|
09 Mayıs 2003
YOK DEVENiN NALI
Hüseyin MÜMTAZ
Anadolu’daki topraklar için “Unutulmayan
Vatanlar” deyimini kullanmaktan zevk alan
Yunanistan’ın şimdiki Başpiskoposu Hristodulos,
1999 yılı 15 Ağustos Meryemana kutlamalarına
Karaferye’deki (Veria) Sümela Kilisesi’nde
katılır.
Mâbete bu isim, Trabzon Maçka Altındere
Millî Parkı’nda bulunan aynı adlı kiliseyi
hatırlatması için verilmiştir.
Aynı gün toplantıda Yunan Cumhurbaşkanı
ile binlerce “Pontus” kökenli katılımcı da
bulunuyordu ve Başpiskopos şunları söylemekten hiç
çekinmemiştir:
“Tanrı bana Pontus’daki tarihi Sümelâ
Meryemana Manastırının kilidini açmayı da nasip
etsin”.
Zaten Yunan Millet Meclisi de 19 Mayıs
gününü 1994’ten beri “soykırımı anma günü” olarak
kabul ve ilan etmişti.
19 Mayıs, Atatürk’ün Kurtuluş savaşı’nı
başlatmak üzere Samsun’a çıktığı tarihtir.
Özellikle Rumları kesmek için o tarihte Anadolu’ya
geçmemiştir Atatürk.
Fakat bir hafta geçmeden bölgedeki
Pontusçu Rum çetelere karşı Türk köylerini
çetesiyle beraber koruyan Topal Osman Ağa’yı
Havza’ya çağırarak; “İstanbul hükümetinden aykırı
bir emir gelse bile” faaliyetine devam etmesini
istemiştir.
Demek ki 19 Mayıs’ın Yunan Meclisi’nce
seçilmesi tesadüf değildir.
Atatürk, Soykırımın başlatıcısı ve
sorumlusudur onlar için.
Yunan Meclis Başkanı Kaklamanis, yine
“Pontusluları” kabulünde şunları söylemiştir:
“Yunan Meclisi soykırımı tanımakla
üzerine düşen görevi yaptı. Şimdi siz Pontuslulara
da bir görev düşüyor. Şu soykırımı kanıtlamak..”
Karadeniz sahillerinden Amerikalı
profesörler aracılığı ile aldırılan kan örnekleri
sakın bir takım DNA analizlerine konu olmasın?
Kimler “Human genetic” üzerine Amerika’da
ilim yaparak dönüp Karadeniz sahilinde Lipo
Protein’ler üzerine araştırma yapıyor. Bu konuda
“marûf ilim adamı” Prof.Mahley’in rahlesinden
geçen kimler cirit atıyor Karadeniz
laboratuarlarında?
Yunan Meclisi son olarak 2001 yılında
“Küçük Asya Helenizminin Soykırımı”nı da tanıdı.
Yunanlıların ilgili bütün belge ve
toplantılarında Osman Ağa “katil-soykırım suçlusu”
olarak gösterilir.
2002 yılı içinde Giresun Kalesi’nde
bulunan Osman Ağa’nın mezar kitabesi çalınmış,
yeni yazı ile yazılı bölümden “Pontus-denize
dökme-düşman” lafları da kazınmıştır.
Giresun’a Osman Ağa’nın halâ bir heykeli
dikilememiştir.
İşte tam böyle bir ortamda naif-duygulu-kırılgan
sanatçılarımızdan Metin Erksan çıkıp Osmanlı
Hariciyesi’nde görev yapan Kostaki Mousuris
“Paşa”nın evinin bulunduğu Arnavutköy’e bir
heykelinin dikilmesini istemesi tam bir “dam
üstünde saksağan” durumudur.
Böylelikle Yunanlılar (ve dünya) bizim ne kadar
kadirşinas ve önyargısız bir ulus olduğumuzu
anlayacakmış.
Yapma sevgili Metin Erksan…
“Azınlıklar”, şimdi bile baş tâcımız
değil mi? “Aslî unsur” (olması gereken) Türklere
karşı, hele Helsinki-Kopenhag sarmalından bu yana
hayli fazla imtiyazlara sahip değiller mi?
Şu iki haber son bir ayın mahsülüdür..
“Kandilli’de her Çarşamba gecesi
Türk-Yunan dostluğu müzik-dans-mezeler eşliğinde
pekiştiriliyor..Ege’nin iki yakası birleşti..Es’Kandil
Kandilli sırtlarındaki Cemile Sultan Korusu
içindeki mekânda düzenlenen Grek Gecelerinde Türk
ve Yunan dostluğu müzik ve Yunan mezeleriyle
pekiştiriliyor.”
“İstanbul’a Yunan lezzeti.. Yirmibeş yıl
önce Yioannis Alexiou tarafından Selânik’te
kurulan ve ünlülerin uğrak yeri olan Ta Nisai
isimli Yunan restoranı şimdi de İstanbulluların
gözdesi Beyoğlu Orhan apaydın Sokak’ta..
Restoran’da Selanik’ten gelen ünlü aşçının
lezzetleri ile özel rakı ve şaraplar müzik
eşliğinde sunuluyor.”
Zaten Çanakkale’nin dilediğimiz yerine
de, anlaşmalarla “yabancılara” terk ettiğimiz için
heykel-anıt filan dikemiyoruz ya..
Bir önerim olacak.. Barthalemeos’un
heykelinin dikilmesine ne dersiniz?
Böylelikle kendimizi dünyaya daha
“ılımlı-mûnis-insancıl” tanıtmış olmaz mıyız?
Zaten rezillik diz boyudur ve atı alan
Üsküdar’ı aşmıştır kıymetli okuyucu.
Franzsı-Alman “sanat kanalı” Arte,
Barthalemeos’un hayatını konu alan bir belgesel
yapmış ve bu belgeselin “Dünya Prömiyeri” 18 Şubat
2003 günü İstanbul Beyoğlu’nda AFM sinemalarında
gerçekleştirilmiştir.
Gösterime Yunanistan’ın Ankara
Büyükelçisi ile AB üyesi ülkelerin İstanbul
başkonsolosları katılmıştır.
Belgesel; “Yunan asıllı bir Türk
vatandaşı olan Ekümenik Patrik Barthalemeos’un
portresi çerçevesinde Ortodoksluğu tanıtmayı
amaçlıyor”muş.
Patrik filmin sonunda “hayattaki en büyük
dileğinin, Heybeliada’daki Ortodoks Teololji
okulu’nun açılması olduğunu” söylüyormuş.
Patrik bunu ifade ederken İstanbul’un
Adalar ilçesindeki tek kütüphane olan Heybeliada
Halk Kütüphanesi’nin, devletin görevli atayamamış
olması nedeniyle tam iki yıldır kapalı olduğunu
biliyor muydun kıymetli okuyucu?
Bütün bıkkınlık-yılgınlık-çaresizliği biz
sergileyeceğiz, dünya yanlış tanımasın diye hep
alttan alacağız, Topal Osman’ın mezar kitabesini
sökeceğiz ama Kostaki Paşa’nın heykelini
dikeceğiz.
Rum da kalkıp, komünistlerin desteği ile faşist
çeteci Papadopulos’u Başkan seçecek.
Biz yine “hümanist-hoşgörülü”
davranacağız.
Kıbrıs Rumları AB’ye imza attıkları gün
Limasol’da Girne gemisini denize indirip “Girne’yi
alana kadar devam” çığlıkları atacaklar, biz
“Görüşmelere devam” diyeceğiz.
Altı ay kadar önce Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yunanca Bölümü’nde
Öğretim Elemanı olan bayan Damla Demirözü’nün
“tercüme ettiği-derlediği” Göç adlı kitabın
“Atatürk’e hakaret içerdiği için” Savcılık
kanalıyla toplatıldığını duyurmuştum.
Okuyucu, kitabın nasıl Türk Düşmanı bir
görüşle kaleme alındığını irdelediğimizi iyi
hatırlar. (“İyi Ki Atatürk Var!” Hüseyin MÜMTAZ.
Kitap fark edilene kadar, “hoca”
tarafından okulda ders kitabı olarak da okutulur.
Bu yıl başında öğrenciler sınıfa girerken
duyuru tahtasında şu yazıyı okurlar: “Göç adlı
kitap, piyasada mevcudu tükendiğinden bu sene
okutulmayacaktır.”
Bayan Demirözü; Üniversite Rektörlüğü
ile, Dekanlık ile, öğrencilerle, kamuoyu ile,
yargı ile alay etmektedir.
Millet ile dalga geçmektedir.
Toplatılan kitabının okutulmama
gerekçesini “mevcudunun kalmamasına”
bağlamaktadır.
Dekanlık-fakülte de seyretmektedir.
Bu yetmemiş gibi bayan Damla Demirözü,
elde edilen bilgilere göre Kara Harb Okulu’nda
derse girmektedir.
Atatürk’ün Harbiyesi’nde, Atatürk’e
hakaret içerdiği için toplatılan bir kitabın
yazarı ders vermektedir.
1281 ve 1283 numaralı öğrenciler Damla
Hocanım’ın dersinde neler hissetmektedirler acaba?
Bilindiği gibi 1282 Atatürk’ün
numarasıdır kıymetli okuyucu.
Canım sıkılıyor, zaman zaman çaresizliğe
düşüyorum.
Elimde “Yorgo Emmi” adlı bir kitap var.
Yazarı Ayhan Sarıhan.2002 yılında tam 5000 adet
basılmış.
Yazar Fatsa’lı TÖS, TÖB-DER ve “çeşitli
demokratik kitle örgütleri” üyesi bir öğretmen..
Emekli olunca köyünden Yunanistan’a göç edenlerin
peşine düşer.. Yunanistan’da hayli iyi ahbaplıklar
kurar.
“O gün Rahim’eyle ben, Atatürk’ün doğduğu
evi ziyaret etmek istedik. Bunu söylediğimizde,
onlardan hiç birinin Mustafa Kemal’in evinin
Selânik’te olduğunu, çocukluğunun burada geçtiğini
bilmediklerini anladık. Evin yerini öğrenmek için
başkalarına sormaya çalışırken Yorgo engel olmaya
çalışıyordu: -Bırak ulan şu Kemal’i diyordu. Ne
olacak gideceksin de?
O istemediği için değil, yerini
bulamadığımız için Atatürk’ün evini ziyaret
edemedik.” (Sayfa 76)
“Yordam, -Milletten hiçbir acılığımız
yok. Bizi Mustafa Kemal ile Topal Osman perişan
etti, diyordu” (Sayfa 82)
Bu kitap maalesef TC Kültür Bakanlığı tarafından
bastırılmıştır kıymetli okuyucu.
Turist gelecek diye hâlâ isimsiz Rumların evlerini
saklayıp, harap kiliselerini restore etmeye
çalışan yetkililerimize, misafirlerini götürmek
için metrûk manastırların yerlerini ezberleyen
halkımıza selâm olsun..
Peki biz Yorgo Andreadis’in ülkeye
girişini neden yasakladık?
Damla’lar, Ayhan’lar varken Yorgo’larla neden
uğraşıyoruz ki?
Adam bizi Mustafa Kemal ile Topal Osman perişan
etti diyor, biz Giresun’da “mülkî âmir” eliyle
Osman Ağa’nın mezar kitâbesini söküp-kazıyoruz,
Milli Mücadele müzesini kapatıyoruz.
Anzac’lar her sene “Şafak Âyini” düzenlerken biz
Çanakkale’de dilediğimiz yere anıt dikemiyoruz.
İstanbul’u Yunan “lezzetine” teslim ediyoruz.
Kitabı toplatılan yazar, bırakın Dil-Tarih’i,
Harbiye’de ders veriyor.
Selânik’e kadar gidip Atatürk’ün evini bulamayan
ama kapı kapı dolaşıp komünist sendikaları ziyaret
etmeye üşenmeyen bir yazarın kitabını devletin
Kültür Bakanlığı basıyor.
Yunan Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı ve başpapazı
hayat felsefelerini Türk Düşmanlığı üzerine
kurmuşken bizim “hükümet adamları” hâlâ
barış-kardeşlik-hoşgörü’den bahsediyor.
Arnavutköy’lüler ne der bilmem ama bunların üstüne
bir de Kostaki “paşa”nın heykeli inanın fazla
gelecek sevgili Metin Erksan.
Burası “hâlâ” Türkiye.
Ne iyi ki daha adını değiştirmeyi beceremediler..
-
Geri -
|