|
13
Ocak 2003
DURUM
HAKKINDA
Mehmet BİLGİN
Günümüz'de Atatürk'ün
Ankara'ya geliş törenlerini izleyenler, Atatürk'ün
Ankara'da büyük bir hasret ve çoşkuyla beklendiğini
düşünebilirler.Oysa Ankara'nın henüz milli mücadelenin
merkezi olmadığı,Mustafa Kemal'in Sivas'da bulunduğu
günlerde Ankara sokaklarında İngiliz ve Fransız
askerleri ile bunlara sırtını dayamış Ermeni
komitacı ve papazları dolaşıyordu.
İstanbul hükümetinin
valisi düşman cizmesinin çiğnediği vilayetlerden
bazılarının valileri gibi olan bitenlere seyirci.Hatta
biraz fazlası var.Bu nedenle 11.09.1919 da ihaneti
tesbit edilen Ankara Valisi Muhittin Paşa'nın
tutuklanması için Umumi Kongre Heyeti tarafından
yirminci kolorduya yazılmış.
Milli Mücadelenin
kalbi olan TBMM nin açıldığı bina daha önce İttihat
ve Tarakkinin merkezi olarak inşa edilmeye başlanmış
ve savaş nedeniyle tamamlanamamış bir halde.O
haliyle Franız askerleri karargah kurmuş. İstasyon
binasına ise İngilizler yerleşmiş. Ankara halkı
olup bitenler karşısında üzüntü ve izdırap içinde
ama çaresiz ve mütevekkil.
Birkaç ay sonra
aynı Ankara Milli Mücadelenin kalbinin attığı
merkez haline gelmiş. Karanlık bulutların dağılması
ve üzüntünün yerini zafer şenliklerinin alması
için bir iki yıl daha geçmesi gerekmiş ve Ankara
yeni kurulan Cumhuriyetin başkenti olmuş.
Peki bu değişimi
sağlayan ne ? diye sorduğumuzda cevabı ciltler
dolusu kitap yazılarak da verilebilir ama biz
bir kelime ile özetlemeyi tercih ediyoruz."Bağımsız
yaşama iradesi."
"Bağımsız
yaşamak."
Söylemesi bile gururumuzu okşuyor değil mi?
Ama söylemek yetmiyor. Dimdik arkasında durmak
gerek.Geçen gün televizyondaki bir açık oturumda
konuşmacılardan biri "Bağımsız yaşama.."
gibi bir söz söyledi.Katılımcı olan ve kamu oyunda
isimleri çok bilinen iki bayan yazarın aynı anda
ve aynı refleksle atılıp "Günümüzde bağımsızlıktan
bahsetmenin mümkün olamayacağını" alaycı
ve aşağılayıcı bir yüz ifadesi ile söylediler.
Konuşmacıya çullanarak
onu izleyicinin karşısında çaresiz ve zavallı
bir duruma düşürmek için canla başla uğraştıklarını
görenler geçmişte olduğu gibi günümüzde de bu
sözün arkasında durmanın yürek gerektirdiğini
anlamışlardır .
Anlamayanlar kendilerine
şu soruyu sorsunlar.Bu ülküye gönül verip karınca
misali arkasında durmaya çalışanlar anlının ortasından
vurulduğunda, yelpazenin İslamcısından II.Cumhuriyetcisine
kadar en geniş açılımında yer alanların, nerde,
nekadar zamanda ve nasıl biriktirdiklerini anlayamadığım
bir kinle hep birden yerde yatana saldırmaları,bunu
yaparken de yerde yatanı, yazdıkları ve savunduğu
görüşleri ile değil, ismini bozarak veya vurgulu
bir şekilde söyleyerek karalamaya çalışmaları
ve diğer ihtimallerin olamayacağını kısaca belirtip,onun
kahraman yaratmak isteyen arkadaşları tarafından
vurulmuş olabileceği ihtimalini tekrarlayarak
gerçek katilleri gizlemeleri bir tesadüf mü?
Ortalığın toz duman
içinde olması tesadüflerin eseri değil.Bu durum
koordine edilmiş müşterek bir tavır ile estirilen
rüzgardan ileri geliyor. Bağımsız yaşama iradesini
ortaya koyup arkasında duracak olanların ilk önce
bu koordinasyonu teşhis etmeleri lazım.Şimdilik
durum bu.
-
Geri -
|