|
10
Şubat 2003
Kıbrıs
Sorununa Barışçıl Çözüm İçin Son( 10 Aralık 2002)
Birleşmiş Milletler Önerisi Hakkında Görüşler
Prof. Dr. Adel Safty(*)
Birleşmiş Milletler Planı bünyesinde temel bir
çelişki taşımaktadır. Kuruluş Anlaşmasının önsözü,
( Appendix A ), "siyasi eşitlik", "azınlık-çoğunluk
üzerine kurulmamış bir ilişki" ve "orantılı
anayasal güçlerini" kullanan iki kişiden
bahsetmektedir. Siyasi eşitlik kavramı, orantılı
anayasal güç kavramı ile beraber düşünüldüğünde,
anlaşmanın,egemenliklerini birbirinden ayrı olarak
kullanan ve kendi devlet arasında gerçekleştireceği
izlenimini uyandırmaktadır.
Aslında Kuruluş Anlaşması ana metni, buraya kadar
söylediklerimizin tam tersini teklif etmektedir.
1. Teklif edilen
yeni bir devlet değil,yeni bir işler durumu teklif
ediliyor. Bunun anlamı,Kıbrıs Cumhuriyetinin uluslar
arası hukuk de jure'de devam edeceği ve bağımsız
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bağımsızlığını kaybedeceğidir.
2. Planın "parçalı
devlet" önerisi, önsözde sözü edilen "orantılı
anayasal güçlerini kullanan iki kişi" kavramının
tam olarak zıt anlamlısıdır. Parçalı devletlerin
kendilerine özgü anayasal güçleri bulunmamaktadır.
3. Plan,Ortak devlet
anayasası tarafından kendilerine adanmış her türlü
güçler karşısında dahi parçalı devletlerin egemence
varolabileceklerinden bahsetmektedir. Bunun anlamı,
anayasal gücün parçalı iki devletten değil,ortak
devletten kaynaklandığıdır. Bu nedenle Kıbrıslı
Türklerin, önsözde önerildiği üzere kendilerine
has bir anayasal güçleri olmayacaktır. Kıbrıslı
Türkler sadece egemen ortak devletin kendilerine
vereceği alanlarda özerliğe sahip olacaklardır.
Yasal olarak egemenlik, ortak devlette Kıbrıs
Cumhuriyeti devam etmektedir.
4. Öneri parçalı devletler anayasaları ve ortak
devlet anayasası arasında hiyerarşik bir üstünlük
olmayacağından dem vurmakta fakat hemen takip
eden cümlede açıkça parçalı devletler anayasalarında
anlaşmazlık söz konusu olduğunda ortak devlet
anayasasının geçerli olacağı belirtmiştir.
5. Her ne kadar
yerleşme özgürlüğü bir bakıma azaltılmış olsa
da, bu azaltmaya ciddi sınırlandırmalar getirilmiştir.
20 yıl sonra % 28'den fazla Kıbrıs Türkünün Kıbrıslı
Rum olacağı açıktır. Bunun eşit olmayan ve dengesiz
ekonomik, politik ve kültürel sonuçları getireceğinin
üzerinde durulmalıdır.
6. Türk askerini
adada bırakma tavizi ve Kıbrıs'ı Avrupa Güvenlik
insiyatifinden muaf tutmak önemlidir fakat gelecekteki
gerçek tehdit olan Kıbrıslı Türklerin ekonomik,
siyasi ve kültürel olarak daha aşağı kategoride
bir azınlık durumuna düşmelerinden daha önemli
değildir.
7. Yasama alanındaki
öneriler iki devlet arasında bir eşitliği garanti
etmemektedir. Her düzenleme Kıbrıslı Rum çoğunluğunun
yasamayı kontrol etmeleri için kurulmuş bir düzendir.
Kuzeyden 6 senatör Kıbrıslı Rumlarla oy kullanacaklardır.
İkametgah kriteri ile başlayan ekonomik,politik
ve demografik baskılar, Türk olmayan Kuzey Kıbrıslıların
siyasi temsil istemeleri ile hassas olan yasama
dengesi,kuşkusuz ki, parlamentoda söz sahibi olan
Kıbrıslı Rumların lehine olacaktır.
8. Önsözde iki
topluluğa siyasi eşitliğin tanınması,bu tanıma
ana texte yansıtılmadığı sürece önemini kaybeder.
Bunun nedeni ana texte orantılı güçlerin gerçekliği
yansıtırken, uluslar arası anlaşma ve Birleşmiş
Milletler tekliflerinin önsözlerinde zayıf tarafa
imtiyazlar tanımasıdır. Öyle ki, 1967 tarihli
242 no'lu Arap-İsrail çatışması hakkındaki Birleşmiş
Milletler Güvenli Konseyi Düzenlemesi,önsözünde
Birleşmiş Milletler tarafından toprakların kuvvet
kullanılarak ele geçirilmesinin kabul edilemez
olduğu tekrar edilerek, Arap devletlerine imtiyaz
tanınmış, fakat ana textte güvenlik Konseyi İsrail'in
kuvvet kullanarak toprakları ele geçirmesi olanak
tanımıştır. 1978 yılında Camp David'de Mısır-
İsrail görüşmeleri sırasında, Amerika ve İsrail,
Mısır'a, anlaşmanın önsözünde,anlaşılır bir uzlaşma
taahhüdü ile ilgili bir imtiyaz sağladılar. Fakat
1978 Camp David sözleşmesinde ve 1979 Balair House
Anlaşmasında,taraflar arasındaki orantılı güç,
Mısır ve İsrail arasında imzalanmış ayrı bir barış
anlaşmaları olarak yansıtılmıştır. Filistin Kuruluş
örgütü ve İsrail Devleti 1993 Oslo Anlaşmasını
imzalamak için diğer öncelikler tanıdılar. Bu
taraflar arasındaki orantılı gücü yansıtan Oslo
Anlaşmasının, uygulanmasının öneminin, pratik
kanıtıdır.
9. Birleşmiş Milletler
Planı,garantör güçler ve parçalı ve ortak devletler
üyelerinden oluşmuş ve Birleşmiş Milletler tarafından
kuruluş anlaşmasının uygulanmasını denetleyecek
bir Gözlem Komitesi kurmayı önermektedir.
Birleşmiş Milletler
Barış Operasyonu aynı zamanda,
a) Kuruluş anlaşmasının uygulanmasını gözlemek,
b) Güvenlik hükümleriyle uyumu gözlemek,
c) Parçalı devletler vatandaşları arasında eşit
ve adil davranışı garanti altına almayı da taahhüt
etmiştir.
Başarısızlıkla
sonuçlanan 1965 Glalo Plaza Raporunu hatırlatan
bu öneride de Birleşmiş Milletler anlaşmanın garantörü
durumundaydı. Bu tamamen Birleşmiş Milletler 'in
yetki ve kaynaklarının ötesindeydi ve bu bağlamda
yapılanlar da yüreklendirici değildi.
10. Plan Avrupa
Birliğinden Kıbrıs Türk parça devletinin Avrupa
Birliği iç piyasasında mali kişi, hizmet ve sermaye
hareketleri özgürlüklerini, üç sene süreyle kısıtlayıcı
ve sadece Avrupa Komisyonu iznine tabi olarak
kullanılabilir olmasına dair bir talepte bulunmaktadır.
Bu sonuç olarak Kıbrıs Türk devletinin ekonomik
bağımsızlığını tanımlanamaz hale getirecek ve
katı ekonomik ve sosyal bozukluklar ortaya çıkmasına
sebep olacaktır.
11. Sonuç olarak,
Kıbrıs Türk tarafı doğal bir şekilde Birleşmiş
Milletler Planının temel çelişkisini kendi lehine
çözmek istemektedir. Bu ancak Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinin egemen bir devlet olarak tanınması
üzerinde ısrar edilmesiyle sağlanabilir. Ancak
bundan sonra, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
müzakerelerde, Kıbrıs Rum Kesimi ile eşit bir
duruma gelecek ve bu anlaşmada özgürce tartışma
kabiliyetine sahip olacaktır. Kıbrıs Konfedere
devletinin kuruluşunda, her iki devletin anlaştığı
üzere egemenliğinden bir parça devredebilecektir.
Bu tanımanın olmadığı bir düzende ise, Kıbrıs
Türk tarafı bir kon-federal anlaşma ile, bugünkü
yapılan öneriden çok daha fazla yararlanacaktır.
12. Egemen iki
devlet arasında kurulacak bir konfederasyon, başarısızlık
vukua gelirse, taraflara fesih hakkını tanıyacak
ve başarı halinde ise, bir federasyon olma yoluna
gidebileceklerdir. Bu yol, Birleşmiş Milletler'
in önerdiği feshedilemez ortaklıktan çok daha
iyi bir alternatiftir. Hiçbir taraf rızası ile
fesh edemeyeceği bir anlaşma içine girmek istemez,
meğerki bu anlaşma taraflardan birisi için son
derece yararlı olsun.
(*)
Prof. Dr. Adel Safty Uluslar arası Hukuk Profesörü
ve Bahçeşehir Üniversitesi Hükümet ve Liderlik
Programı Başkanı
-
Geri -
|