"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

11 Eylül 2002

DUATEPE'DEN BAKAN GÖZLER VE DÖRTYOLLU HASAN
Mustafa Yıldırım

Türklerin, Avrupa'dan bu yana, geriledikleri son noktaydı Duatepe. 30 Ağustos 2002 günü sabahı genç Kimya Mühendisi Emre Kuzu ile önce Ankara'nın 30 km ötesindeki Alagöz Köyü'ne gittik. Başkomutan Mustafa Kemal'in karargahında Türkoğlu Bünyamin ve Kocaoğlu Reşat ile 81 yılı konuştuk.

81 yıl önce, Haziran-Ağustos aylarında, İstanbul-Adapazarı arasını İngiliz tugayının desteğiyle elde tutan Yunan, işi bitirmeye karar vermişti. Ankara bir çırpıda alınacaktı. Bir Yay gibi açıldılar ve saldırdılar. 100 kilometreye yayılan cephenin her tepesi, her dere yatağında savunmaya geçildi. Yunan ilerledi. Polatlı'ya 5 kilometre uzaklıktaki Duatepe'ye, Karatepe'ye yerleşti; Ankara'ya 60 kilometre uzaklıktaki Haymana'ya dayandı. Son bir soluk alıp atağa geçecek ve Ankara yolunu açacaktı.

Duatepe ile Polatlı arasında kalan son tepe Basritepe'dir. Türklerin durduğu son nokta işte orasıdır. Başkomutan yasaklamıştır, yenildiği noktadan gerilere gidip yeni bir savunma hattı oluşturulmasını. Her noktada savaşılacaktır. Haymana'dan Polatlı'ya, tüm cephede, işi bitirdiğini sanan işgalciye saldırılır. Dimdik duran Duatepe alınır. Alınır ama, çok şehit verilir.
Başkomutan işte o tepede sipere girer. Karşısı Beylikköprü ovasıdır. Ovayı Sakarya ırmağı bir baştan bir başa kesip geçmektedir. İşte o ovada süngülerle atılır işgalci ırmağın öte yanına. Atılır ama, binlerce şehit verilir. Haymana'ya doğru verilen her tepe savaşarak geri alınır. O arada, Bursa'nın altında yerleşik Yunan 11. tümenini İznik çevresinde cephe tutmuş olan süvariler akınlarla durdururlar.

Sonra mı? Bildiğiniz gibi hiçbir ulusal ordunun yapmadığı yapar işgalci. Anaların gözü önünde ateşe atar çocukları. Sindiremez yenilgiyi. Yakar, yıkar! Savaşın da bir ahlakı vardır ama, elinde Amerika-Avrupa tüfeğiyle saldıran bunu ne bilir?

***

Biz de geçiyoruz Sakarya ırmağını ama savaşmadan, kolayca. Yüzbaşı Nazmi Elmas Kışlası'nı geçip, Beylikköprü istasyonuna geliyoruz.

Daha önce gördüğümüz tüm yerleşim yerleri gibi kavruk, sessiz Beylikköprü. Binlerce şehidin düştüğü ova, güneş altında yanıyor. Tarlalarda kırmızı çuvallar arasında eğilip kalkıyor iki yüz yurttaşımız. İstasyona doğru iki delikanlı geliyor, 13-14 yaşlarındalar.

"Çok mu çalıştınız? Terlemişsiniz! Adın nedir?"
"Hasan."
İncecik Hasan, yorgunluktan bir yay gibi öne bükülmüş. "Adana Dörtyol'dan geldik" diyor, "150 kişi kadarız."
"Soğan mı topluyorsunuz?"
Hasan sözü uzatmıyor, "Evet!" diyor yorgun ve bıkkın.
"Kaç para alıyorsunuz?"
"Çuvalına 4 milyon dörtyüzbin lira alıyoruz."
"Kaç çuval toplanıyor günde?"
"Biz dört kişi 50 çuval topluyoruz."
"Adana çok uzak..." deyip susuyorum.

Hasan, iç çekiyor, karşılara ne olduğunu bilmediği Duatepe'ye doğru bakıyor, kısaca yanıtlıyor: "Evet, çok uzak!" Hasan, memuru kalmamış, geleni geçeni olmayan istasyonun çeşmesine ulaşmak için ayrılıyor.

Ben de, bir yandan yüzlerce kilometre öteden gündeliği 6-7 milyon liraya soğan toplamaya gelmiş yurttaşlarımıza ve bir yandan karşıdaki Duatepe'nin zirvesindeki toprak siperin içinde elinde dürbün bize doğru bakan Başkomutan'a bakıyorum.
İçime bir utanç, bir eziklik yerleşiyor!

Soruyorum: "Boşa mı gitti şu köprü başında, şu dağlarda verilen canlar ?!"
Ne dersiniz, George'un fotokopisini yazmamıza kızanlar?

Ankara'ya gelip gidenler, Temelli Nahiyesi'ne yaklaşırken sola, bozkıra bakın Alagöz orada. Polatlıyı geçer geçmez, sağa bakın, Duatepe orada! Sonra Sivrihisar'a dek bir sağa, bir sola bakın! Görebildiğiniz her tepede düşenleri göremiyorsanız ve içinizde bir utanç oluşmuyorsa, boşuna düşmüştür onlar!

Ankara: 30 Ağustos 2002

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |