|
13
Ocak 2003
OLAYLAR VE ÇELİŞKİLER
Sedat İLHAN, E.General
İç politikadaki
hastalık dış politika tartışmalarına da bulaştı.Ayrı
olarak ele alınması gerekirken, yanlış politika
ile irtibatlandırılan Irak, AB ve Kıbrıs
olaylarının , köşe açılarını oluşturduğu bir çirkin
üçgen yaratıldı. Ağırlık noktasına IMF yerleşince,politik
baskılar arttı. Görüşler ikiye bölündü:Siyah ve
Beyaz.Her iki tarafta bu dar görüş açılarını her
türlü durum için beraberinde taşır oldular. İnsanda
nefret uyandıracak kadar saplantılı sözler bu
dar açılar içinde ifade edilir oldu. Öğretim görevlileri,eski
diplomatlar,politikacılar , köşe yazarları v.b..
adeta iki taraf oluşturarak birbirlerinin görüşlerini
karalama yarışındalar. Olayları bize çelişkili
olarak yaşatır oldular.
AB POLİTİKASI
:GÜNTER WERHEUGEN DENETLEMESİ
Bu ilkel tartışma ortamında Türkiye AB konusunda
politikasını bu kurumun esiri yaptı. Ülkemizde
sanki bir Abdullah Gül değil Günter Werheugen
hükümeti var.Muhalefet susarken bu Alman, çalışmaları
denetlemeye gelebiliyor. Katılım Ortaklığı Belgesini
güncelleştirecek. Bu arada bu onur kırıcı durumu
sükunetle seyredebilen bir muhalefetimiz var.
Söyleyiniz lütfen, bu aşağılayıcı durum hangi
üye ülkede yer alıyor? Neden Türkiye özel teftişe
tabi tutuluyor? Bu durum,neden onur kırıcı olarak
nitelendirilmiyor? Kimdir bu Alman, şimdiye kadar
ülkemiz için söylediği küçük düşürücü ifadeleri
neden hatırlamayız ? Türkiye'nin AB politikasında
neye mal olursa olsun üyelik yarışındakilerin
ülkemizi getirdiği politik düzey onur kırıcı olduğu
kadar, ileride çocuklarımıza yurt bilgisi dersi
veremeyeceğimiz kadar da utanç verici olacaktır.Korkarım
bu siyah-beyaz çekişmesi sürdükçe ve bizler her
politik girişimin başka seçeneklerininde olabileceği
idrakine varamadıkça, ulusal onurumuz bir yabancının,bir
Alman'ın eline terk edilebilecektir.
KIBRIS POLİTİKASI:
TÜRKLÜK HİÇ BU KADAR KÜÇÜK DÜŞÜRÜLMEDİ
Bir kızımızın açıkça belirttiği gibi kendini Türk
saymayanların dürtüsü ile Güney Kıbrıs'ın kontroluna
girmek isteyenler, Türklüğü; Türk-Yunan ilişki
tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar küçük
düşürdüler. Kıbrıs'ın bir coğrafya ve üzerinde
yaşayanların ise Türk ve Yunan olduğu gerçeğini
unutup, çıkarları için Türklüğünden taviz verenleri
tarih kötü örnek olarak kaydedecektir. Bu
görüşü ileri sürenler hiç mi Güneye bakmıyorlar?
Hiçbir Rum'un ben Rum değilim Kıbrıslıyım dediğini
duydunuz mu ? Bunu söyleyeni ,şimdilerde yine
ortaya çıkan EOKA' cılar yaşatır mı? Bizim insanlarımızdan
bazılarının yarattığı bu utanç verici durum yalnız
keder vermekle kalmıyor, ağlatıyor da.
Burada da yine bakıyoruz , sahtekarlıkları saptanmış
insanlarda ortaya çıkıyor. Bir çok insan el altından
genç fikirleri ayartmağa çalışıyorlar. Dayanakları
ise inandıkları tek taraflı görüş ve demokrasinin
nimetlerini kötüye kullanmak. Yine siyah-beyaz
çekişmesi, bölünmeler. Kim yararlanıyor? Güneydeki
Rum.
Türkiye'nin Kıbrıs politikası en iyi Genelkurmay
Başkanının ifadeleri ile açıklık kazanmıştır:
AB' in amacı Türkiye'yi Anadolu'ya hapsetmektir.
Nitekim Yunan Dışişleri Bakanı Kıbrıs'tan sonra
Ege diyerek bu hedefi belirlemiştir. Kıbrıs'ı
Batıya satmağa çalışanların anlayamadıkları stratejik
bir durum.Dışişleri Bakanlığı sözcüsü son beyanında
Kıbrıs politikamızda değişiklik oldu açıklaması
ile bu stratejiyi reddetmiş olarak yeni iktidarın
dar görüşünün sözcüsü oldu. Bir gerçek unutulmamalı,ulusal
stratejik hedeflerde sapma yapmak Yüce Divan sorunu
yaratır.
KIBRIS KONUSUNDAKİ
FARKLI GÖRÜŞ AÇILARI
Kıbrıs konusundaki siyah-beyaz çekişmesinden utanç
duyan ve bıkkınlığa varan bir duygu içinde olan
bir kişi olarak bu satırlarla sadece alıntılara
yer vermeğe ve okurlarımın dikkatlerini fırsat
bulup ta ulaşamamış olabilecekleri özetlenmiş
görüşlere çekmeğe çalışacağım.
- "Annan metni ABD'nin Türkiye'yi Ortadoğu,Kafkaslar,Hazar
çevresi ve Orta Asya'daki yeni gelişmeci atılımları
için lojistik üs olarak kullanma büyük stratejisinde
ilk mozaikse,çok daha ciddi egemenlik ve güvenlik
sorunları ile karşı karşıyayız."Prof.
Dr. Türkkaya ATAÖV.
- "Kıbrıslı Türklerle yeniden birleşme talebinden
vazgeçerek statükonun devamına olanak verirsek
,bunun anlamı Kuzey Kıbrıs'ın kesin olarak terk
edilmesi ve taksimin gerçekleşmesidir. O zaman
vay halimize. Rauf Denktaş uzlaşmacı değildir.
Buna karşın AKP lideri Recep Tayip Erdoğan'ın
yanı sıra Başbakan Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı
Yaşar Yakış'ın demeçlerinden umutlanıyorum."
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı
Yannakis KASULLİDES.
- "1963 Roma Anlaşmasına göre AB'nin temel
kuramı olarak malın,sermayenin,hizmetin ve işgücünün
serbestçe ve sınır tanımadan üye ülkeler arasında
dolaşması kabul edilmiş bulunmaktadır. Kuzey Kıbrıs
Güney ile beraber AB üyesi yapıldığında, Annan
planının ortaya koyduğu bu göçmenler, toprak alışverişi,
evlerin verilmesi gibi konuların geçerliliği kalacak
mı ? Plan bir aldatmaca mı?" Bu da benim
plan hakkındaki duyarlılığım.
- "Kıbrıslı Türkler, Türkiye'yi istemiyor.koloni
olarak yaşamayı istemiyor.Bunun için mücadele
etmek durumundadırlar. Bağımsızlıkları için ,Türkiye'den
kurtulmak için gerekirse yollara dökülmelidirler.Yollarda
oturup Türkiye'den bağımsızlıklarını istemelidirler.Bunu
elde edinceye kadar da yollardan kalkmamalıdırlar.
Ancak bu şekilde Denktaş'tan kurtulabilirler."Eski
AB Komisyonu Temsilcisi Karen FOAG.
- "Kıbrıs!ta eşitsizler arasında bir dayatma
söz konusudur. Kıbrıs uyuşmazlığı askıya alınır
,Türkiye AB'ye girer ,sonra birlikte sorunu çözeriz."Prof.
Dr. Erol MANİSALI.
- "AB mevzuatı ,Türkiye AB üyesi oluncaya
kadar Kuzey Kıbrıs'ta uygulanmamak koşulu ile
Kıbrıs bütün olarak AB üyesi olur." Prof.
Dr. Haluk GÜNUĞUR
- "BM'nin önerdiği belgenin amacı çözüm değil,
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin AB'ye sorunsuz bir
şekilde girmesini sağlayacak uzlaşıyı sağlamaktır."
KKTC Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki BULUNÇ.
- "1960 tarihli anlaşmalar yürürlükteyse
Güney Kıbrıs Türkiye'nin onayı olmadan Avrupa
Birliğine giremez. Eğer yürürlükte değilse Güney
Kıbrıs'taki yönetim bizi temsil edemez."
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı
Tahsin ERTUĞRULOĞLU.
- "Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin AB üyesi
yapılması ,mevcut anlaşmalar muvacehesinde uluslararası
hukukun çiğnenmesi anlamındadır. Türkiye bu üyeliği
reddetmektedir." MGK Kararının özeti.
BU kadar çapraşık bir konunun bugünden yarına
ve zorlamalarla çözümlenmesinin olanaksız olduğu
artık anlaşılmalıdır.
BİR BÜYÜK ŞUÇLAMA
VE SUSKUN DİPLOMATLAR
Hiçbir diplomasi deneyimi olmayan ve yürütmede
hiçbir sorumlu mevkide bulunmayan ve ortalarda
dolaşıp her şeyi eleştirebilen bir yeni politikacı
örneği yarattık, AKP liderinin girişimleriyle.
Onu her kabulde yabancı liderlerin yüzlerindeki
tebessümün ne anlama geldiğini anlamak ta güç
değil.
Bu politikacımız en sonunda Kıbrıs politikasının
40 yıldır yanlış yürütüldüğünü ve hiç kimsenin
kendisine karşı gelemeyeceğini açıkça ve bağırarak,
meydan okuyarak belirtti. Şimdi ,gazetelerde köşelere
yerleşerek kendilerini CHP yoluyla meclise taşıttıran,
hani o eskiden TV ekranlarında her konuda boy
gösteren şimdiki milletvekili eski diplomatlara
soruyorum? Bu şahıs sizi suçluyor. Siz ve sizin
kuşağınızın bu günkü durumu yarattığını söylüyor.
Nerede ise sizleri görev suçu işlemekle suçluyor.
Neden susuyorsunuz? Bu kadar mı insan milletvekili
olunca Parti Başkanının esiri oluyor ? Nerede
kaldı sizin önceden TV lerde kestiğiniz ahkâmlar
?
IRAK POLİTİKASI:
ABD+İNGİLİZ İSTEKLERİ VE ESKİ ANLAŞMALAR
"Türkiye'nin uzun vadeli çıkarları çerçevesinde
,sorunun BM karaları ve uluslar arası hukukun
meşruiyeti temelinde ,barışçıl yollarla çözümü
için gerekli çabaların sürdürülmesi." MGK'nın
bu kararına göre Türkiye'nin :
1.Uzun vadede Irak'ın alacağı şekil ile ilgilendiği,toprak
bütünlüğü bozulur ve coğrafya da bir değişiklik
söz konusu olursa, Türkiye'nin de müdahaleye katılarak
eski Musul-Kerkük konusundaki çıkar anlaşmalarının
gündeme geleceği,
2.BM kararları hatırlatılarak ,bunun dışına çıkıldığında
ilişki kurmayacağı ,
3.Uluslar arası hukuk çiğnendiğinde bu girişime
ortak olmayacağını açıkça duyurduğunu anlıyoruz.
ÇATIŞMA OLASILIKLARI ,VARSAYIMLAR VE SORUMLULAR
Türkiye'nin Irak'a ,ABD ve ortaklarının Önleyici
Saldırı( Preemptive Strike ) adı altında yapacakları
bir silahlı müdahalede yer alma olasılığı ,başlangıçta
birlikte hareketle başlayabileceği gibi, koşulların
Türkiye'yi ABD saldırısı sonrası müdahaleye de
zorlayabilecektir.
MGK kararının incelenmesinden anlaşılmaktadır
ki Türkiye, ABD ile bir ortaklaşa saldırı geliştirmeyi
düşünmemektedir. Bu durumda, bir ABD ve ortakları
saldırısından sonra Türkiye'yi müdahaleye zorlayacak
olası koşullar önem kazanmaktadır. Bu koşulları
şu şekilde özetleyebiliriz:
1 Türkmenlerin saldırıya uğraması ,
2.Kürt Cumhuriyetinin Kurulması,
3Irak'ın Türkiye'ye biyolojik ve/veya kimyasal
silah saldırısı,
4.Türkiye'ye müteveccih planlı ve destekli bir
PKK-KADEK saldırısı,
5.ABD ve ortaklarının Irak'ın toprak bütünlüğünü
dikkate almadan ve bugünkü coğrafyayı bozar şekilde
,(Birlikte hareket etmediğini bahane ederek ve
Türkiye'nin çıkarlarını dikkate almadan) girişimlerde
bulunması,
6.Silah denetçilerinin etkin bir nükleer,biyolojik
ve kimyasal silah yapım gücü saptayarak, bunları
ortadan kaldırmayan Irak'a karşı,Güvenlik Konseyinin
düzenlemesini isteyeceği bir müdahalede yer alması,
7.Önceden bilemeyecek beklenilmeyen bir durum.
Bütün bu olasılıklar Türk Silahlı Kuvvetlerinin
bugünden itibaren bir savaş hazırlığını tamamlamasını
gerektirmektedir.
Olasılıkların tümünde bir çatışma kaçınılmaz olacaktır.
Çünkü Saddam, kendisine muhalif olanların dışında
kalan ve kendi kontrolundaki bölgede bulunan bütün
aşiretleri gerilla türü karşı koymak için yetiştirmiş
bulunmaktadır. Bu kuvvetlerin esas görevi cephe
savaşı yapmak değil, giren kuvvetleri arkadan
vurmak olacaktır. Bu durumda Irak'a kim ne şekilde
saldırırsa saldırsın, bir işgal söz konusu olduğunda
çatışma da kaçınılmaz olmaktadır.
Yukarıdaki olasılıkların hepsinde Türk Silahlı
Kuvvetleri yalnız aşiretlerin değil, çıkarları
çatışacak muhaliflerle de ( Kürt Gruplar,Şii'ler,Maruniler,Araplar
v.b.) çarpışmak durumunda kalabilir.
Bütün bu olasılıklarda Türk Silahlı Kuvvetleri
ABD ve ortakları ile bir çatışmaya meydan verebilecek
girişimlerden kaçınacak ve olayı diplomatik yönden
çözümlemeğe çalışacaktır.
Yukarıdaki varsayımlar uygulama yönünden Anayasaya
bağlıdır.
Madde 92.Milletlerarası hukukun meşru saydığı
hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye'nin taraf
olduğu milletlerarası anlaşmaların veya milletlerarası
nezaket kurallarının dışında, TSK' in yabancı
ülkelere gönderilmesine veya yabancı kuvvetlerin
Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi TBMM'nindir.
Madde 117.Milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı
Kuvvetleri'nin yurt savunmasına hazırlanmasından
TBMM'ne karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.
Yukarıda sunulan olasılıklar ve varsayımlara dayanılarak
yapılabilecek girişimlerin hepsi için Bakanlar
Kurulunun bir siyasi karar alması ve bunu TBMM'ne
onaylatması gereklidir.
En önemli husus ise, Türkiye'nin bir müdahalesini
ve/veya iştirakini kaçınılmaz yapan Irak'ın toprak
bütünlüğünün bozulması olayının başlangıcını saptayarak
bir oldu bitti (Fait accompli) ile karşılaşmamaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri bir savaş için bütün hazırlıklarını
tamamlayıp,acil müdahaleyi gerektiren bir durumun
karşılanabilmesi için TBMM tarafından önceden
görevlendirilmesi gerekmektedir.
-
Geri -
|