|
12
Mart 2003
NEDEN
KIBRIS ? BİR AB HİYANETİ Mİ ?
Sedat İLHAN
Ne
oldu da Kıbrıs halkının özellikle genç kesimi,
şehirliler birdenbire Güney Kıbrıs'ın kontrolüne
girip, özgür olmaktan ise onun azınlığı olmayı
kabul ettiler. Uğrunda binlere varan şehit verilmiş
Türk Kıbrıs mücadelesi unutularak, on binler tek
bir Türk bayrağı açmadan Güney Kıbrıs'ın bayrağını
açmak gibi bir ihanetin içine düştüler.Bu beklenmeyen
tutum büyük insanı bir kere daha doğruladı. Gaflet,
Delalet ve Hıyanet .
Bugün bu satırlarla halkın bir kesimini bu aşağılayıcı
tutuma sürükleyen dış etkilerin neler olduğuna
değineceğim. Önemli, çünkü bu durum yalnız Kıbrıs'taki
bu Türklüğü terk edenlerde değil, dünyanın başka
kesimlerinde de benzerleri ile karşılaşılabiliyor.Bugün
dünyanın her ülkesi böyle bir hıyaneti yaşayabilir.
Nedeni: IW-Information Warfare ve onun yöntemleri
.
Bugünün geleceğin savaşları adlarını İngilizce
sözcüklerinin baş harflerinden alan, 3D olarak
adlandırabileceğimiz bir kuram uygulanacak: Savunma-Defence,
Kararlılık-Determination ve Caydırıcılık-Deterrence.Bu
kuramda bir uygulama sırası gözetilmiyor. Örneğin
: Irak için öngörülen Önleyici Saldırı ( Preemptive
Strike ) planında Caydırıcılık ön planda görünüyor.
Kararlılık konusunda ise belirgin bir görüş belirtilmeden,
karşı taraf üzerindeki psikolojik yıpratma politikası
(Psychological Warfare) uygulanıyor. Bütün bu
girişimleri başarısı ise bilgi edinebilme derecesine
( Information Warfare ) durumuna bağlı kalıyor.
Bu belirtmeğe çalıştığım kuramların her biri ayrı
bir inceleme konusunu oluşturuyor. Bir hedef kitlesi
için hangisinin hangi sıra ve kapsamda uygulanacağı
ise bir durum muhakemesi ile saptanarak, uygulama
plan ve programı kararlaştırılıyor. Neden Kıbrıs
sorusuna gelince. Bütün dünya ülkeleri bugünkü
durumlarından daha çok gelecekleri için hareket
etmekteler ve Sürdürülebilir Gelişme ( Sustainable
Develeopment ) denen bir kuram ile potansiyellerini
genişletmeğe çalışmaktalar. ABD Avrasya'ya egemen
olarak halkının yaşam düzeyini yükseltecek bir
potansiyel geliştirmesi peşindedir. Rusya eski
SB üyeleri üzerinde bu nedenle emellerini sürdürmekte.
AB genişleyerek potansiyelini artırmakta. Yunanistan
ise Mora'da başlayan dar potansiyelini sekiz kat
genişleterek bugünkü sınırlarına ulaşıyor. Şimdide
Türkiye'yi Anadolu'ya hapsetmek için Kıbrıs ve
Ege Adalarını potansiyeline katma çabasında. Türkiye'nin
bütünlüğünden rahatsız AB ve Avrasya'da Türkiye'yi
bir bölgesel güç olarak görmek istemeyen ABD Yunanistan'ın
bu girişimini el altından yukarıdaki kuramlar
ile destekliyor.
Türk Kıbrıs'ta hedef kitlesi olarak gençlik kesimi
seçilmiştir. Çünkü bu kesim önceki katliama varan
olayların vahametini , Rum ile birlikte yaşamanın
Türkü köle yaptığını bilmediği ve en önemlisi
ileriye dönük yaşam beklentileri konusunda ümitsiz
olduğu için bu kesim kolay elde edilebilir nitelenerek,
bunlara karşı yukarıda belirtilen kuramlar uygulandı
.
Bu planın uygulanmasında ABD ve AB el ele hareket
etmiştir.
İlk girişimi de AB'nin Türkiye Temsilcisi başlatmıştır:
"Kıbrıslı Türkler, Türkiye'yi istemiyor.
Koloni olarak yaşamayı istemiyor. Bunun için mücadele
etmek durumundalar. Bağımsızlıkları için Türkiye'den
kurtulmak için gerekirse yollara dökülmelidirler.
Yollarda oturup Türkiye'den bağımsızlıklarını
istemelidirler. Bunu elde edinceye kadar da yollardan
kalkmamalıdırlar. Ancak bu şekilde Denktaş'tan
kurtulabilirler. Karen Fogg, Eski AB Türkiye Temsilcisi."
"AB Karen Fogg vasıtasıyla yıllar önce bu
görüşün girişimini sürdürmüştür. Her yıl Kuzey
Kıbrıs'ta harcanmak üzere, AB bütçesine 15-20
Milyon Euro arasında bir ödenek konmaktadır. İçimizden
bazı adamlar,yazarlar,örgütler satın alınmış ,bünyemizde
yaralar açılmıştır. Annan belgesini desteklemek
ve Denktaş'a karşı çıkmak için yapılan mitingler
Avrupa'dan gelen paralarla düzenlenmektedir. Türk
medyasında bazı isimler ne zaman kritik bir an
yaşansa hemen ortaya çıkıp gerçekleri Türk milletinden
saklayarak Annan belgesinin methiyesini yapmaktadırlar.
Eski Kıbrıs Milletvekili ve Bakan, Avukat Fuat
Veziroğlu, KKTC'de Üç Kapitülasyon Yazısı."
Veziroğlu, yukarıda Karen Fogg'a atfen bir yemekte
söylendiği belirtilenleri doğrulamaktadır.
Yukarıdakilere benzer kaynaklar çoğaltılabilir.
Bir gerçek ortaya çıkmıştır ki AB bu ayaklanmanın
uygulayıcısıdır. KKIBRIS'TA YUNAN MEAGALİ İDEASI'NA
HİZMET EDEN BİR AB HİYANETİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ.
Caydırıcılık (Deterrence) kuramına dayanan psikolojik
bir yöntem uygulanmıştır. Zayıf karakterli ve
özgür yönetim olarak adlandırılan ulvi yaşam bağı
zayıflamış bir Türk kesim, Rum bayrağının altında
toplanarak, bugünkü özgür yönetim yerine, onların
azınlık olarak hizmetine girmeyi yeğlemiştir.
Bunun tehlikesi bu kadarla bitiyor mu ? Hayır.
En büyük tehlike Hıristiyan Ortodoks öğretisidir.
Ortodoks Rus Müslüman Çeçen ve Azeri'yi katlediyor,
Ortodoks Sırp Müslüman Bosnalı ve Arnavut'u katlediyor,Ortodoks
Ermeni Müslüman Azeri ve Türk diplomatlarını katlediyor,
Ortodoks Makedonyalı Müslüman Arnavut'u katlediyor
ve 1974 Barış Harekatı öncesi Ortodoks Rum Kıbrıs
Türkünü katlediyor. Bütün bu örnekler Ortodoks
öğretisinde Müslüman'ı katletme kuramının bulunduğunu
göstermektedir.Kuzey Kıbrıs'ta yönetime karşı
ayaklanan genç kesim, Rum'a katılırsa bir katliam
tehlikesi ile karşı karşıyadır. AB'ye güvenmek
kadar büyük bir hata olamaz. Çünkü yukarıda ki
katliamlar AB'nin gözü önünde olmuş ve bu kurum
kılını dahi kıpırdatmamıştır.
TARİH BİZE ŞU GERÇEĞİ ÖĞRETİYOR: KUZEY KIBRIS'TA
RUM BAYRAĞININ ALTINDA TOPLANANLAR HİÇ ŞÜPHE ETMEMELİLER
Kİ, BUGÜN İSTEKLERİ KABUL EDİLSE, ONLAR RUM GELİR
DÜZEYİ YÜKSEK KESİMİN ANCAK KAPICISI,BAHÇIVANI
VE EVLERİNDE HİZMETÇİSİ OLACAKLAR VE BUNA KARŞI
GELDİKLERİNDE DE İSYAN ETTİLER DİYE AB'NİN GÖZÜ
ÖNÜNDE KATLEDİLECEKLERDİR. ÇÜNKÜ TARİHİN BİR KÖTÜ
HUYU DA TEKERRÜR ETMESİDİR.
TANRI KIBRIS TÜRKÜNE AKIL İHSAN ETSİN VE ONU KORUSUN.
-
Geri -
|