 |
 |
 |
KIBRIS AVUÇLARIMIZDAN UÇUYOR MU ?
Tuncer AKTAŞ
Kıbrıs’ın tarihi
Ak Denize egemen olma tarihi ile birlikte yürümüştür.
Ak Denizde egemen olmak isteyen devletlerin büyük bir
kısmı Kıbrıs’a hakim olmaya ve bu adayı ellerinde tutmaya
çalışmışlardır.
Osmanlı Tarihinde de Kıbrıs’ın önemi her zaman ön planda
tutulmuş olmasına rağmen XV. Yüzyıla kadar herhangi
bir ciddi teşebbüsle karşılaşmıyoruz. Osmanlı İmparatorluğunun
en büyük sultanlarından birisi olan Fatih Sultan Mehmet’in
büyük bir ihtimalle zehirlenerek öldürülmesinden sonra
Ak Deniz ve Osmanlı’nın güney sınırları ile olan ilişkiler
ve büyüme hızı da durmuştur. Ta ki, Kanuni Sultan Süleyman’ın
tahta çıkışına kadar bu yörede önemli bir faaliyet göremiyoruz.
Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı fetih etmesinden
sonra gene batıya yönelmesi imparatorluğun bu görkemli
döneminde Muhteşem Süleyman olarak adlandırılan Kanuni
Sultan Süleyman döneminin Ak Denizdeki egemenliği de
en yüksek düzeye ulaşmıştır.
Kıbrıs’ın Fethi Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden
sonra Sokullu Mehmet Paşanın uzun iktidarı zamanında
gerçekleşmiştir. Kıbrıs’ın II. Selim tarafından şaraplarına
düşkün olduğu için fethedildiği söylentileri tarihe
biraz zorlayarak sokulmuş, hayalci görüşlerdir.
Teknik anlamda II. Selim’in Sokullu Mehmet Paşa desteği
ile Venedik’in egemenliğinde olan Kıbrıs’ı almasının
tek nedeni burada kesin egemenlik kurma çabasıdır. Hatta
Kıbrıs’ın alınması ile birlikte bütün Avrupa Osmanlı
İmparatorluğuna karşı geniş bir cephe oluşturarak İnebahtı’da
Osmanlı Donanmasını yakmış, Ak Denizdeki güçlü Osmanlı
egemenliğine son vermiştir.
Öyle ise Kıbrıs’ın fethi Avrupa için çok önemlidir.
Onun için de bu küçük adadaki oyunlar hiçbir zaman dinmemiş,
İngilizlerin XIX. Yüzyıla girerken Osmanlı İmparatorluğunun
Ruslarla girişmiş olduğu savaştan yararlanıp, İngiliz
Politikaları sonucu bu adaya egemen olmuşlardır.
1877- 1878 Türk – Rus savaşında Ruslar Plevne direnişinden
sonra Ayastefenos önlerine kadar gelmiş, başkente ulaşmalarına
birkaç kilometre kalmıştı. Bu durum ise İngiliz çıkarlarına
tamamen ters düşen bir durumu ortaya çıkarmıştır. İşte
bu aşamada İngiliz Başbakanı Disraeli ‘nin devreye girdiğini
görüyoruz. Berlin Konferansı ile yapılan anlaşmaya göre
büyük zaferi o zamanki ismi ile Büyük Britanya ele ediyordu.
Bu anlaşmaya göre Büyük Bulgaristan hayalinden vaz geçiliyor,
Kıbrıs’ın idaresi de İngilizlerin eline geçiyordu. Rusya
, Kars ve Ardahan bölgesini ele geçirerek 1915 Bolşevik
ihtilaline kadar elinde tutuyordu.
Disraeli’nin bu başarısının sonucunda Kıbrıs Adası bir
daha geri dönmemek üzere Osmanlı egemenliğinden koparılıyordu.
O zamanki koşullarda köşeye sıkıştırılmış olan Osmanlı
İmparatorluğunun bu tavizi vermekten başka
-2-
çaresi yoktu. Ya bütün ağır koşulları ile Rusya’nın
kazandığı zaferi ve barış antlaşmasını kabul edecek,
veya Kıbrıs Adasını İngilizlere terk edecekti.
Disraeli’nin hikayesi incelenecek olursa bu kişi Kıbrıs’ın
elde edilmesinden sonra iktidardan hemen uzaklaşmış,
ve kendisi ile ilgili olarak yapmış olduğu bu hizmet
bu güne kadar İngilizlerin ada da egemen olmasına sağlamıştır.
Disraeli Yahudi kökenli bir aileden gelmektedir. İsminden
de anlaşılacağı gibi İsrailli olduğunu teyit etmektedir.
Kıbrıs’ın ele geçirilmesinden sonra II. Dünya savaşının
bitimden sonra 1948 yılında İsrail Devletinin kuruluşu
adanın Osmanlı egemenliğinden çıkarılması arasında yakın
bir ilgi görülebilir.
Kıbrıs’ın paylaşılması ise çok daha sonraları Amerika
Birleşik Devletleri Dış İşleri Bakanı Kıssınger zamanı
rastlamaktadır. Kıssınger’de tıpkı Disraeli gibi Yahudi
kökenli bir politikacıdır. Disraeli’in ele geçirdiği
adada bölünmeyi gerçekleştirerek Ak denizde Amerikan
egemenliği ile birlikte İsrail egemenliğini de pekiştirmiştir.
Görünen o ki, Ak Denizin stratejik adasındaki mücadele
İngiltere , Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail cephesi
ile Türkiye arasında sürmüştür. Ama artık mücadelenin
sonuna gelinmiş bulunuyor.
Günümüzde Kıbrıs için verilen mücadele sona ermiş gözükmektedir.
İngiliz- Amerikan politikaları sonucu Türkiye’den uzaklaştırılan
adaya ulusal bir anlayışla 1974 yılında yapılan müdahalenin
izleri ne yazık ki, 17 aralık 2004 tarihinde Disraeli
ve Kıssınger politikalarını izleyecek şekilde sona erdirilmiştir.
Artık adada Türkiye’nin çıkarları ve bağımsız bir Türk
Devleti yoktur. Her ne kadar hükümet yetkilileri Kıbrıs’ta
Güney Kıbrıs’ın egemen olamadığını , Kıbrıs Rum kesiminin
adayı temsil edemeyeceğini söylemiş olsalar dahi imzaladıkları
protokolle Kıbrıs’ın resmi temsilcisi olarak Rum’ları
kabul etmişlerdir. Avrupa Birliği aylar önce Rum Kesimini
Avrupa Birliğine alıp, Türk Varlığını görmemezlikten
gelmiştir. İmzalanan son protokol ve daha sonra sürdürülen
görüşmeler sonucunda imzaya açılan Türk Hükümeti tarafından
da kabul edilen anlaşma metnine göre gümrük birliğinde
karşımızdaki Kıbrıs’ın resmi temsilcisi Güney Kıbrıs
Rum Devletidir.
Bu duruma göre Kıbrıs adası avuçlarımızdan uçup, gitmiş,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de Bağımsızlığını kaybetmiştir.
Avrupa Birliği macerası içerisinde en büyük kaybımız
budur.
II. Selim Dönemi ile birlikte başlayan Kıbrıs yolculuğumuz
İngiliz ve Amerikan politikaları doğrultusunda sona
ermiş gibi gözüküyor.
1877’de başlayan egemenlik savaşında 1974 Barış Harekatı
Kıbrıs ve Türkiye Türklerinin çıkarlarını bütün dünyaya
haykıran ulusal bir direnç hareketidir. Ama politikalar
uzun sürelidir ve birbirlerini izler. Tarihi süreç içerisinde
geçmişin izlerini politikada görmeden yol almamız mümkün
değildir.
Biz ne yazık ki tarihi süreç içerisinde ki bu gelişimin
tam ve sağlıklı izleyemedik. Sonuçta Kıbrıs Tarihi içerisinde
verilen mücadeleyi de kaybetmiş olduk. Bundan böyle
Kıbrıs İngiliz Başbakanı Yahudi kökenli Disraeli ile
-3-
Amerikan Dış işleri bakanı Yahudi kökenli Kıssınger’in
birbirini takip eden politikaları sonucu onların istedikleri
şekilde sona vermiştir.
Avrupalılar bu günkü süreçte Avrupa Birliğini karşımıza
çıkarmışlardır. Bundan önceki yıllarda da geçmişe dayalı
politikaları gerçekleştirirken gene bir araya gelerek
Girit Adasında Osmanlı çıkarlarının korunacağı sözünü
vermiş, askerlerimizin adayı terk etmesinden sonra birlerce
Türk’ün bir gecede katledilmesine ve adayı kaçarak terk
etmesine göz yumarak Girit’i Osmanlı egemenliğinden
alıp, Ak Denizin bu önemli adasını Yunanlılara ve dolayısiyle
Avrupa’ya mal etmişlerdir. Aynı oyun Kıbrıs’ta oynanarak
ne yazık ki, tekrarlanan bu serüven içerisinde bu adada
aynı senaryo çerçevesinde elimizden çıkmıştır.
Şimdi söylenenlerin net görünümünü yıllar sonra görünce
olayın gerçekliği karşısında ürpererek Girit’teki içli
şarkıları söylemekten başka elimizden hiçbir şey gelmeyecektir.
Görev her dönemde ortaya çıkan ulusal kahramanların
peşinden giderek onlarla birlikte onurlu bir mücadeleyi
verebilmekten geçmektedir.
Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın sürdürdüğü politika ulusalcı
ve onurlu bir politikadır. Rauf Denktaş ulusal bir kahramandır.
Bundan sonraki süreç bu kahramanların omuzlarına yüklenecek
gibi gözüküyor.
Kısaca Kıbrıs’ın tarihi ve kaybedilme mücadelesi bu
şekildedir. Elimizde kalan ise geçmişin başarılarını
tarih kitaplarında okuyarak avunmaktır.
Görünen Kıbrıs gerçeği budur.
|
 |