"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Güncel
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

 10 Eylül 2003

KERKÜK KAL’ASI AYAKTA DURUYOR, AMA İÇİNDE HAYAT YOK?

Hüseyin MÜMTAZ

Akepe’li kadroların, parti yönetmekle devlet yönetimine ortak olma arasındaki farkı geçen bu kadar zamana rağmen daha halâ anlayabilmiş olduklarını zannetmiyorum.

         Mahalle veya köy kahvesinde konuşur gibi “dış” politika üretiyorlar.

         Ve özellikle dış politika konusunda ilgili ilgisiz her bakan, kendisiyle ilgili olmayan her konuya büyük bir zevk ve “vukufla” cevap vermeyi marifet sanıyor.

         Başbakan, Eyüp kaymakamlığına bağlı bir görevliden, “Batı Trakya Türkleri’nin içinde bulunduğu şartların düzeltilmesini ve Atina’da cami açılmasını” isteyebiliyor; Milli Eğitim Bakanı, Ruhban Okulu ile herhangi bir okulu bir tutup karşılığında bizim de Atina’da okul açabileceğimizi ifade buyuruyor; Dışişleri Bakanı, kendisini, bir başka Cumhurbaşkanı ile aynı seviyede zannedip ona cevap veriyor ve “Sen kendi halkını arkana al” diyerek o ülkenin iç politikasına karışıyor.

         Başbakan “dört eşle evlilikle” ilgili konular uzmanlık alanına girdiği için yabancı gazetecilerin bu konudaki sorularına uzman cevaplar veriyor.

         Türkiye’de devletin “laik” niteliği ile boğuşuyor ama AB’nin gayet doğal olarak Hıristiyan özellikler taşıyor olmasına, “Yanlış yapıyorsunuz.. Lâik olup bizi de almanız gerekir” diyerek karşı çıkıyor.

Sonra kalkıyor; Yargıtay Başkanı Özkaya'nın yeni adli yıl açılışında, ''Sınırsız din ve vicdan özgürlüğü isteyenlerle, İslami devlet kurma heveslilerinin aynı amaçta birleştiği'' yönündeki sözlerine tepki gösteriyor, "'Çirkin ve olumsuz bir yaklaşım. Şimdi bir dinin mensubuysanız, farklı bir dinin mensubu olduğu alana giremezsiniz. İnancınız gereği neyse, bu inanca saygı duymak yönetimlerin görevidir. Bunu her yerde söylüyoruz. Din ve vicdan özgürlüğünü savunmak, hiçbir zaman din devleti kurmak değildir" diyor.

Bay Recep Tayyip neden gocunuyor, neden din ve vicdan özgürlüğünü savunmanın hiçbir zaman din devleti kurmak demek olmadığını söyleme ihtiyacı hissediyor, neden devlet adamlarının kullanmak zorunda olduğu jargonun dışına çıkıyor?

Yargıtay Başkanı öyle söylemiyor ki!

Yargıtay Başkanı; sınırsız din ve vicdan özgürlüğü isteyenlerle teokratik devlet savunucularının stratejik ortaklık kurduğunu söylüyor.

Bu arada Kerkük gidiyor, Musul gidiyor.

Irak’ın Amerikalılar tarafından seçilmiş Dışişleri Bakanı; “Türk askeri gelmesin, olay çıkar, istemiyoruz” diyor.

Bay Recep Tayyip ile Gül adama tepki gösteriyorlar.

Neden gösteriyorsunuz? Zebari Irak’ın Dışişleri Bakanı ve ülkesinde Türk askeri istemediklerini söylüyor.

Ankara’da ağırlanan Iraklı şeyhler, dervişler, mensup ve müritler, tekke ve zaviye mensuplarına inanılıyor ama Dışişleri Bakanı’na inanılmıyor. Biz “stratejik müttefikimiz” Amerika ile iş yaparız, onun istediği yere onun istediği şartlarda gideriz davranışı sergileniyor.

Irak yok sayılıyor. Türkmenler külliyen gözden çıkarılıyor.

Bay Recep Tayyip Focus’a demeç veriyor ve;

''Her halükarda Irak'a çatışan bir güç olarak gitmeyeceğiz. İşgalci olarak görülmemize izin vermeyeceğiz. Polis ya da savaşçı göndermeyeceğiz. Halkın ihtiyacını karşılayacak düzenli birlikler gönderebiliriz. Iraklılara yeniden imar konusunda yardımcı olmak istiyoruz'' diyor.

O zaman neden asker gönderiyorsunuz? Türk Ordusu’nun tugay, tümen ve kolorduları ne zamandan beri amele taburu şeklinde teşkilatlandı? Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumları, Sivil Savunma Teşkilatları, İzci Oymakları, AKUT filan göndersenize!

Yine Focus’la konuşurken Irak'ta Türkmenlere yönelik saldırıların büyük boyutlara vardığına işaret eden Bay Recep Tayyip, ''Barışı sağlamak ve çatışmaları sona erdirmek, öncelikle ABD'nin görevidir. Tabii ki etnik bir grubun diğer bir gruba karşı hükümranlık sağlamasına karşıyız. Bu konuda Washington'daki yetkililer ve Bağdat'taki Amerikalı temsilcilerle görüşmek istiyoruz'' diyor.

Hem a) Irak’taki düzeni, meselelerin çözümünü Amerika’ya ihale ediyor, hem b) Türkmenleri diğer etnik gruplarla hiç fark gözetmeden bir tutuyor.

Türklüğü değil, Türkiyeliliği öne çıkarıyor ve Irak’taki herkes bizim akrabamız yaklaşımını sergiliyor.

Irk farklılığını reddetmekte, doktriner Marksistlerle şaşılacak derecede fikir birliğine varıyor.

“Müslüman Demokratlar” ve diyalektik materyalistler aynı amaçta birleşiyorlar.

Ve Akepe’li kadroların Irak’ta düzenin sağlanmasını ihale ettikleri Amerika’nın Başkanı; 11 Eylül’den sonra ilan ettiği “Haçlı Seferi”nin bir sonucu olarak girdiği Irak’la ilgili olarak yaptığı son “Ulusa Sesleniş” konuşmasında  hiç sözünü sakınmadan haşırt diye ''Irak için ne gerekiyorsa yapacağız, ne kadar gerekiyorsa harcayacağız.. Irak'ın kuzeyi, genellikle istikrarlı ve yeniden imara ve kendisini yönetmeye doğru ilerliyor” diyor.

Bush Kuzey Irak’ın kendini yönetmeye doğru ilerlediğini söylüyor; Akepe bir parmak bal olarak Türk askerini; yabancı askerlerin de komutasının Türkiye’ye verileceği bir başka sektörde görevlendirmek üzere emre âmade bekliyor.

Sünni sektör… Felluce-Tikrit… Bağdat, Basra, Kerbelâ…

Akepe’nin coğrafi ve ekonomik (Irak’a asker göndermek Türkiye’nin kalkınmasına yarayacak.. Kapusuz) ufku ne kadar geniş!

Ve tarih ve sosyolojik ufku ise ne kadar dar ve ham!

Rumsfeld’in, “Irak’a asker ve para gönderen masada yer alır” şantajındaki sığlığı bile göremiyorlar.

Bush’tan hemen sonra Gül’ün, kırmızı pasaportunu yenilediği Talabani konuşuyor ve “Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahalesine karşı olduklarını yinelerken, İskenderun Limanı'nın Suriye'ye ait olduğunu öne sürüyor, Türkiye'nin Kerkük'e müdahalesi halinde İskenderun konusunda Suriyeli Arapları destekleyeceklerini” söylüyor.

Bu arada Musul'da ABD tarafından askeri eğitimden geçirilen Talabani peşmergelerinin mezuniyet törenine ABD askerleri bandolarıyla katılıyor. Üç aylık eğitimden geçirilen ve kentin güvenliğini sağlayacak peşmergelerin mezuniyet töreninde milli marşlar çalınıyor. ABD 101. Hava İndirme Tümeni Komutanı David Petraeus, aynı Bush gibi Kürtlerin Irak'ın özgürleşmesinde büyük rol oynadığını ve yeni dönemde etkili olacaklarını söylüyor.

Bay Recep Tayyip halâ “'Barışı sağlamak ve çatışmaları sona erdirmek, öncelikle ABD'nin görevidir. Tabii ki etnik bir grubun diğer bir gruba karşı hükümranlık sağlamasına karşıyız. Bu konuda Washington'daki yetkililer ve Bağdat'taki Amerikalı temsilcilerle görüşmek istiyoruz'' diyor.

Hem ihaleyi Amerika’ya veriyor, hem Amerika’dan icazet bekliyor.

Yoksa yabancıya, Hıristiyan’a “ihale ve icâzet”, “Müslüman Demokratlığın” ertelenemez olmazsa olmazı mı?

            

 - Geri -

 
 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |