"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

11 Kasım 2002

KIBRIS OLDUKÇA BÜYÜK BİR LOKMADIR
Hüseyin MÜMTAZ

Akepe Genel Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin (uzaktan komutayla da olsa) Başbakanlığını, İstanbul Belediye Başkanlığı ile karıştırıyor.
Dereyi görmeden paçayı sıvıyor.
Daha seçimin dumanı tüterken dış ilişkileri, belediyenin yabancı firmalarla yürüttüğü iş ilişkileri ile karıştırdı.
Kıbrıs'ı, AGSP'yi, Irak meselesini, AB'yi; metro-tramvay-deniz otobüsü-akıllı bilet-bill board ihalesi zannetti.
Ağzına uzatılan ilk yabancı mikrofona "Kıbrıs'ta Belçika modelini kabul ederiz" dedi.
Simitis, Papandreu ve dahi bütün Yunan diplomasisi eteklerine zil takıp oynadı.
Akepe Genel Başkanı zücaciye dükkânına giren fil gibi davrandı.
Bağa destursuz girdi.
Kıbrıs'ın; Makarios tarafından bile hazmedilemeyen iri bir lokma olduğunu, boğazına takıldığını unuttu.
Acaba hiç haberi var mıydı?
Dışişleri yetkilileri paldır küldür Akepe Genel Merkezine doluşup "brifing" verme gereğini duydular.
Tayyip, "devlet"le böylelikle ilk defa, kıyısından-köşesinden de olsa tanışmış oldu.
İkincisi, herhalde Köşk'e çıktığında "koruması"nın Cumhurbaşkanı'nın makamına girerken kapıda alıkonulmasıyla yaşanacak.
Sırada daha "derin" devlet var.
Tanışmaları hayli ahkâmlı olacağa benziyor.
Akepe Genel Başkanı'nın Kıbrıs konusundaki tutum ve davranışları; mührü sedareti aldıktan sonra olaylara nasıl yaklaşacağının da işareti olduğundan, ayrı bir dikkatle incelenmelidir.
Dış politika, savunma ve güvenlik konuları; siyasi iktidarların değişmesiyle değiş(tirile)meyen, yüzyılların süzgecinden geçmiş, toplumların ortak hafızâlarının ürünü olan karmaşık bir ilişkiler yumağıdır.
Devlet politikasıdır.
Devlet ise sadece siyasi iktidar değil; siyasi iktidar, artı "başka bir takım şeyler"dir.
Eh yavaş yavaş elbet öğrenilecektir…
Kıbrıs ise bu özel dosyanın çok özel, sembol bir bölümüdür.
1778'den beri ne veziri azamlar, 1974'den beri de başbakan ve bakanlar eskitmiştir Kıbrıs…
Fakat 1974'ten bu yana yarım adım geri atılmamıştır. Milli politikadan tâviz verilmemiştir.
Çünkü Kıbrıs'ın arkasında "Türk" askeri ve hariciyesi bulunmaktadır.
Akepe Genel Başkanı, Yunan devlet televizyonu Net'e verdiği demecinde "Kıbrıs'ta çözüm için Belçika modelini destekliyoruz" deyince, Atina da, Kıbrıs Rum Yönetimi de "sevindirik" oldu..
Erdoğan, 4 Kasım 2002 gecesi, Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun da katıldığı haber programında yayımlanan demecinde şunları söyledi:
"Kıbrıs'ta tek Kıbrıs yok. Güney Kıbrıs var, Kuzey Kıbrıs var. (...) Biz Akepe olarak Kıbrıs'ta Belçika modelini benimsiyoruz ve bu modeli benimsemek suretiyle de bu işin bir çözüme kavuşabileceğine inanıyoruz. Nitekim bundan kısa bir süre önce yanılmıyorsam Kofi Annan Kıbrıs'a gittiğinde ona bu öneri yapılmıştı. Şu anda Denktaş ile Klerides arasında sürdürülen münasebetlerin biz olumlu bir neticeye bağlanmasından yanayız. Ben inanıyorum ki orada her iki toplum bu işi olumlu bir sonuca bağlarsa Türkiye ile Yunanistan arasındaki sıkıntılar da sona erecektir."
Erdoğan'ın böyle konuşması üzerine Papandreu, "İlk defa bir Türk politikacının Kıbrıs hakkında bir Avrupa modelinden yana olarak konuştuğunu duyuyorum. Eğer sözleri gerçek çıkarsa Kıbrıs için tarihi bir fırsat var demektir" yorumunu yaptı.
Vasiliu ile Stefanopulos, Papandreu kadar politik olmadılar; daha gerçekçi ve Türkiye'de hem "devlet" sistemini, hem nasıl işlediğini "daha iyi" bildiklerini açıkça ifade ettiler.
Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri ve Rumların AB ile müzakereleri yürüten heyetinin başkanı Yorgo Vasiliu ise Erdoğan'ın açıklamasına şaşkınlığını gizlemedi. Vasiliu, "Eğer Erdoğan öyle bir şey söylediyse ve Belçika modelinin ne olduğunu biliyorsa o zaman Kıbrıs sorunu çözümlenir. Çünkü Belçika modelinde güçlü bir merkezi hükümet vardır. Bunu kabul ettikleri andan itibaren çözüme ulaşılmıştır" dedi.
Vasiliu "Belçika modelinin ne olduğunu biliyorsa" dedi, "Kıbrıs'ı biliyorsa" diyemedi, bildiğini varsaydı.
Yunan Cumhurbaşkanı Stefanopulos'un davranışı ise daha çarpıcıydı, Stefanopulos, "Türk Ordusu Belçika modelini kabul eder mi?" diye sordu.
Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasında kameralar önünde aynen şu diyalog geçti:

  • " Stefanopulos: Erdoğan Atina'ya başbakan olarak gelmeyecek.
  • Simitis: Hayır. Bu bir sorun. Ancak, Erdoğan komşu ülkede belirleyici bir öğe.
  • Stefanopulos: Türk - Yunan ilişkileri için görüldüğü kadarıyla olumlu görüşleri var.
  • Simitis: Evet çok... Belçika modeli hakkındaki açıklaması Denktaş'ın görüşlerinden farklılık gösteriyor. Tabii durum nasıl gelişecek göreceğiz.
  • Stefanopulos: Ve tabii ordu bu yeni durumu kabul ederse.
  • Simitis: Ancak milletin isteği o kadar güçlü ki, bana göre, ordu görüş ayrılığı dile getirmek için çok düşünecek."

Bu diyalog neresinden bakarsanız bakın Erdoğan için bir ilk ders niteliğindedir. Ve yine ne acıdır ki Yunanlılar tarafından verilmiştir.
Belçika modelini; Avrupa ile, Avrupa Birliği ile, Alman Vakıfları ile hayli içli dışlı olan, olaylara Avrupa malı bir gözlük ile bakmayı tercih eden, Özal'ın ve Yılmaz'ın prenslerinden Akarcalı bakın nasıl anlatıyor:
Akarcalı, Barçın Yinanç'ın "Adanın AB'ye üye olması halinde Türk bölgesinin Rum ekonomisi tarafından yutulmaması için Belçika modeli incelemeye alındı" haberi üzerine Belçika modelini şöyle anlatıyor.
"1830 yılında bağımsız devlet olan Belçika Krallığı 1860'tan itibaren Fransızca konuşan Valonlar ve Flamanca (Hollandacaya çok yakın) konuşan Flamanlar arasında, din ve kültür farkı olmamasına rağmen, sırf lisan farkı yüzünden bölünmeye başladı ve geçen zaman içerisinde adı konmayan bir konfederasyona dönüştü. Bugünkü Belçika; kuzeyi Flamanca (yaklaşık beş milyon), güneyi Fransızca (yaklaşık üç buçuk milyon), kuzeydoğusu Almanca (elli bin kişi) ve bu üç dilin ortak konuşulduğu başkent Brüksel'den (bir milyon) oluşan bir devlet. Her bölgenin kendi parlamentosu ve bir de ortak milli parlamentoları var. Ancak sistemin inceliği ve akıllılığı bu bölünmenin veya ayrımın ırk veya etnik kökene değil "konuşulan dil"e göre olmasıdır. 1960'larda Belçika devleti vatandaşlarından resmen bir ana dil tercihi yapmalarını istedi. Bu ana dillerin konuşulacağı bölgeler yukarıda işaret ettiğim gibi belirlendi. Sonuç olarak bölge içerisindeki resmi ve özel tüm kurum, kuruluş, şirket, belediye vs. her yerle ve her yerde konuşma ve yazışma yalnız o bölgedeki resmi dille yapılır oldu.
Örneğin Fransızca konuşulan bir bölgenin Belçika vatandaşı gidip Flamanca konuşulan bölgeye yerleşince, ailesi ve dostalarıyla Fransızca konuşma dışında, bütün "ana dil" haklarını yitiriyor. İşyeri, hatta merkezi hükümetle yazışması dahil her yerde Flamanca konuşmak ve yazmak zorunda.
İşte modelin inceliği ve akılcılığı buradadır. Bir vatandaş "konuştuğu" dili değiştirebilir, ama etnik kökenini değiştiremez. Modelde Belçika vatandaşları yasal açıdan Valon, Flaman, Alman olarak ırk ayırımı içinde olmuyorlar. Ancak istediklerinde "lisan mensubiyetliklerini" değiştirebiliyorlar. Serbest dolaşım ancak dil değişikliğiyle mümkün olabiliyor. Devlet için bir tek Belçika vatandaşlığı vardır ve bu vatandaşlar da bulundukları bölgenin resmi diliyle yaşamak zorundadırlar.
Bu modelin Kıbrıs Konfederasyonu'na uygulanması nasıl olabilir? Kuzey Kıbrıs Türkçe, Güney Kıbrıs Rumca, başkent Lafkoşa Türkçe ve Rumca konuşulan bölge olur. Başkent merkezinde ve merkezi hükümette çalışan herkes hem Türkçe hem de Rumca bilmek zorunda olur. Rumca konuşulan bölgeden Türkçe konuşulan bölgeye gelip yerleşen bir Rum ailesi artık merkezi hükümet dahil her yerde Türkçe konuşan ve yazan bir Kıbrıs vatandaşı olarak yaşantısını devam ettirir. Hatta zorunlu eğitim süresince çocuklarını, diyelim Rumca konuşulan bölgedeki yatılı Rum okullarına görderemez. Çünkü modelin esası bir toplumun içine girenlerin o toplumla birlikte uyum halinde yaşamayı kabul etmeleri ve öğrenmeleri gerektiği ilkesine dayalıdır. Fanatik ve tahrikçiler bu modelde "öteki bölge"ye yerleşip kendi ırki - kültürel - dini görüşleriyle öteki toplumu rahatsız edemezler. Mal, mülk satın alacaklarsa orada yaşamak ve çalışmak için satın alacaklardır. Belçika yabancı yatırım cenneti olmasına rağmen Flamanca konuşulan bölgeye yatırım yapan Fransız firması yöneticileri Belçikalılara Flamanca hitap etmek zorundadırlar. Dikkat edilirse bu modelde değişik lisan gruplarına mensup vatandaşlar başkent dışında iç içe değil yan yana, ayrı bölgelerde yaşamaktadırlar.
Belçika modeli ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel açıdan nüfusa bakmaksızın eşit haklara sahip toplumları yan yana (iç içe değil) yaşattığı için Kıbrıs'ta geçerli olabilir.
"
Erdoğan'ın; daha hükümet kurulmadan "Mesut Yılmaz'ın AB tecrübesinden faydalanırız" demesine dikkati çekmek için ve ANAP'ın Kıbrıs'a bakış açısını ilk ağızdan öğrenmek maksadıyla bu görüşlere yer verdik.
Belçika modelinin, "Avrupa gözlüksüz" objektif tanımı ise şöyle yapılabilir:
Belçika'nın Kıbrıs benzeri birtakım "sürtüşmelere" karşın Avrupa Birliği'ne (AB) başarılı bir şekilde entegre olmasını sağlayan modelin öne çıkan özellikleri şu şekilde sıralanabilir:
o DEVLET: Üç toplum (Fransızca konuşanlar, Flamanca konuşanlar ve Almanca konuşanlar), üç bölge (Valon, Flaman ve başkent Brüksel bölgeleri) ve bir federal devlete dayanan siyasi yapı.
o YETKİLER: Üç bölge ve üç toplum "iç" konularda vergi toplamadan politikaya, güvenlikten eğitime kadar birçok yetkiye sahip. Yetki alanlarına giren konularda hiçbir bölge ve toplum birbirine karışamıyor.
o PARLAMENTO: Her bölge ve toplum kendi yönetim birimlerine, meclislerine va bakanlar kuruluna sahip. Federal devletin yetkisine girmeyen konularda her birim tam yetkiye sahip.
o DIŞ İLİŞKİLER: Dış ilişkiler, Avrupa Birliği, savunma ve genel anlamda ekonomi gibi konularda tek yetkili ise federal devlet. Başka bir deyişle içte "çoklu" bir yapıya sahip olan Belçika, dışarıda "tek" olarak temsil ediliyor.
İşin ilginç tarafı, seçimden iki gün önce 1 Kasım 2002 günü BM genel Sekreterliği; 12 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi'ne kadar kabul edilmesi koşuluyla kendi Belçika Modelini açıklamış ve hemen Yunan Dışişleri Bakanı Papandreu tarafından "BM'nin Kıbrıs planını destekliyorum" tavrı ile karşılanmıştı.
BM plânının, çeşitli cicili sözler ve tarifler arasına saklanmış kilit noktası şu idi: "KKTC'nin adadaki egemenlik alanı % 34'ten %24'e düşecek, Maraş ve Güzelyurt Rum tarafına verilecek, anlaşmadan yedi yıl sonra da Rum ve Türkler karşılıklı olarak güney ve kuzeyde yaşamaya başlayacaklar."
Halbuki Denktaş; Simitis'in bile daha iyi bildiğini yukarıda ifade ettiği gibi bu konuda farklı düşünüyordu.
Simitis Denktaş'ın (Türk Hariciyesi'nin) Belçika modelini biliyordu ama Tayyip bilmemesi bir yana, "Kabul ediyorum" bile diyebiliyordu.
Halbuki Rauf Denktaş, Kıbrıs görüşmelerinde "içte İsviçre, dışta Belçika'yı örnek alan" karma bir model önermişti. İsviçre'deki kantonlar gibi egemen ve sınırları belli iki ayrı devletin bir ortaklık kurmasını öneren modelde ortak devletin uluslararası temsili ise Belçika'ya benzetildi. Bu modele göre kurucu ortaklar uluslararası kurumlarla ilişkilerde ortak devletten bağımsız hareket etme hakkına sahip olabiliyor.
Denktaş'ın sadece Belçika modeli istememesinin ardında bu ülkedeki iki toplumu oluşturan Valonlar ve Flamanların ayrı bölgelerde değil, bir arada yaşaması yatıyor. Türkiye ve KKTC, oluşturulacak yeni devletin iki bölgelilik prensibini bozmamasını şart koşuyor.
Tabii % 10'luk toprak tâvizi ise katlanılır bir şey değildir.
Akepe'nin dış ilişkiler sorumlusu Yakış'ın Dışişleri brifinginden sonra "bu modelin aynısı uygulanacak diye bir şey yok'' diye geri adım atması, kulakların şimdilik çekildiğinin işaretidir.
Fakat yine de şu konunun iyice açığa çıkması ve Yakış'ın değil, Erdoğan'ın ağzından duyulması gerekmektedir:
Akepe'nin Belçika modelinden anladığı, Kıbrıs'ta % 10 toprak verileceği midir?
İnanın o zaman Akepe iktidarı 16 ay bile dayanmayacaktır.
www.mudafaai-hukuk.com.tr 06.11.2002

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |