"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

13 Mart 2003

RUMLARIN ANNAN PLANINDAN SONRA YENİ SİLAHLARI: TERÖR
KIBRIS TÜRK STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ


Rumlar, AB'ne girdikten sonra Türkiye'ye karşı güç kazanacaklarına inandıkları için, çözüm istemiyorlar. Onların gözü Türk topraklarında, Kıbrıs adasını bütünü ile Yunan adası yapmak için MEGALİ İDEA'yı hortlatacaklar.

Annan planı, Türk varlığının Kıbrıs üzerinden sökülüp atılması için karşı güçlerin kullandıkları son çabaydı. Türkiye ve Denktaş, içerideki hainlere ve dışarıdaki düşmanlara karşı, bütünleşerek verdikleri savaşı kazandılar. Bu savaşın kolay olmadığını, devam edeceğini daima hatırlamamız gerekecek.

Almanya dizginlerini elinde tuttuğu AB'nin, Avrupa Medeniyetini temsil ettiğini iddia ediyor. Oysa AB'ni Nazi Almanya'sının yeni bir şekli olarak da değerlendirebiliriz. Bazı Avrupa ülkeleri bile bunu böyle görüyor, ama bağlarını koparamıyorlar. Nazi Almanya'sı, Avrupa'yı silah zoru ile işgal etmiş ama Amerika ile İngiltere müdahalede bulunarak Almanları işgal ettikleri Avrupa ülkelerinden sökülüp atmışlardı. Almanya şimdi, silah zoru ile yapamadığını Euro dökerek kazanmaya çalışıyor. İngiltere bu gerçeği görebilen tek Avrupa ülkesidir. Almanya'ya fazla sıcak bakmamasının ve Amerika'nın yanında yer almasının nedeni de budur.

Türkiye'nin AB üyeliği konusunda kararlılığını ortaya koyduğu son 15 yıl, Türkiye'yi bölmeye çalışan şer odaklarını perde arkasından besleyen ve yönlendirenin Almanya olduğunu bütün çıplaklığı ile gördük.

Şimdi Almanya, Ortadoğu'nun ve Asya petrollerinin kapısı olan Kıbrıs Adasını AB'nin sınırlarına katmak için her şeyi yapacak. Bu her şeyin içinde Terör de yer alacağı kesindir. Teröre savaş ilan etmiş olan Amerika'nın gelen bu tehlikeyi nasıl görmediğini, Kıbrıs konusunda neden AB yanlısı bir politika izlediğini anlayamadık. ABD, Türk toprakları üzerinden Irak'a karşı savaşa girmeye hazırlanırken, Kıbrıs bahane edilerek yaratılacak bir terörün faturasını o da ödeyecek.

Verheugen ve onun ağzı ile konuşan sözcüsü Chistophe Filori her fırsatta, Rumlar AB'ne üye olduktan sonra, Türkiye'nin AB topraklarını işgal etmiş sayılacağını tekrarlayıp duruyorlar. AB böyle konuşunca bunu fırsat bilen Rum-Yunan ikilisi ve onların KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ içindeki uzantıları, Kıbrıs'taki PKK artıkları ile terörün alt yapısını hazırlama hazırlığına başladılar bile.

Yunanistan 1990 yılının başından beri Rum tarafına yığdığı ağır silahlarla Adayı patlamaya hazır bir barut fıçısı haline getirdi. Şimdi ada üzerinde terörün alt yapısını hazırladığı alınan haberlerden anlaşılıyor. Yunanistan'ın ASALA ve PKK ile olan geçmişteki ilişkilerini hatırlayacak olursak, bu son gelişmelere hiç şaşmamamız gerekecek. Yunanistan masa başında kazanamadıklarını terör ve bölücülük yaratarak kazanmaya çalışır.

Yunanistan 1985'den beri PKK ile ilişkisi olduğu dünyaca bilindiği halde, bu gerçeği hiçbir zaman kabul etmemiş ve bunun bir Türk iftirası olduğunu iddia etmiştir. Şimdi 17 Kasım terör örgütünü yakaladığının propagandasını yapıyor. Tabi yakaladıkları 3. sınıf anarşist yada Banka soyguncusu değillerse...

Oysa Andreas Papandreu'nun aldığı rüşvetleri örtmek yada Türkiye ile Amerika'nın gözünü korkutmak için cinayetler işleyen 17 Kasım terör örgütünü yönlendirenler, onlara silah, para veren ve koruyanlar Bakanlık yapmış PASOK üyeleridir. Bunların halen parlamentoda Yunan halkının temsilcileri olmaları da çok şey ifade ediyor.

Yunanlının huyudur, işlediği suçu hiçbir zaman kabul etmez, onlara göre Yunanistan'da suç işleyenler daima yabancılardır. Peki ya bugün Yunan Parlamentosunun üyelerinden, Kostas Tsimas, Sifis Valirakis ve Vasilis Konstandineas ve adlarını sayabileceğimiz PASOK partisinden 20'den ziyade politikacının 17 Kasım ve PKK terörü ile ilişkileri olmadığını, iddia edebilirler ama, CIA ve diğer istihbarat örgütleri onlarla hiç te aynı fikirde değiller. Bunlar Türkiye ve Amerika'ya düşmanlıkları ile isim yapmış kişilerdir. APO yakalandıktan sonra sahneden çekilmiş, ortaya çıkmak için fırsat bekliyorlar. Son günlerde parlementoda yaptıkları son konuşmalara bakacak olursak, Kıbrıs onlar için bekledikleri bahane olacak.

Yunanistan APO yakalanmadan önce PKK ile olan ilişkilerini Güney Kıbrıs üzerinden yürütüyordu. Güney Kıbrıs'ta terörün alt yapısı 1975'den beri hazır. Rumlar, Türkiye'ye yönelik terörü beslemek için, ASALA, PKK ve Arap teröristlerin topraklarında üslenmelerine göz yummuş, onları beslemişlerdir.

Rum Yönetimi, Türkiye ve KKTC karşıtı eylemlerde kullanabileceği PKK artıklarını, şimdi KADEK örtüsü altında yeniden örgütlüyor. Örgütün tüm masrafları Rum Yönetimin iki irtibat merkezi tarafından karşılanmaktadır. KADEK (PKK) teröristlerine kiliseler tarafından iaşe ve kalacak yer sağlanırken, Rum şirketleri de teröristlere iş imkanı yaratmaktadır. Teröristlerin eğitimi ise gizli bir şekilde RMMO kamplarında yapılıyor.

Rum Yönetimi PKK ile olan işbirliğini gizlemeye çalışmasına rağmen örgütün yeniden yapılanma faaliyetleri Lefkoşa'nın Rum kesiminde bulunan Kıbrıs-Kürdistan Dayanışma Komitesi (Orpfeas Str No:16 Lefkoşa) tarafından yürütülmektedir. Bu Komite Rum Enformasyon Dairesince desteklenmektedir.

Bunun yanı sıra Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Kürt Demokratik Halk Birliği (YPK) merkezleri de Lefkoşa'nın Rum kesiminde faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Kıbrıs'ın Rum bölgesinde geniş bir kadro ile faaliyet gösteren Yunan İstihbarat Örgütünün (EIP) örgütlediği, yönlendirdiği ve eğittiği PKK artıkları, Rum tarafından Suriye'ye ve oradan Türkiye üzerinden yasal yollardan sızdıkları KKTC'de, solcu örgütlerle bağlantı kurdukları ve yerleşik Kürt kökenlileri örgütledikleri tespit edildi.

Rumların terör hazırlığı yaptıklarına dair alınan haberler doğru ise Adadaki Türk Barış Kuvvetleri bu tahriklere seyirci kalmayacak, ve o zaman sorun Türkiye'nin değil, BM ve AB'nin olacak.

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |