"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

07 Ekim 2002

IRAK YAZILARI
Hüseyin MÜMTAZ

Amerika (Bush) son derece radikal adımlarla hedefine doğru ilerliyor.
Önce UCM'de Amerikan vatandaşlarının yargılanmasını kabul etmedi. Kabul etmemekle kalmadı, bunu insan hakları ve adalet eşitliği konularında burnundan kıl aldırmayan AB'ye bile kabul ettirdi.

ABD şimdi bütün AB ülkeleri ile Amerikan vatandaşları ve askerlerinin Uluslar Arası Ceza Mahkemelerinde yargılanmaması için tek tek ikili anlaşmalar yapıyor.
Bir taraftan da müdahalesini uluslar arası toplum nezdinde yine de meşrulaştırmak için BM'den karar çıkartmak istiyor.

BM karar alıyor, Uluslar Arası Silah Denetçileri ile Irak Viyana'da görüşüp anlaşıyor, Saddam her türlü koşulu kabul ediyor fakat Bush yine tatmin olmuyor, BM'den daha ağır yaptırımlar içeren yeni kararlar istiyor.
Silah Denetçilerinin yeni BM kararı çıkana kadar Irak'a gitmemesini istiyor.
Amerika öyle koşullar öneriyor ki yeni BM kararı için, Saddam ağzıyla kuş tutsa yine de vurulacak.

Ve Bush son restini çekiyor; Birleşmiş Milletler'in gücünü göstermesi, Irak Lideri Saddam Hüseyin'in de sözlerini yerine getirmesi gerektiğini söylüyor. Irak için gerekirse BM'yi by-pass edebileceğini ifade ediyor. Irak ve Birleşmiş Milletler'in harekete geçmemesi durumunda ABD'nin, "dünyanın en kötü silahlarını, dünyanın en kötü liderlerinden birinin elinden almaya kararlı olduğunu" belirtiyor.

Kovboy eli tabancasının kabzasında dünyayı tehdit ediyor. Bahsettiği "dünyanın en kötü silahları" koleksiyonunun en zengininin kendi elinde olduğunu bilmediğimizi zannediyor. "Dünyanın en kötü liderlerinden biri" kavramının sübjektif bir kavram olduğunu anlamadığımızı farz ediyor.

Fakat helâl olsun.. Adam, devletinin egemen olduğunu kurallarını kendi koyduğu bir hukuk nosyonu içinde dünyaya kabul ettiriyor.

Oysa aynı gün Türkiye'de bir komedi oynanıyor. Türkiye; elinde bulunan ve kendi hukukuna göre idama mahkûm ettiği uluslar arası terörist Öcalan'ın cezasını, yoğun baskılar karşısında acz göstererek ve "AB hukukunu kendi hukukundan üstün sayarak" müebbete çevirmek zorunda kalıyor.

Türkiye "egemen olma vasfını" kendi mantığı ile yok ediyor, kendi elleriyle öldürüyor
Bunlar olurken eş zamanlı olarak Kuzey Irak'ın iki Kürt kabile reisi anlaşıp ortak parlamento toplantısı yapıyor. Bu parlamentonun askeri, polisi, parası var. Pasaportu var.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Dışişleri bakanlığı koltuğunda bulunmakta olan muhterem "Yeni bir devlet kurulmuş izlenimi vermediği sürece Türkiye'yi tedirgin eden bir konu değil" diyor.
Gürel "devlet görüntüsü"nden ne anlıyor?

İstifa etmediği için medyanın daha bir ay önce yerin dibine batırdığı; ama 1 Ekim Meclis toplantısında erken seçime evet dedi diye ânında "devlet adamı" ilân edilen, ülkenin Başbakanı da ondan geri kalmıyor. Ecevit "Ölçü kaçarsa Türkiye gerekini yapar" diyor.
Peki Ecevit "ölçü"den ne anlıyor?

Bunlar olurken Barzani Türkiye'yi tehdit ediyor, "Türk askeri Kuzey Irak'a girerse orayı ona mezar ederiz" diyor, "Kürt intifadası başlatırız" diyor, web sitesinde Türkiye'nin bir bölümünü mutasavver devletinin sınırları içinde gösteriyor, beş bin yıllık Türk yurdu Kerkük'ü başkent ilan ediyor.

Başbakan ve Dışişleri Bakanı çöken bir koalisyon hükümetinin, perişan olan bir "küçük" ortağının, bir ay sonra milletvekili bile olamayacak iki üyesidirler.
Düşüncelerinin en ufak bir değeri, kıymeti harbiyesi yoktur.

Fakat sokakta bulmadığımız, üç kupona almadığımız bu devletin elbette çökmeyen-dimdik ayakta duran başka kurumları da vardır.

Amerika'nın dünyada yaptığını, Türkiye'de, Türkiye'nin bu dinamik kurumları yapmalı, vakit kaybetmeden duruma "vaziyet etmeli", durumdan vazife çıkarmalıdır.

Bütün bunlar olurken politikacıların seçimle uğraşmasında en ufak bir sakınca yoktur. Adaylarının % 40'ının sabıkalı olduğu, milletvekilliğinin savcı kovuşturmasından kaçmak için kullanıldığının sâbit olduğu bir politikacılar topluluğunun, Mesut Yılmaz'ın önerdiği gibi Millî Güvenlik Siyaset Belgesi ile uzaktan yakından ilgilerinin olamayacağı açıktır.
Savaş çıkacak diye seçimi ertelemenin de âlemi yoktur. İsrail savaş içinde seçim yapmış, Filistin de yine savaş içinde seçim kararı almıştır. Savaş, seçim sürecini katiyen etkilemez.
Türkiye, Türkiye ve Irak'ın toprak bütünlüğü için;

  1. Öcalan'ı asmalı. (Yeni çıkan kanuna göre savaş ve yakın savaş durumu içinde değil miyiz?)
  2. Kuzey Irak'a girip Barzani ve Talabani'nin çadır parlamentosunu yıkmalı.
  3. Muhtemel bir Kürt göçünü mutlaka kendi sınırları dışında, kuzey Irak topraklarında kabul etmeli.

Sonra da durup Amerika'nın savaşını, böylece kurallarını kendi koyduğu bu yeni mevcut "durum" içinde beklemelidir.
Böylelikle Türkiye insiyatifi ele geçirmiş, oyunu kendi sahasında kendi kuralları ile oynamış olacaktır.

Amerika ne zaman saldıracak, bizden ne isteyecek, ne yaparız diye karalar bağlamanın, oturup hindi gibi düşünmenin âlemi yoktur.
Muhtemel bir harekâtta Amerika'ya üsler kullandırılabilir fakat Amerikan askerlerinin Türkiye'de konuşlanmasına, buradan Irak'a girmelerine kesin olarak izin verilmemelidir.
İkinci Dünya Savaşının bitmesinden 9 ay 10 gün sonra Amerikan birliklerinin konuşlandığı İngiltere ile işgalden kurtarılan Fransa ve İtalya'da binlerce "dost ve müttefik" Amerikalı bebekler dünyaya gelmiştir.

Tekrar ediyorum, bütün bunlar olurken bazıları yasaklı politik "liderler" ve % 40'ı sâbıkalı vekil adayları pekalâ parti-seçim-yeni hükümet çalışmaları yapabilirler.
En ufak bir mahzuru yoktur.

Yoksa tarih; "2002 yılında Türkiye AB aşkı, azınlık sevdası, saray entrikaları, iç politik çatışmalarla birbirine düşmüşken fırsattan istifade Kuzey Irak'ta, ileride Türkiye'nin de bazı bölgelerini kendi toprağı olarak gösterecek olan bir Kürt Devleti kuruldu" diye yazacaktır.
"Ben o zaman izindeydim-tatildeydim-mazeretim vardı" mı diyeceksiniz?

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |