan ve bu yolla kaynak aktarılan vakıflar tasfiye edilecektir" denmektedir.

Söz konusu düzenleme tasarısının içerdiği bütün hükümler bu hedefe yönelik olarak kurgulanmıştır. Amacı, 5 yıllık planda açıkça dile getirildiği gibi, bu tür vakıfların da parasız kamu hizmetinin yapılmasından "haraç" almalarını ve kamu kaynaklarının bu vakıflara şöyle veya böyle aktarılmasını önlemektir. Personele yardım amaçlı vakıfların kurulmasını da yasaklayan düzenlemede, yasa kapsamına giren vakıfların, ihalelere katılmaları, bağış ve yardım adı altında para almaları, kamu kuruluşlarının mal ve hizmetlerinden bedelsiz yararlanmaları, kamu görevlilerinin bu vakıflarda görev almaları ve benzeri hükümlerle yasaklar ve sınırlamalar getirilmektedir.

Tasarı ya da taslakta düzenlemek istenen konuya göre önemli bazı eksiklikler bulunduğu da gözden kaçmamaktadır. Her şeyden önce bu belgede varlıkları kanuna dayanan vakıflar (ki bunlar da kamu kurum ve kuruluşları "bünyesinde" kurulmuşlardır) ile ilgili bir hüküm yoktur. Öte yandan "bünye" sözcüğü ile anlatılan kavramın, ne gerekçede ne de tasarıda tanımı veya açıklaması yoktur. Bunun, yasanın kapsamının kesin olarak belirlenmesi açısından büyük önem taşıdığı yadsınamaz.

Son olarak şunu da belirtelim: Teknik hukuk kuralları açısından da eleştirilecek yanları bulunmasına karşın, bu belge vakıflarla ilgili yanlış yapılaşmanın toplumsal olumsuzluklarını ortadan kaldırmaya yöneliktir. Daha 1970'lere gelmeden, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakülteleri "bünyesinde", Ankara'daki "açıkgöz" bir yöneticinin icadı olan vakıflı hastane modeline uyarak vakıflaşma olayı başlayınca, rahmetli Prof. Dr. Ümit Doğanay'ın önayak olduğu bir hareketle, bu yolun çok yanlış ve sakıncalı olduğu ilgililere anlatılmaya çalışılmıştır. Şimdi aradan 30 yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra böyle bir girişimi gereksiz saymak artık olanaksızdır. Şunu da ekleyelim: Tasarı, "bu kanun kapsamına giren vakıfların vakıf senetlerini altı ay içinde bu kanuna uygun hale getirme" zorunluluğunu de getiriyor. Bu hüküm yürürlüğe girdiğinde doğacak kaosun sorumluları acaba yasayı yapanlar mı, yoksa bunca yıldır bu yanlış yolda yürüyenler mi olacaktır?
(*) Cumhuriyet,6 Ağustos 2002

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |