|
08
Kasım 2002
MÜJDE
(!) EY TÜRKİYE!
Tuncer Sevinç
Türkiye'nin en
ciddi (!), en saygıdeğer (!), halkı aldatmamak
için ilanlarla "Şeref Sözü (!)" veren
ve de en çok satan gazetesi 27 Ekim 2002 tarihli
Hürriyet, ki logosunun sağında "Türkiye Türklerindir
(!)" yazılıdır, İngiliz Financial Times'dan
dayanaklı olarak bize haber veriyor; inanmak (!)
gerekir:
"5 DEV ANLAŞTI: 'TARİHİ KONUŞALIM'.
Umutlar arttı. Tarih için iyi haber"
Haberin önemi geregi 20. sayfasını tam olarak
buna ayırmış. İtimadımızı daha da pekiştirmek
için patronlarımızın (!) (Almanya Başbakanı Gerhard
Schröder, İngiltere Başbakanı Tony Blair, İtalya
Başbakanı Silvio Berlusconi, Fransa Başbakanı
Jean Piere Raffarin ve İspanya Başbakanı Jose
Maria Aznar) bize sevimlice bakan fotoğraflarını
da koymuş.
Bu prensip kararına, Brüksel'de yapılan AB liderler
zirvesinden ayrı, gayri resmi olarak varmışlar;
ne kadar bağlayıcı ve güven verici (!), değil
mi?
Haberi okudukça sırlar belirginleşiyor:
Bu tarih verilmesi değilmiş; Aralık'ta yapılacak
Kopenhag Zirvesi'nde Türkiye'ye üyelik verilmesi
konusu ele alınacakmış.
Halbuki bir önceki günkü aynı gazete AB liderler
zirvesinde alınan kararı şöyle vermiştir: Türkiye'nin
bütün ısrarlarına rağmen Kopenhag'da üyelik görüşmelerine
başlanması için tarih verilmeyecek, ancak 2003'te
Selanik'te toplanacak zirve için randevu
verilecek, en önemlisi de budur, bu tarihe
kadar reform uygulamaları izlenecek ve uygun görülürse
müzakere tarihi verilecektir. Hatta müzakere
tarihi için yeni bir randevu verilecektir. Görüldüğü
gibi müzakere falan yok.
Selanik özellikle dikkat çekici; kurtarıcımızın,
bağımsız ve egemen Cumhuriyetimizin kurucusu yüce
Atatürk'ün doğduğu yer. Bağımsızlık ve egemenliğimizin
sorgulamasını burada yapılmasıyla, herhalde Ondan
da intikam almış olacaklar...
Sonra bize "Sevecek gibi bakan" liderler
isteklerini sıralıyorlar:
"Olmazsa olmaz" koşulu olan Kopenhag
Kriterleri'nin siyasi tablosunun içi doldurulacak.
ABD'lerine minnet duymamızı sağlayarak, aba altından
sopalarını göstermeye devam ediyorlar; "ABD'nin
baskılarının etkili olduğu gelişmenin Kıbrıs görüşmelerine
de ivme kazandıracağı beklenmektedir."
Bu arada Kopenhag kriterlerini biraz açalım. Bizi
ençok ilgilendirenleri: idam cezasının kaldırılması,
sözde etnik grupların ana dillerinde öğrenim ve
TV yayını, azınlık vakıflarının önündeki denetimlerin
kaldırılması ve sınırsız taşınmaz mal edinmeleri
hakkıdır.
İdam cezası yasalarımızda, bildiğim kadarıyla,
tasarlayarak adam öldürme ve vatana ihanet suçlarına
öngörülmüştür. Yani, insan hayatını ve millet
hayatını korumak içindir; insan hayatına değer
vermenin en etkili yoludur. Bu cezanın kaldırılması
katilleri, teröristleri, hainleri yüreklendirmekten
öteye, bu eylemleri güvence altına almaktır. Bunun
insan yaşamına değer verilmesiyle bir ilgisi var
mıdır?
Kendileri bunlara izin mi vermektedir: Almanya'nın
bir terörist grubun tüm mensuplarını hapishanede
bir gecede öldürmeleri hala hafızalardadır.
Bölücü eşkıya başı Abdullah Öcalan (Türk milletinden
öç almak için bu soyadını aldığı kanaatindeyim):
35 bin yurttaşımızın katilidir; devletine başkaldıran
isyancıbaşıdır; Türkiye'ye saldıran başka ülkelerin
taşoron kuvvetlerinin komuta başıdır. O terörist
örgütün Almanya'ya verdiği zarardan daha mı az
Türkiye'ye zarar vermiştir?
Sömürgeci güçlerin tümü bu adamı ipten almak için
olağanüstü çaba harcamış ve başarmıştır.
Yine bugünkü gazete Moskova'da bir tiyatroda seyircileri
rehine alan Çeçen gruba karşı yapılan operasyonu
anlatıyor. Gazla uyutulan teröristler şakaklarına
birer kurşun sıkılarak öldürülmüşler. Başta ABD,
olmak üzere, tüm özgür dünya, yani sömürgeci güç
liderleri RF Başkanı Putin'ni operasyondaki başarısı
için kutlamış.
Elbette masum insanları hedef alan hiçbir eylem
onanamaz. Ancak burada gözlerden kaçırılan bir
husus vardır: etkisiz hale getirilen, hatta o
anda uyku halinde olan insanlar kendilerini ifade
ve savunma hakkı tanınmadan katledilmişlerdir,
ki bu da terörizmin katmerlisidir.
15 yıl halkımızı inim inim inleten, ekonomimizi
çökerten bölücü eşkıya ile yapılan mücadelede
Türkiye dünyaya böyle bir örnek yaşatmış mıdır?
Hani evrensel hukuk, Türkiye'ye ceza üstüne ceza
sallayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nerede,
nerede bizim dıştan mamalı İnsan Hakları Derneklerimiz
ve de Sivil Toplum Örgütlerimiz? Görevleri gereği
bize aslan, efendilerine fare...
Sözde Türkiye'deki etnik gruplar için ana dillerinde
öğrenim ve yayın istiyorlar. Bu grupta değerlendirilen
millettaşlarımızın toplam nüfusa oranları, 1945
sayımlarına göre, % 12'dir. Bunların büyük bir
çoğunluğu köken olarak Türk soyludur, tamamı ise
Türk kültürünün en saf temsilcileridir. Türkiye'nin
sosyal dinamiklerinden kaynaklanan böyle bir ihtiyacı,
çok az sayıda aymaz ve hainin dışında, toplumumuz
hissetmemiştir. Pekiyi, nereden çıkıyor böyle
bir dayatma? Osmanlı'yı nasıl yıktıklarını hatırlarsak,
yüce milletimizi Yugoslavya'ya döndürecek karanlık
dehlizi hemen farkederiz.
Diğer konu azınlık vakıflarında devlet/kamu denetiminin
kaldırılması, bunların sınırsız taşınmaz, yani
yer ve bina almalarının önünün açılmasıdır. Kirli
propaganda ve dışı tatlı içi zehirli yalancı dolmaların
etkisiyle bunda ne var diyebilirsiniz? O zaman
bir de şöyle düşünelim:
Lozan kapsamındaki bu azınlıkların Türkiye'deki
toplam miktarı 120 bindir. 70 milyon insanın içinde
neredeyse yok denecek kadar az. Acaba bunlar ibadetlerini
yapamıyorlar mı? Kiliseleri, mezarlıkları, okulları,
hastaneleri yok mu? Mülkiyetlerindeki mevcut malları
hangi zenginimizden daha az? Türk halkından daha
mı yoksullar? Ticaret ve siyasette bizden daha
mı az haklara sahipler? Milletvekili olmuyorlar
mı? Birçok uluslararası ilişkilerde bizi temsil
etmiyorlar mı? Allah aşkına Bayrağının gölgesinde
mağdur ve dışlanmış yaşayanlar kimler?
O zaman konuyu biraz daha açalım. Hatırlarsanız
Turgut Özal Van ilimizde sözde yaşlı Amerikalılar
için bir uydu kent projesini hayata geçirmek istedi.
Pekiyi, Amerika'dan kimler gelecekti: tabi ki
Ermeniler... O Ermeni ki, bizden toprak istemiyor
mu?
İsrail, binlerce yıl sonra Ortadoğu'nun kalbine
nasıl bir hançer gibi saplandı?...
Neden Karadeniz'de Pontusçuluk ve yurdumuzun tümünde
hıristiyanlaştırma eylemlerinde gemi azıya aldı?
İstenen, 120 bin gayri müslimin hakları değildir;
ülkemizin tapusu ve bağımsızlığımızın teminatı
Lozan'ın rafa kaldırılması, Sevr'e dönülmesidir.
Yine aynı gazete sözde Avrupa kaynaklı mesajlarına
devam ediyor:
AB'nin dışişleri temsilcisi Javier Solano Kopenhag'da
Ankara'ya olumlu sinyaller verilebileceğini onaylamış.
Kopenhag'daki sözde randevu ile Türkiye'nin umutlarını
arttırmışlar.
Beş patronumuzun bize verdiği müjde seçimler öncesi
reformist/mandacı kesime moral verecekmiş!..
Yine bu müjdenin gerçekleşmesi için Türkiye'deki
seçim sonuçları bekleniyormuş!..
İsterseniz tercüme edelim: "Ey Türkiye! Benim,
senin Anadolu'daki varlığına tahammülüm yok. Birinci
Dünya Savaşında seni silmeye gücüm yetmedi. Ama
şunu bil ki seni mutlaka yıkacağım. Onun için
oyunu benim Türkiye'deki işbirlikçilerime, mandamı
kabul edenlere ver!"
Sözü şu gerçekle tamamlayalım.
İtalyan La Stampa Gazetesi "Türkiye Avrupa'nın
ebedi nişanlısı" demiş. Bana şunu hatırlatıyor:
"Türkiye ABD ve AB'nin kadınıdır, canının
istediği zaman, istediği yönden yaklaşır, ama
karşılığını vermez!"
Ey Halkım, ey Milletimin tek tek ferdi! Sömürgeci
güçler ve yerli işbirlikçileri seni güdülebilir
sürüler ve aptal olarak görüyor. Soyuna, kültürüne,
yüce Atatürk'ün "Ya İstiklal, ya ölüm"
buyruğunda olduğu gibi bağımsızlığına, egemenliğine,
milli varlığına sahip çık. Bunun yolu seni böyle
görenlerin yazdıklarını okuma, görsel yayınlarını
izleme; seni böyle görenler ile seni korumakla
ödevli makam ve kuruluşlara demokratik tepkini
sözle, yazıyla (telefon, faks ve elektronik posta)
göster...
-
Geri -
|