|
|
 |
|
GÜNDEM |
|
 |
|
 |
 |
 |
|
10 Aralık 2004
“BİR BU EKSİKTİ”
Tuncer AKTAŞ
Avrupa Birliğinin 17
aralık için hazırladığı taslağa göre müzakere
için yeni koşullar ileri sürüldü.
Bu koşaları şu başlıklar
altında sıralayabiliriz :
1-
Türkiye’nin uyum
protokolünü imzalaması dolayısıyla Kıbrıs’ı
fiilen tanıması,
2-
İş gücünün serbest
dolaşımına sürekli kısıtlama gelebileceği,
3-
İmtiyazlı ortaklık
gibi alternatifler sunulacağı,
4-
Müzakerelerin
ucunun açık olduğu
5-
Üyelerin 3/1
önerisi ile müzakere sürecinin taştırmaya
açılabileceği, nitelikli çoğunlukla
durdurulabileceği
6-
Ekümenik konusu:
Koşullar devam edecek ve ödünler teker, teker
koparılacaktır.
Saydığımız
maddeler içerisinde önemli üzerinde durulması
gereken iki maddeyi tartışmaya açmak
gerekmektedir.
Avrupa Birliği dönem
başkanı Hollanda’nın hazırladığı ve 17 Aralık
doruğunun gündemini oluşturacak taslak belgede,
Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlayabilmesi
için Güney Kıbrıs’ın tanınması koşulu yer
alıyor.
Bunun anlamı Güney
Kıbrıs’ı Kıbrıs’ın bütünü olarak düşünüp, kabul
ederek, Kıbrıs sorununu bitirmektir.. böylece
Avrupa Birliğinin amacı Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetini sona erdirerek kendi
düşüncelerince var olan iki başlılığı bitirerek
Türkiye’nin Kıbrıs’ta ilgisini kesip, Kıbrıs
Türklerini tanınacak Rum egemenliğindeki
Kıbrıs’ta azınlık olarak görmektir.
Bu sonuca varıldığında
Kıbrıs’taki egemen Türk Devleti sona ermiş
olacaktır. Yıllardır, ulusal politikalarla
sürdürülen Kıbrıs sorunu ortadan kalkacak, Türk
Ordusu derhal Kıbrıs’ı terk ederek Kıbrıs’ta
amaçlanan Enosis gerçekleşmiş olacaktır.
Yıllar önce Akdeniz’in
stratejik adalarından biri olan Girit’te
uygulanan Avrupa Politikaları Kıbrıs’ta Avrupa
Birliği baskısı ile gerçekleştirilmek üzeredir.
Diğer önemli sorun ise
“Ekümenik” sorunudur. Ekümenik Fener Rum
patrikliğinin bağımsız olarak faaliyet
göstermesi anlamına gelen ikinci bir Vatikan
olayıdır. Sınırları Bizans Surları içinde kalan
İstanbul’dur. Ekümenik sorunu halledildiğinde
Rum Patrikhanesi bütün Ortodoksların temsilcisi
olarak bağımsız bir konum kazanacaktır. İstanbul
ikinci bir Vatikan olarak Hıristiyan dünyasının
hizmetine sunulacaktır. Bu tehlikeli gidişin
belirtileri son zamanlarda bütün gücü ile ortaya
çıkmış bulunuyor. 800 yıllık hayal gerçekleşmek
üzeredir. Eski din adamlarının kemiklerinin
İstanbul’a getirilmesi bağımsız bir görünüm
verilerek Avrupa Birliği ve ABD’nin desteği ile
Fener Rum Patrikhanesinde Yunan Dış İşleri
Bakanının katılımı ile yapılan toplantılar,
Ekümenik sorununun aleyhe çözüldüğünü
göstermektedir.
Lozan Antlaşması ile
tartışılması bile söz konusu olamayacak bu
uygulama ne yazık ki Lozan’a rağmen gündeme
getirilmiş, aylar önce tartışılarak kamuoyu
yoklamaları yapıldıktan sonra önümüze
konulmuştur.
Heybeli Ada, Ruhban
Okulunun faaliyete sokulması da bu planının sonu
olacaktır.
Bütün bu uygulamaların
sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemen ve
bağımsız devlet olma niteliğini kaybedecek,
etrafı tamamen çevrilmiş, denizlere açılamayan
tam bağımlı ülke haline sokulacaktır.
Hükümetin tavrı net ve
açık değildir. Ulusal bağımsızlığımıza ve ülke
bütünlüğümüze kast eden bu uygulamalara sesini
dahi çıkaramamaktadır. Son günlerde yapılan
uygulamaya karşı gösterilen cılız tepkiye
Amerika Birleşik Devletilerinin Türkiye ile alay
edercesine “itirazlarınız not alınmıştır”
cevabını vermektedir. Bu cevap bir ülkenin halkı
ile ve devleti ile hiç dikkate alınmadığını
göstermektedir.
Devlet Bakanının
Amerika’dan yaptığı açıklamalarda Irak’taki
Amerikan vahşetine özür dileyerek verilen
destektir. Korkak ve pısırık bir dış politika
örneğidir.
Geçenlerde Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Rauf DENKTAŞ bir
çağrıda bulundu. Anadolu’daki basın yayın, sivil
kitle örgütlerinin bu tehlikeli gidişe karşı
direnmesini ve sesini yükseltmesini istedi.
Kurtuluş Savaşında
olduğu gibi; büyük yayın ve basın organlarından
ümit kesilmiştir. Tümü Avrupa Birliği sevdası
ile ülke çıkarlarını gündeme dahi getirmemekte,
günlük basit aktüel olaylarla halkı
oyalamaktadırlar. Görünen o ki, tek umut
Anadolu’dadır. Onun için Rauf DENKTAŞ’ın
çağrısına kulak vererek teker, teker
elimizden alınan bağımsızlığımız ve yok edilen
devletimizin varlığına karşı direnme gücünü
Anadolu bir bütün olarak göstermelidir.
Adına ne derseniz deyin
ulusalcılık, milliyetçilik, vatanseverlik,
Atatürkçülük, solculuk adına direnme ve sesimizi
topyekün gösterme zamanı gelmiştir. Kaybedilecek
zaman geri dönülmeyecek sonuçları getirebilir.
Avrupa Birliği macerası
ülkeyi daha büyük badireler ve felaketler altına
sokmadan neler kaybettiğimizin farkına varmak
zorundayız.
-
Geri -
|
|
 |
|
|
|