|
10
Mart 2003
AB
KOMİSERİ NE HAKLA İSTİYOR?
Talat
SARAL
AB troykası (dönem
başkanı Yunanistan Dışişleri Bakanı ve gelecek
dönem başkanı İtalya Dışişleri Bakanı ile AB'nin
genişlemeden sorumlu komiseri Verheugen) Şubat
ayı başında Türkiye'yi ziyaret ederek, hükümet
yetkilileri ve ayrıca çeşitli siyasetçi ve kuruluşlarla
görüşmeler yaptı. Yoğun ve öncelikli Irak gündemi
nedeniyle medyada yeterince yer almayan bu temaslarda
ana konu yine Kıbrıs idi. Bunun yanında Türkiye'nin
reformlara devam etmesi, Yunanistan'la ilişkiler
ve hazırlanacak revize Katılım Ortaklığı Belgesi
(KOB) de ele alınan konular arasında idi. Kopenhag
Zirvesi'nde Türkiye'ye tarih verilmemesine (daha
doğrusu tarih için şartlı tarih cambazlığı ile
bu hayati isteğimizin geçiştirilmesine) ve Kıbrıs'ın
tam üye yapılacağının resmen açıklanmasına Türkiye'nin
göstereceği büyük tepkiden çekinen AB'nin troykası;
beyan ve davranışlarından da anlaşıldığı gibi,
bu fırtınayı (bir tek "...geciktirilmeden"
sözcüğü uğruna) akıl almaz suskunluğumuzla hasarsız
atlatmış olmanın rahatlığı içinde idi.
Bay Komiserin İstek
ve Tehditleri: Kopenhag Zirvesi sonrasındaki bu
sessizliğimizi ve Kıbrıs'ta Anann planının yarattığı
kafa karışıklığını fırsat bilen bay komiser, Türkiye'nin
uluslararası hukuktan doğan haklarının katledilmesine
tepkisiz kalınmasından cesaret alarak işi meydan
okumaya dönüştürdü ve "Kıbrıs'ın AB'ye tam
üyeliği kesindir, bunu hiçbir güç değiştiremez"
tehdidini savurdu. Bununla da yetinmeyen Verheugen
28 Şubat'a kadar Kıbrıs'ta "çözümü"
istedi. Revize KOB ile Türkiye'ye ek şartlar dayatmayacakları
lütfunda (!) bulundu. Ancak, söz geçiremedikleri
(iyi ki öyle) ve en büyük güvencemiz olan Türk
ordusu ile MGK'ya dil uzatarak, ordunun siyasetteki
rolüne KOB'da değineceklerini (?) de açıkladı.
Geçen yıl yeniden iki liderin görüşmeye başlamasından
çok rahatsız olan ve "Kıbrıs'ta anlaşma olsun
olmasın Rum kesimini tam üye yapacağız" tehdidini
savurarak Rumlara tam destek veren bay komiser,
bu temaslarında (ikinci defa değiştiği halde)
Annan planı için de "daha iyisi olmaz"
kehanetinde bulunuyordu. Anlaşılan, önümüzdeki
dönemde AB'nin Türkiye'ye yönelik politikaları,
"yavuz hırsız" misali daha pervasız
ve saldırgan bir nitelik taşıyacaktır.
Sorulmayan ve İstenmeyenler:
AB konusunda genelde hayal ötesi iyimserlerin
ve hatta lobicilerin dün de bugün de etkisindeki
siyasetçilerimiz (hesap verme ve açıklama durumunda
çoğu kez AB olduğu halde), bu tür beyan ve taleplere
karşı nedense çok suskun kalmış, haklı taleplerimizi
ne yazık ki vurgulamamış, gerekenleri AB'den sormamışlardır.
Bunlardan bazılarını sıralayalım:
1. Kıbrıs'ta uluslararası
hukukun katledilmesini tanımadığını açıklayan
Türkiye, buna cevabı AB'den mutlaka istemeli ve
16 Nisan'da Rum kesimine de tam üyelik imzası
attırılması halinde, Lahey'e gideceğini şimdiden
açıklamalıdır.
2. Masaya oturmak için yalnızca siyasi kriterlere
uyum gerektiği halde, KOB ile Türkiye'ye ayrıca
ekonomik kriterlerin dayatılmasının nedeni AB'den
sorulmalı, Revize KOB'da da bu tür şartlar olursa
bunlar kesinlikle reddedilmelidir.
3. Irak'ta uluslararası meşruiyet arayan AB, Kıbrıs'ta
uluslararası hukuku ne hakla çiğniyor? Hukuki
değil "siyasi" karar almak, bunu yapanlara
hak ve adaleti yok sayma imtiyazını nerede ve
nasıl veriyor, veriyorsa bu orman kanunu olmuyor
mu?
4. AB, PKK'nın KADEK'e dönüştürülmesi oyununu
mutlaka açıklamalı ve KADEK'i de terörist ilan
etmelidir.
5. Kıbrıs'a yıllardır ambargo uygulayan AB, bu
insanlık suçunu neden sürdürdüğünü açıklamalı,
bu ekonomik ve sosyal vahşeti sona erdirmediği
takdirde buna karşı da Lahey'de dava açılmalıdır.
6. Kopenhag kriterlerinden sıkça söz eden AB,
tam üyelik havucu uzattığı (aslında Rumların içinde
eritmeyi düşündüğü) KKTC'ye (veya tüm Kıbrıs'a)
bu kriterleri ne ölçüde uyguladığını açıklamalıdır.
7. Batı Trakya'da Türklere reva görülen çoğu halen
de süren hukuk dışı uygulamalara karşı, 1981'den
beri AB üyesi olan Yunanistan'a tatbik ettiği
yaptırımların neler olduğunu Türkiye AB'den sormalıdır.
8. Yunanistan'da teröristbaşına yataklık nedeniyle
açılan davanın ilk duruşmasında neden süresiz
(?) erteleme kararı alındığını Türkiye sormalıdır.
9. Gümrük Birliği'nin (GB) bizi sömüren ağır zararları
(İlk 5 yılda yalnızca AB ile ticaretten doğan
dış ticaret açığımız 55,8 milyar dolardır) AB
ile tez elden masaya yatırılmalıdır. (Bugün IMF'ye
mecbur oluşumuzun AB ile ilişkilerimizin günah
çocuğu olan GB'den kaynaklandığı asla unutulmamalıdır.
10. GB üyesi Türkiye'den 41 cent vergili şeker
alan AB, Bosna'da soykırım yapan ve AB ile değil
GB bağı, aday adayı bile olmayan Yugoslavya'dan
aynı şekeri nasıl sıfır gümrükle aldığını açıklamalıdır.
11. 1980'de Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin almış
olduğu, AB hukukunun ayrılmaz bir parçası niteliğindeki
1/80 ve 3/80 sayılı Avrupa Türklerinin sosyal
haklarına ilişkin kararlarının üye ülke mevzuatına
neden hala yansıtılmadığı AB'den ısrarla sorulmalıdır.
12. GB'den ve KOB'den doğan mali yardımların ne
zaman verileceği AB'den sorulmalı ve bunlar mutlaka
istenmelidir.
13. AB'nin yeni 10 adayının Türkiye'nin üyeliğine
karşı çıkmayacağı yolundaki AB sözünün garantisi
ne olacaktır? 16 Nisan'da atılacak imzalar bu
sözü de kapsamalıdır.
14. Türkiye'ye yardım sözünü tutmayan AB; Türkiye'de,
KKTC'de ve Kuzey Irak'ta yıllardan beri hangi
kişi, kuruluş ve örgütlere ne için ve ne miktarda
yardım yapıyor? Saydamlık isteyen AB bu konularda
neden hep suskun kalıyor?
Sonuç: ¦ Bütün
bunlar AB'ye karşı taktığımız pembe gözlük nedeniyle
gözardı ettiğimiz haklı sorular ve taleplerdir.
Türkiye, başta Kıbrıs olmak üzere ulusal davalarına
AB gözlüğü ile bakamaz. Bakmada ısrar ederse hem
şaşı kalır, hem de daima kaybeden olur. ¦ Son
Annan planı, AB yoluyla Enosis maskesine sembolik
bir denge makyajıdır. Sn. Denktaş'ın benzetmesiyle,
"pasta" ile "leblebi" arasındaki
denge (!) kadar... ¦ GB sırtımızdaki hançerdir.
Bu sürekli kanamayla içte ve dışta asla yol alamayız.
¦ Bay Verheugen Türkiye'den "ek şart"
istemeyecekmiş! AB mevcut şartları istediği gibi
yorumladıktan sonra buna elbette gerek kalmaz.
Örneğin, "azınlıkların (?) korunması"...
Türkiye'nin temel taşlarından Alevileri bile "azınlık"
sayan kimi AB çevreleri daha ne ek şart üretecek
ki?.. ¦ Türk Başbakanının karşısında yaslanarak
ayak ayak üstüne atmış olmanın ölçüsüzlüğü içinde,
AB'nin bir atanmış memuru olan Bay Verheugen,
en azından bu konulara/sorulara açıklık getirmeli
ve sıkça geldiği Türkiye'ye ve Türk toplumuna
karşı saygılı olmayı öğrenmelidir.
-
Geri -
|