"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

08 Temmuz 2002


ECEVİT BAŞBAKANLIKTAN UZAKLAŞTIRILMAK İSTENİYOR;
SAĞLIK BAHANE!

Mahmut YILBAŞ


Başbakan Ecevit'in birden fazla sağlık problemi var.
Bu, Türkiye'de herkesin malumu.
O kadar söyleniyor, yazılıyor ki; duymayan kalmadı. Birçokları, Ecevit'in müdavimi doktorlardan daha fazla konuşuyor ve yazıyor.
Ancak, son günlerde bu mesele üzerinde o kadar çok durulmaya başlandı ki, kriz haline getirildi.

Ecevit'in sağlık durumu gerçekten, Başbakanlık yapamayacak ve dolayısıyla ülkeyi başta ekonomik olmak üzere bir krizin eşiğine doğru mu sürüklemektedir, hatta krize mi sokmuştur? Yoksa ortalıkta söylenmemekle beraber başka durumlar mı söz konusudur?
Sağlık dışında, kendilerine göre, olan gerekçenin kapağını ucundan, kenarından açmadan Ecevit'e topluca saldırıyı sürdürüyorlar.

Kimler mi?
Başta tabii ki holding medyası.
Manşetlerinde, köşe yazılarında, televizyon ve radyolarında veryansın ediyorlar.
Bunlara bir yerden işaret vermişler gibi öfkeyle Ecevit'e saldırıyorlar. Aralarında gerici basında var.

Aynı basın daha birkaç ay önce, Başbakan Ecevit'i yere göğe sığdıramıyor, gelmiş geçmiş en büyük devrimci, saat gibi çalışıyor, enerji küpü diye methiyeler düzüyorlardı.
Peki ne olmuştu da "Ecevit yaşlandı, yorgun düştü, ülkenin geleceğinin önünde sorun, artık gitsin, ülke kritik günlere gebe, yoksa ekonomi tekrar altından kalkılamayacak krize düşecek" diyerek ortalığı toz dumana katıyorlar.

Yalnız da değiller. Dıştan beslenen kimi sivil toplum kuruluşları da bildiri ve açıklamalarıyla bu karalama hareketinin içinde yerlerini alıyorlar.
Ecevit'e "git", "çekil" diyenler kervanına en son olarak iş, işveren ve işçi kuruluşları da katılarak, "bugün yürüdü, bugün konuştu diye haber yapılan kişinin bunca sıkıntılı ve yoğun iş bekleyen bir dönemde, başbakanlığı sürdürmesi olanaksızdır" dediler.
Ecevit'e" git", "çekil" kampanyası görünürde sağlığının artık başbakanlık yapmaya elverişli olmadığını, başta ekonomi olmak üzere her konuda ülkenin önünü tıkadığı gerekçesine dayandırılıyor ise de gerçek sebep bundan çok daha farklı...

Aynı çevrelerce başka bir kampanya daha, aynı merkezlerde ve yerlerde bütün yoğunluğu ve şiddetiyle sürdürülüyor. Bir televizyon kanalı (NTV) bu kampanyanın, sanki öncülüğünü üstlenmiş durumda. Hiç dikkatinizi çekti mi? kampanya " Avrupa Hareketi 2002" başlığı ile sürdürülüyor.

Sloganları: Başka yarın yok! Avrupa'ya yabancı kalmayalım! Türkiye üye olduğu gün milyarlarca dolar karşılıksız gelecek! Gençler... kadınlar... çalışanlar... memurlar...işsizler...çiftçiler...işadamları...emekliler... Avrupa bizim geleceğimiz!
Harekete geçelim! Yasa değişikliklerinin çok geç olmadan yapılması için ağırlığımızı koyalım.
Yine aynı günlerde Holding medyasının en fazla satan gazetesinde, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını İspanya'dan devir alacak Danimarka Dışişleri Bakanı, Per Stig Möller'in özel demeci "Avrupa rüyası için Türkiye'nin yanındayız. Yeter ki reformlara devam edin" şeklinde tüm sayfa manşetten veriliyordu.

İşte bütün bu kampanyalarda, Bülent Ecevit'in başbakanlıktan niçin uzaklaştırılmak istenmesinin gerçek sebepleri bulunmaktadır.
Bütün zikzaklarına, katkılarına, zam, yoksulluk, işsizlik getiren programı Türkiye'ye dayatan, İMF'ye "minnetarız" demesine rağmen Bülent Ecevit; Avrupa Birliği ve ABD'nin isteklerini harfiyen yerine getirmiyor, getiremiyor, oyalayarak zaman kazanmak istiyordu,
AB'nin ve ABD'nin yerine getirilmeyen bu istekleri ve beklentileri nelerdi?

Tabii ki, her şeyden önce Kıbrıs,
Bülent Ecevit, başbakan olarak Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin 1960 ve 1974 kazanımlarını savunuyor, taviz vermiyor, görüşmelerde hep Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın arkasında duruyordu. Aralık 2001'de bir özel televizyonun (NTV) haber programında Kıbrıs'la ilgili olarak Ecevit şöyle diyor: "Kıbrıs, Yunanistan dışında hiçbir AB ülkesini ilgilendirmeyen bir sorun aslında. Dünyaya sorun yaratmadığı halde, bu konuyla ilgilenmeleri yanlış. Kıbrıs'ta Rum yönetimi, 1960'tan sonra kuruldu. Tarihten gelen hakları da yok. Rumların istediği sonuca varılırsa Kuzey ve Güney ayrılığı kalkacak. Kıbrıslı Rumlar "eski evlerimizi istiyoruz" diye Kuzeye akın akın gelecekler. Aradaki sınır kalkarsa ciddi sıkıntılar doğacak, çatışmalar doğabilecek, soykırım yeniden ortaya çıkabilecek, iki ayrı devlet ve millet gerçeği kabul edilirse, biraraya gelirler."

İkinci konu AGSP yani "Avrupa Güvenlik, Savunma Politikasıdır.

Başbakan Bülent Ecevit bu konuda da, aynı haber programında, "AGSP'de konvansiyon konularında mücadele vererek haklarımızı söke söke aldık. Şimdi, Yunanistan direniyor; oysa biz, AB'den yapacağı harekatlarda aleyhimize karar almayacağı güvencesini aldık. Yunanistan'ın buna karşı çıkması, bizim aleyhimize tertipler düşündüğünü akla getiriyor. Yunanistan, anlaşılan o tertipleri düzenleme olanağını elden kaçırmak istemiyor."

ABD'nin Irak'a bir harekat düzenlemek istemesi de, acil konulardan bir tanesidir.
Başbakan Bülent Ecevit Irak meselesinde elinden gelebildiği ölçüde, ABD'yi bu arzusundan vazgeçirmeye çalışıyor. Ecevit "Biz Irak'a askeri harekatı uygun bulmuyoruz, çok sakıncalı buluyoruz. ABD Irak'tan binlerce mil uzakta. Irak'a karşı askeri bir harekat, ABD halkını doğrudan doğruya etkilemez. Ancak biz sınır komşusuyuz. Türkiye olası bir harekatta resmen katılamasa bile özellikle ekonomimize ve turizmimize ağır darbeler verir" demektedir, politikası TSK tarafından da desteklenmektedir.
Başka bir konuda Kopenhag Krıterleri. Yani idam cezasının bütünüyle kaldırılması ve ana dilde eğitim:
İdam cezasının tüm suçlarda(Terör suçlarında da) kaldırılması yani bir anlamda Abdullah Öcalan'ın da kapsam içerisine alınması konusunda hükümet ortaklarından birisinin (MHP) gösterdiği direnç ve duyarlılığının üzerine, Başbakan Bülent Ecevit, şimdilik, fazla gitmedi. İşi zamana ve oluruna bıraktı. Hükümetin diğer ortağı (ANAP) yani Mesut Yılmaz, en azından bu konuda AB'nin içerde ve dışarda temsilcilerine çözüm için söz vermiş olmalı ki, ön planda görünmemek için özen göstermesine rağmen, Ecevit aleyhine sürdürülen kampanya, yakın ilişki içerisinde olduğu çevreler tarafından yürütülmektedir.

Ana dilde eğitim konusunda Başbakan Bülent Ecevit'in görüşünü de AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e verdiği yanıtta görüyoruz. 16 Şubat 2002 tarihinde basında çıkan görüşünde Bülent Ecevit "Kürtçe konuşulması, yayın yapılması başka bir şey, kürtçenin eğitim programına alınması başka bir şey. Bunu kabul edemeyiz. Meclis'te başka bazı partilerde kabul etmiyorlar. Kürt kökenli vatandaşlar, isterlerse kürtçeyi zaten konuşuyorlar. Hepsi de bilmiyor kürtçeyi. Bu konuda yayınlar da çıkıyor. Ama eğitimin içine herhangi bir yabancı dili almamız söz konusu değil."

Bu düşünceleri taşıyan politikalar, son kararda , son kerte de "ulusalcı" dır. AB ve ABD ulusalcı adını hiçbir şekilde duymak istemiyor, tahammül edemiyorlar.
AB'nin duymak istedikleri ANAP Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit'in hükümetteki yardımcısı Mesut Yılmaz tarafından söylenenler. Mesut Yılmaz "Türkiye'nin AB'ye üyelik dışında hiçbir ciddi seçeneği bulunmamaktadır. Müzakerelere başlamak için Kopenhag krıterleri hemen yerine getirilmelidir. Türkiye'nin temel bir zihniyet değişimine ihtiyaç vardır."
İfade edilen zihniyet değişimi ise, Kıbrıs'ta ver-kurtul, ABD ile Irak'a vur-gir, AGSP'ye geleceğini ve askeri imkanlarını teslim et, teröristlere ve başta Abdullah Öcalan'a idam cezası verme (İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'nin, Abdullah Öcalan'ın yaşam hakkı, şehitlerden söz ederek,en az onlar kadar değerli olduğu sözleri şehit ve gazi ailelerini üzdü-Star TV, 4 Temmuz 2002), aşiret ve kabile lehçelerine varıncaya kadar dil eğitimini tanı ki, ülkeyi bölünmeye götürecek adımları bir an önce at demektir.

Başbakan Bülent Ecevit kendisine "çekil" git diyenlerin gerçek maksatlarını biliyor ve bunun için "çekilirsem bedeli ağır olur"diyor. Siyasetten, hemen çekilmenin sorumluluğunu, bunun için üstlenemeyeceğini söylüyor.
Başbakanlıktan yani bir anlamda siyasetten, şu sırada ayrılırsa, biliyor ki ilk önce partisi dağılır ve Türk siyaset sahnesinden silinir.

Daha iki ay önce Serdar Turgut, 31 Mayıs 2002 tarihinde köşesine "Washington'da Ecevit sonrası planlanıyor" başlığını atarak "ABD'nin Ankara Büyükelçisi Pearson'nun Mesut Yılmaz ve Kemal Derviş ile yemek yiyip seçimde dahil önemli konuları masaya yatırması Washıngton'da olan bitenin sadece bir boyutuyla Ankara'ya yansıması olarak görülmeli.Washıngton'da son günlerde olan bitenlerden ortaya çıkan net sonuç ABD'nin Ecevit döneminin artık fiilen sona erdiğini gördüğünü... pozisyonunu sağlam tutmak için arayışlara başladığıdır." diye yazmıştı.

Yerine, yani Başbakanlığa, kotarabilirlerse Kemal Derviş, Hüsamettin Özkan ve İsmail Cem'den birini getirecekler.
Hüsamettin Özkan gelirse, Mesut Yılmaz'la birlikte bir yönetim söz konusu olur. Bu ikilinin ilgi ve uğraş alanlarını hatırlamak isteyenler son yılların gazete haberlerini tarayarak bilgilerini yenileyebilirler.
Başbakan Kemal Derviş olursa IMF ve Dünya Bankası yani Uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye ile ilgili politikaları doğrudan ve eksiksiz uygulanır hale gelir. Bir de spekülatör George Soros'la daha sıcak ve açık ilişkiler tesis edilir.
İsmail Cem Başbakan olursa.. hiç söylemeye hacet var mı... kardeşim dediği Papandreu'nun Yunanistan'a başbakan olması için kolları sıvar... Bir de İstanbul eğlence yerlerinde halay yerine sirtaki moda olur...

Holding medya sahiplerinin Boğaz daki köşklerinde, çok uzaklardan verilen işaretle bir biri ardına uygulamaya konulan karanlık oyunları boşa çıkarmak için, sadece Başbakan Bülente Ecevit değil, Türk Ulusu da zor günler geçiriyor... Sabır ve kararlılıkla bu oyunlar boşa çıkarılamlıdır.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |