|
12
Mart 2003
YANDAN
ÇARKLI POLİTİKA
Hüseyin MÜMTAZ
BM
Genel Sekreteri Annan; neden şu sıralar dünyanın
nefesini tutarak izlediği Irak savaşının çözümü
için Bağdat'ta veya Washington'da değil de Türk
Ordusu tarafından tam yirmisekiz senedir "barış"
adası haline getirilen Kıbrıs'ta?
Türkiye ve Ada'da "Amerikan-Batı-Avrupa"
barışı isteyen aynı çevreler neden Irak'ta "Amerikan-Batı-Genç
Avrupa" savaşı istiyorlar?
Gelin o halde ortak bir noktada anlaşalım; "Amerikan-Batı-Avrupa"
kaynaklı barışa ve savaşa hayır!
Yoksa "barış" derken pankartların altından
sırıtan Öcalan'ın suratına; "savaş"
derken de basında çöreklenmiş Amerikan ajanları
ile müteahhitler birliğinin savaş zengini kap-kaç'çılığına
kaptırıverirsiniz kendinizi.
Ada'da Rum tarafındaki Başkanlık seçimlerinden
önce bir kamuoyu yoklaması yapılmıştı. Rumlar;
kuzeyde çözüme en çok yardımı olacağı düşünülen
lider olarak marksist Mehmet Ali Talât'ı seçtiler.
Ama aynı Rumlar çok değil bir hafta sonra kendilerine
EOKA'cı terörist, faşist Papadopulos'u seçtiler.
Komünist Akel partisi de ona destek verdi.
Rum komünistler faşist terörist Papadopulos'u
seçtiler ama Kuzey için komünist Talât'ta karar
kıldılar.
Kuzey'deki "Kıprıslılar" ise marksist
Talât ile beraber Rum faşist Papadopulos'un kayığına
binip onların türküsünü çağırmaya başladılar.
Kuzey'deki, "Biz Türk değiliz, Kıprıslıyız
diyen" hamam böcekleri Karen Fogg'dan maaşlı
mitinglerde "Annan bizi kurtar" pankartları
taşıdılar, Rum Cumhuriyeti bayrağı açtılar. Türk
askerini "işgalci" olarak nitelediler.
Kardeşleri de Kuzey Irak'ta boş durmadı.
Onlar da Erbil'de Türk bayrağını dişlediler, hançerlediler,
yaktılar. "Saddam'ın ordusu Türk askerinden
daha iyidir" dediler.
Ben her iki şehirdeki göstercilerin de aynı topun
soyu olduklarını, akraba olduklarını, aynı kaynaklardan
ziftlendiklerini düşünüyorum.
Erbil'de Saddam'ın, Amerika'nın, İngiltere'nin
değil, Türk'ün bayrağı yakılıyor; Lefkoşa'da Türk
bayrağı değil, Rum bayrağı taşınıyor.
Tam böyle durumda Türk tarafına eğri "referandum"
kılığına girmiş Lawrence modeli Arap-Kürt-İngiliz
hançeri sokuluyor.
Annan plânının birinci, ikinci ve üçüncü versiyonlarının
Amerikan-İngiliz-Rum-Yunan ve tabii AB taraflarınca
ortaklaşa hazırlanarak gündeme konulduğu; a) Plânın
önce Yunan basınına ve devlet adamlarına sızdırılmasından
ve sonra b) Türkiye ve Kıbrıs'taki Karen Fogg
çetesi tarafından aynı anda ve koro halinde desteklenmesinden
bellidir.
Toprak ve nüfus yüzdeleri ve coğrafi koordinatları
her seferinde değişmekte ve güya Türk tarafının
istekleri doğrultusunda bir takım göz boyamaları
yapıldığı izlenimi verilmektedir ama değişmeyen
tek şey vardır; o da Rum'un hâkim, Türk'ün sığıntı
olduğu bir özel statü..
Yahu Kıbrıs Türkleri 1960 Cumhuriyeti'nin kurucu
ortağı değil miydi?
1960'dan da geri gidilecekse bu kadar sene neyin
mücadelesi verildi? Batı kendi imzaladığı 1960
Anlaşmalarını da mı tanımıyor?
Annan diyor ki; 10 Mart'ta Lahey'e gelin, 30 Mart'ta
referanduma götüreceğinizi imzalayın.
Mümtaz Soysal; "Papadopulos Denktaş'a 'Lahey'e
gideceğim çünkü Türk Hükümeti'nin referanduma
olumlu baktığını öğrendim' diyor.
Denktaş'ın haberi yok ama üç günlük Rum Cumhurbaşkanı'nın
haberi var.
27 Şubat gecesi Lefkoşa'dan Annan veya De Soto'nun
Başbakan Gül'ü aradığı ve ondan "Türkiye
üçüncü Annan planını kabul edecektir" cevabını
aldığı doğru mu?
Türkiye'de iktidar Denktaş'la görüşmeden "yabancılarla"
mı görüşüyor Kıbrıs'ı?
Annan Ankara'dan "memnun" ayrıldığı
için mi Lefkoşa'da Denktaş'ı köşeye sıkıştırdı?
Emperyal otel köşelerindeki tanıksız-tutanaksız
geceyarısı muhabbetlerinde Amerika'ya ne verildi?
Zapsu kim; havaalanlarında De Soto ile hangi kap-kaç
görüşmelerde bulunuyor?
Tayyip ve Zapsu devletin hangi gizli bilgilerine
ne ölçüde vâkıf durumdalar ki orada burada devlet
adına pazarlık yapabiliyorlar?
Onlara devlet bilgilerini kim veriyor? Ellerinde
devletin bilgileri yoksa görüştükleri yabancılar
nasıl itibar ediyorlar?
Akepe iktidarının sürdürdüğü "ahbap çavuş
siyaseti", daha yüz gününü doldurmadan birkaç
kulvarda birden duvara toslamıştır.
Bu kulvarlar Kıbrıs, Kerkük ve şimdilik pek duyulmasa
da Karabağ'dır.
İçeride hatalara rağmen prim yapabilen yandan,
altan, üstten "kıvırtmalar" dışarıda
rağbet görmüyor.
Dışarısı "takiyye"nin ne olduğunu bilmiyor.
Tayyib'in, daha devleti tanımadan, öğrenmeden,
kısıtlı Belediye Başkanlığı tecrübesine dayanarak
yel-yepelek gerçekleştirdiği dış gezilerde kurduğu
ilişkiler, tanıksız-tutanaksız verdiği sözler
iş ciddiyete binince "aa öyle miydi"lerle
geçiştirilmeye başlanmıştır.
Annan; Tayyip-Zapsu paralel iktidarından yeşil
ışık almamış olsaydı, 30 Mart'ta referandum diye
bastırır mıydı?
Neyin referandumu?
Tayyip referanduma o kadar meraklıysa 1) AB üyeliği
konusunda, 2) Irak savaşı konusunda 3) Kıbrıs
konusunda önce Türkiye'de referanduma neden teşebbüs
etmiyor?
Referandum önce 20 Mart'ta Türkiye'de yapılsın,
sonra Kıbrıs'ta yapılır.
Çünkü Kıbrıs sadece Güneydeki Rum'a ve Kuzey'deki
Rum-Yunan-Peşmerge-Fogg-Annan işbirlikçisi suretindeki
hamam böceklerine bırakılmayacak kadar önemlidir
Türkiye için.
Şubat'ın 24'ünde Radikal Gazetesinde Neşe Düzel,
Cumhurbaşkanı'nın oğlu ve bakan Serdar Denktaş'a
soruyor;
"Kıbrıslı Türkü, Türkiyeli Türk' ten ayıran
özellikler nelerdir?"
Cumhurbaşkanı'nın oğlu cevap veriyor:
"Biz adalıyız. Başka bir şey bu. Çok daha
uysalız. Kavgacı değiliz. Bizim en büyük kavgamız
birbirimize ana avrat küfretmemizdir. Türkiye'de
olsa belki adam vurursun o yüzden ama biz ertesi
gün kol kola da gireriz. Yıllardan beri bu ada
üzerinden geçen her kültür bir şeyler bırakmış
bize miras olarak. Farklı bir mozaiğiz biz. Bunun
içinde Osmanlı'nın da, Türkiye Cumhuriyeti'nin
de, İngiliz'in de, Bizans'ın da, Rum'un da katkısı
var. Bizim adalı Kıbrıslı Türk olarak ayrı bir
kimliğimiz var. Siz Rumlarla daha benzeşiyorsunuz
diyorlar. Doğrudur, küfürleşme, aynı şeye gülme,
ağlama, üzülme konusunda daha bir benzeşiriz belki.
Bizim Kıbrıs'ta en büyük derdimiz nedir bilir
misiniz? Bizim en büyük derdimiz hükümranlık meselesidir.
Mesele adanın sahibi kimdire gelince, Rum diyor
ki ada benimdir, biz de diyoruz ki bizimdir. Aramızda
kültürel bir sorun yok. Otuz yıl bizi biraz ayrıştırmış
olsa da, Rum biraz daha Yunanlılaşmış, biz de
daha Türkiyelileşmiş olsak da birbirimize çok
benzemiş durumdayız. Yüzyılların getirdiği bir
birliktelik var".
Serdar "Türküz" diyemiyor, "Adalıyız"
diyor. İngiliz'in, Bizans'ın, Rum'un da "mozaik"liğinde,
farklı "Kıbrıslı Türk" kimliğinin oluşmasında
etkisi olduğundan bahsediyor.
Kıbrıs Türkü'yüm diyemiyor. Dili varmıyor.
"Ben Türk değilim, Kıprıslıyım, adalıyım"
diyen, Rum bayrağı taşıyan, "Annan Kurtar
bizi" çığlıkları atanlar hakkında "hain"
demiyor, "Hayır. Mitingler demokratik bir
haktır. Mitinge gidenlerin büyük çoğunluğu oraya
gerçekten bir çözüm istediği için gitti"
diyor.
Halbuki baba Denktaş o mitingleri ağlayarak seyrettiğini
söylemişti.
Kıbrıs'ta böyle de Türkiye'de farklı mı?
14 Şubat 2003.. TRT TV-1. Öğleden sonra saat 16
sıraları.
Fazla kıdemli, fazla kilolu sunucu hanım "Gezelim-Görelim"
programında bize Kıbrıs'ı gezdiriyor. Kalkanlı
köyünde köylülerle konuşuyor.
Bir evde tezgâh başında dokuma yapan yaşlı bir
teyzeye uzatıyor mikrofonu. Kadıncağız hem çalışıyor
hem çocuklarının nerelerde olduğunu, ne iş yaptıklarını
filan anlatıyor.
Sonunda "Hepimiz bu köyde göçmeniz. Güneyden
Baf'tan geldik harekâttan sonra" deyince
çok kıdemli, çok kilolu sunucuda ipler kopuyor,
"Ne kadar güzel Türkçe konuşuyorsunuz"
diyor, "Herhalde kuzeye gelince öğrendiniz?".
Ossat yaşlı teyzeyi bilmem ama bende ipler koptu,
teyzenin ne cevap verdiğini duymadım.
O köyde Türkiye'nin çeşitli yörelerinden gelen
göçmenlerle de konuşmuştu fazla kıdemli hanım
fakat hiç birine "Türkçe'yi ne kadar güzel
konuşuyorsunuz?" dememişti.
Kıbrıs ve Türkiye'de Serdar Denktaş ve fazla kıdemli
sunucu türü kafa yapılarının değişmesi lâzım.
Önce o problemi halledebilirsek inanın, on tane
Tayyip, yirmi tane Zapsu, otuz tane Annan, kırk
tane Papadopulos hafif gelir. Biz bu işi çözeriz.
www.internergazete.com 06.03.2003 10:25:48
-
Geri -
|