|
11 Mart 2004
ANKARA KARŞILAMASI
Hüseyin MÜMTAZ
Ankara’nın taşına bak/Gözlerimin yaşına bak/Yunan
Türk’ü esir etmiş/Şu feleğin işine bak”; Kuvayi
Milliye Ankara’sının bayraklaşan türküsü idi.
Fakat dünden itibaren bu türküye artık “Ankara
Karşılaması” demenin zamanıdır.
Hem ismiyle, hem güftesi ile 2004 Ankara’sını çok
güzel yansıtacağına inanıyorum.
Ankara dün kendine geldi..Öteden beri
dillendirdiğim gibi sadece “Akepe’nin Ankara’sı”
olmadığını dosta düşmana gösterdi.
Seyredin bakın bu Ankara daha neler yapacak?
O ne karşılama idi?
Rauf Bey dün Ankara’yı salladı.
Türkiye’yi salladı.
Bir defa daha gelirse inanın Akepe’nin seçimi
kazanması tehlikeye girer.
Karşılama ve konuşmada her parti, her görüş vardı
da Akepe neden yoktu?
Peki Akepe Rauf Bey’den, Rauf Bey aracılığı ile
yükselen milliyetçilik bayrağından ürküyor mu?
Kolay mı bu rüzgârın önünde durabilmek, onu
engelleyebilmek?
Çok korkulan, taş konulmaya çalışılan “Kızılelma
koalisyonu”nu dün gözlerinizle gördünüz mü ey
millet?
Rauf Bey işte bu milleti sağdan sola, yukarıdan
aşağıya tek vücut halinde birleştirmeyi
başarabildiği için “dahili ve harici bedhahların”
hiç işine gelmiyor.
Akepe Rauf Bey’i karşılamaya gitmedi de tabanının
Türkiye’nin her yanında televizyon başında
Türklüğün ayağa kalkışını seyretmesini
engelleyebildi mi?
Deneyin bakayım Esenboğa’dan konvoyla şehre “öyle”
girmeyi, becerebilecek misiniz?
Dizin bütün gazoz kamyonlarınızı yola, beleş gazoz
dağıtın, bakın bakalım o coşkunun binde birini
yakalayabilecek misiniz?
Dünkü Ankara Karşılaması, “gerekirse düşerim
Anadolu yollarına” diyen Rauf Bey’in ne kadar
haklı olduğunu gösterdi.
Korku dağları bekleyecek artık bu saatten sonra.
Ha bu arada kimse “organizasyonu ben yaptım” diye
rant sağlamaya kalkmasın..
Dün Ankara’ya Rauf Bey’i “Kanarya Sevenler
Derneği” çağırmış olsa aynı şölen gene olurdu.
Fakat Rauf Bey’in işi gerçekten zor.. Jet
Fadıl’ların serbest bırakıldığı, başbakanların
gazoz dağıtımı yapabilmesinin olağan karşılandığı
bir ülke ile “mecburen” partner olmak durumunda.
İlk plana göre 3 Mart Çarşamba günü gelecekti.
Fakat Ada’da görüşmeler yapan Weston’un
Yunanistan’a, oradan da Ankara’ya gelmesi
beklenildi.
Alel acele Talât ve Serdar çağırıldı Ankara’ya..
Sonra Rauf Bey’in gelmesine yeşil ışık yakıldı..
Ve geldi Rauf bey.. Hem de ne geliş..
"Açız dedik doyurdunuz, Bütçe dedik verdiniz, Para
dedik gönderdiniz, Kan dedik geldiniz, Can dedik
verdiniz," dedi.
Ve ekledi:
"Şimdi ses istemeye geldim..."
Edirne’den Ardahan’a o sesi duydunuz mu?
O ses acaba Washington’dan, Londra’dan, Atina’dan
da duyuldu mu?
Rauf Bey Konuşmasını “Ne Mutlu Türk’üm Diyene”
diye bitirdi.
Hayatında bir kere olsun “Türk” olduğunu
hissedemeyenlere, ağzına Türk sözcüğünü
almayanlara, hep “Türkiyelilik” kavramının
arkasına sığınanlara inat söyledi Atatürk’ü o ünlü
sözünü..
Ne de iyi etti!!
Murat Yetkin Rauf Bey’in geleceği gün yazdığı
yazıya “Ankara’da Bakın neler Oluyor” başlığını
koymuştu.
Gördü mü acaba neler olduğunu? O gördü mü, cümle
AB’ciler, işbirlikçiler de gördü mü?
Gerekirse toprak veririz diyen Recep Tayyip gördü
mü?
Murat Yetkin Hilâfet Paneli’nin kapısında toplanıp
bir gün önceden Rauf bey’e destek verenleri,
“Dayan Denktaş-Uyan Türkiye” sloganları atanları
“lise çocukları” diye küçümsedi.
Peki “iyi koku alan” Yetkin geçen sene
Lefkoşa’daki AB yanlısı mitinglere bırakın lise,
ilkokul çocuklarının bile götürülmesini neden
alkışladı?
Ve Rauf Bey gece otelinde Gül’ü “kabul etti” sonra
Başbakanlık konutu’nda Recep Tayyip’le görüşmeye
gitti.
Cumhurbaşkanı neden Başbakan’a gitti?
Neden Recep Tayyip görüşmek istiyor idiyse
Cumhurbaşkanı’nın kaldığı otele gitmedi?
Rauf Bey Başbakanlık Konutu’na; arkasında, sabah
kendisini karşılayan binlerce kişinin olanca
kalabalığı ve coşkusu ile gitti.
Sığabildiler mi oraya?
Rauf Bey’in 4 Mart 2004 tarihli Ankara
İndirmesi’nden itibaren artık hiçbir şey eskisi
gibi olmayacaktır.
Hem Kıbrıs’ta, hem “dışarıda” ve dışarıya karşı
iki cephe birden açılmıştır.
Rauf Bey’in Ankara’ya indiği saatlerde Eroğlu da
Lefkoşa’da “Anan Plânı uyarınca Türk oluşturucu
devletinin anayasasını hazırlayacak meclis
komisyonlarına” verdiği üyeleri geri çekiyor ve
kavgaya tam orta yerinden müdahil oluyordu.
Meclisteki 6 milletvekilli ve Talat’ın perde
arkasındaki asıl ortağı Akıncı’nın güneye geçip
komünist AKEL ile görüşerek “Annan'ın, plandaki
boşlukları doldurmasını çözümsüzlüğe tercih
ederim” diyebildiği bir ihanet ortamında Eroğlu
bayrak açıyordu.
Ankara ile aynı saatlerde Lefkoşa’da bir basın
toplantısı yapan Eroğlu Kıbrıs Türk halkının
tarihinin en zor günlerini yaşadığını belirterek,
"halkın birçok yönden gelen dayatmalara,
psikolojik savaş ürünü güdümlü medya
saldırılarına" rağmen yok olmamak için direniş
gösterdiğini söyledi.
Eroğlu, teslimiyetçi bir politika izlendiğini
kaydederek, "Birleşmiş Milletler örgütünün
saygınlığı arkasına saklanan ABD ve AB'nin
1990'dan itibaren uygulamaya koydukları Kıbrıs
Türkü'nü ambargolarla kıskaca alma, Avrupa Birliği
havucunu kullanmak ve halk arasında psikolojik
savaşla gedikler açmak suretiyle adayı Rum-Yunan
hegemonyasına verme oyunu maalesef sona
yaklaşmaktadır" dedi.
Türk tarafının "bir adım önde olacağız" politikası
ile hata yaptığını savunan Eroğlu, New York'a
giderek daha önce Lahey'de hayır denilen BM genel
sekreterinin tüm şartlarına evet dendiğini
belirterek "Bu öylesine tehlikeli bir süreçtir ki
gün gele bir adım önde olacağız diye siz uçuruma
yuvarlanırken Rum tarafı uçurumun başında durarak
zevkle sizin ölümünüzü seyredebilir" diye konuştu.
Eroğlu, bu yola çaresizlikle girildiğinin
söylenmesine ve Annan Planı'nın "ehveni şer" yani
kötülerin iyisi olarak gösterilmesine karşı
olduklarını anlatarak, bir plan kötü ise ona karşı
çıkılması gerektiğini ifade etti
Partisinin 19 Şubat'ta başlatılan görüşmelerde
ortaya konulan Türk tutumunu Kıbrıs Türk halkının
haklarının savunulması için yeterli bulmadıklarını
belirten UBP Genel Başkanı Eroğlu, "halkın büyük
çoğunluğu gibi '15 Kasım 1983'te ilan edilen ve
referandumla onaylanan devletin varlığının,
egemenliğin, iki kesimliliğin, Türkiye'nin etkin
ve fiili garantisinin, 1985 anayasasına dayanarak
vatandaşa verilen mal ve mülkün korunamayacağı'
endişesini taşıdıklarını" söyledi.
Eroğlu, "Referandumda hayır çıkması için ne
yapacaksınız?" sorusunu yanıtlarken de, Annan
Planı'nın neler kaybettireceğini baştan beri
anlattıklarını ifade etti ve "Müzakere zemini bile
olamayacağını söyledik ama oldu" diye konuştu.
Eroğlu, Annan Planı'nın halkı malsız mülksüz ve
Rum'un insafında bırakacağını, Enosis tehlikesi
içerdiğini, bunları söyleyerek halkı tekrar tekrar
uyardıklarını anlattı.
Güzelyurt'tan Karpaz'a kadar eylem planlarını
yaptıklarını, Güzelyurt'ta eylem komitesi
kurduklarını, akşam toplantı yapacaklarını
belirten Derviş Eroğlu, salı günü Karpaz'da
toplantı yapacaklarını, sonunda da bir miting
düzenleyebileceklerini açıkladı.
Türkiye ve Ankara gelinen bu noktada Kıbrıs’ı feda
etmeyeceğini büyük coşku ile göstermiştir.
Saygın, entelektüel, fikri derinliğine saygı
duyduğum Girneli dostumun belirttiği gibi evet
problem Türkiye’de değil, Kıbrıs’ta çözülecektir
ama dünkü “Ankara Karşılaması” Türkiye’nin, sadece
Akepe’nin Türkiyesi olmadığını göstermesi
bakımından son derece faydalı olmuştur.
Şimdi sıra Lefkoşa ve Kıbrıs’tadır.
Lefkoşa ve Kıbrıs’ta da Türkler, Türkçüler tek
vücut halinde Rauf Bey ve Eroğlu’nun arkasında
aynı şekilde birleşmelidirler.
Kıbrıs Türkleri de Lefkoşa’lısı, Girneli’si,
Güzelyurt, Magosa, Kasaba, Leymosun, İskele’lisi
ile, Kıbrıs’ın sadece Talât’ın, Akıncı’nın
Kıbrıs’ı olmadığını kanıtlamak zorundadırlar.
Rauf Bey dün Türkiye’den ses istedi ve Lefkoşa’dan
bile duydunuz, aldı.
Ben de Kıbrıs’tan gür bir erkek sesi istiyorum..
1 Mayıs’tan 2 Mayıs olur ve sonra çıkar dağlarda
ateş yakar, Beşparmak Türküsü’nü hep beraber
zevkle söyleriz..
-
Geri -
|