"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

10 Haziran 2002

SAYIN CUMHURBAŞKANI AHMET NECDET SEZER'E MEKTUP
Prof. Dr. Erol MANİSALI

Türkiye-AB ilişkilerinde esas sorun, AB'nin Türkiye'yi içine almak istememesidir. AB, "Türkiye'yi içime alamam, özel statüde yedeğime alırım" demektedir.
- AB bunu Soğuk Savaş bittiği ve aynı yıl Türkiye'nin tam üyelik başvurusunu reddettiği 1989'da ortaya koydu.
- Bu nedenle Türkiye'de bazı çevreler Brüksel ile işbirliği yaparak yine aynı yıl, "Tam üye olmasak da Gümrük Birliği'ne gireceğiz" demişlerdi. Türkiye "resmen", AB'ye tek yanlı bağlanıyordu.
- Gümrük Birliği, Katma Protokol'ün(1970) bir sonucu olamaz. Katma Protokol bir bütündü; mal dolaşımı, işgücü dolaşımı ve tam üyeliği öngörüyordu.
- Katma Protokol'e göre 6 Mart 1995'te yalnız Gümrük Birliği belgesinin değil, işgücü dolaşımı ile birlikte tam üyeliğin de onaylanması gerekirdi. Katma Protokol maddeleri okunduğunda bunlar açık olarak görülür.

Yanıtlanması Gereken Sorular

  1. Bugün diğer AB adaylarının neden Türkiye'nin 6 Mart 1995'te imzaladığı türden "tek yanlı bağlayan" ve Türkiye'yi örtülü bir sömürge durumuna sokan bir ilişki düzeni bulunmuyor?
  2. Bu tek yanlı belge bugüne kadar ulusal sanayi dallarımızın yabancıların ellerine geçmesine yol açmıyor mu? Tekstil, gıda, inşaat malzemeleri en ileri sektörlerimiz iken bugün yabancı malların işgali altına girmediler mi?
  3. Anadolu'da ticaret odası başkanları son yıllarda iç pazarın çokuluslu şirketlerin eline geçtiğini sürekli olarak açıklıyor. Bu gelişmeler AB'ye tek yanlı bağlanmanın sonucu değil mi?
  4. Türk-İş'in Cumhurbaşkanlığı'na Aralık 2001'de sunduğu "Avrupa Birliği Tükiye'den Ne İstiyor" başlıklı rapor, Türkiye-AB ilişkilerindeki gerçeği yansıtmıyor mu? AB'nin listesinde bulunan Kıbrıs, Ege, Güneydoğu, Ermeni meselesi, Patrikhane konularında isteklerinin yerine getirilmesi gerekmiyor mu?
  5. Bu istekler yerine getirilip demokratikleşme konusunda da ilerleme olursa AB Türkiye'yi içine alacak mı?
  6. AB neden, "1994'te Essen Doruğu'nda Slovakya'da diktatörlük yürürlükte iken bu ülkeye, AB içinde yer alacaksın diyor ve listeye koyuyor da Türkiye'ye, önce senden istediklerimi ver, sonra konuşuruz politikasını yürütüyor"?
  7. AB neden Türkiye'yi içeri alırken Kıbrıs ve Ege sorunlarını "eşzamanlı" çözmüyor da önce ödün ver diyor? Bu tutum, AB'nin Türkiye'yi yarın da almayacağını gösteren bir kanıt değil mi?

Herşey bir yana,sadece Karen Fogg dosyasında Cumhurbaşkanlığı'nın bile nasıl hedef alındığı düşünülür ise AB'nin Türkiye politikası daha iyi anlaşılır.

Bugün Türkiye-AB ilişkileri tartışılırken gerçekte neyi tartıştığımızı iyi görmemiz gerekiyor.
Haklı demokratikleşme taleplerinin arkasına gizlenmiş, haksız bir sömürge düzeni oluşturulmak isteniyorsa, bunu açığa çıkarmak Cumhurbaşkanlığı'nın en önemli ulusal görevi olmalıdır.

Ortada belgeler vardır, fiili uygulamalar vardır, AB'nin Türkiye raporları vardır. Gerçekler bunlardır. Değerlendirmelerin bunlara göre yapılması gerekir.

Biz bu Cumhuriyeti Avrupa Birliği'nin yeniden himayesi altına girmek için kurmadık.

Bir avuç çıkar grubu böyle düşünüyorsa bu onların kendi sorunudur. Biz bunları 1919'da da gördük. O zaman da "himaye" istiyorlardı. Kendileri için... İşçiyi, çiftçiyi, memuru, ulusal sanayiciyi kurtarmak için değil.

Neyi tartıştığımızı 65 milyonun önüne koyalım..

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |