 |
 |
 |
13 Nisan 2005
BRÜKSEL'deki AHTAPOT
Yılmaz DİKBAŞ
17 Mart 2000 tarihinde
İngilizlerin Lordlar Kamarası’nda, Lord Pearson’un vermiş
olduğu bir önerge tartışıldı. Önerge, İngiltere’nin
Avrupa Birliği (AB)’nden çıkması durumunda doğacak sonuçların
irdelenmesini öneriyordu. Oturum, bütün gün sürdü. 24
soylu parlamenter önerge üzerinde konuştu, bazıları
2-3 kez söz aldı. Bu oturumun tutanakları 65 sayfa tutmaktadır.
Lordlar Kamarası’nda, zaman zaman sıcak sahnelerin yaşandığı
bu önemli oturum açıldığında ilk sözü, AB’ye karşı olan
önerge sahibi Lord Pearson aldı. Şimdi sizlere, Lord
Pearson’un konuşmasının bir bölümünü sunuyorum.
Çok sayıda saygıdeğer
konuşmacının katılacağı bu oturumda, tartışılacak önergeyi
vermiş olmaktan dolayı büyük onur duyuyorum. Aynı zamanda,
bunun çok ağır bir sorumluluk yüklemiş olduğunu da biliyorum.
Çünkü, milyonlarca İngiliz, oluşan Avrupa Birliği Süper
Devleti’nden çıkmak istiyor ama, onların adına konuşacak
bir ses bulamıyor. Kendilerinin rızası olmadan, zor
kazanılmış bağımsızlıklarının Brüksel’deki ahtapot tarafından
yavaş yavaş yenilip yutulmakta olduğuna her gün tanık
olmak, onları giderek artan bir düş kırıklığına uğratıyor.
AB’ye katılımda değil rızaları olmak, onların görüşleri
bile alınmadı. Sürekli kullanıldılar ve hep aldatıldılar,
daha da ötesi onlar bu gerçeğin henüz tam farkında değiller.
Bugüne kadar, İngiltere’nin AB’de kalıp kalmaması ya
da ayrılması konusunda ciddi bir ulusal tartışma yaşanmamıştır.
Dolayısıyla bu önergemiz, eğer kabul edilirse, çok geç
kalınmış böyle bir tartışmanın başlamasına öncülük edecektir.
Şimdi milyonlarca İngilizin AB’den ayrılmak istediğini
söyledim. Bunu, kamuoyu yoklamaları yapan araştırma
şirketlerinin bulgularına dayanarak söylüyorum. İşte
bu araştırma şirketlerinden biri olan Mori, 1977 yılından
beri tam 20 kez hep aynı soruyu deneklere sordu:
“Şimdi bir referandum yapılsa ve size, ‘İngiltere AB’de
kalsın mı yoksa çıksın mı?’ sorusu sorulsa, nasıl oy
verirdiniz?”
Soylu Lordlarımızı şaşırtabilir ama, her kamuoyu yoklamasında
sorulan bu soruya, verilen ‘Çıkalım’ cevabı, 1987’den
beri hiç yüzde 41’in altına düşmedi! 1977’den günümüze
kadar da, yüzde 46 ortalamasını tutturdu. Ekim 1999’da
yapılan son kamuoyu yoklamasında, yüzde 42 ‘AB’de kalalım’
derken, yüzde 45 ‘Çıkalım’ dedi. Elbette başka araştırma
sonuçları da var. Örneğin, Sosyal Davranışlar Araştırması’nın
Kasım 1998’deki kamuoyu yoklaması, halkın yüzde 53’ünün
AB’den çıkma yanlısı olduğunu göstermiştir.
Bugünkü AB’nin temelini oluşturan Roma Anlaşması ile
ilgili son ciddi tartışmayı, 1975 yılında yapılan referandum
kampanyası sırasında yaşamıştık. O zaman bizler, o günkü
adıyla Ortak Pazar’da kalmak için oy vermiştik. Bizim
oyladığımız Ortak Pazar, bugün Avrupa Birliği denilen
hayvandan çok farklıydı. Daha da ötesi, 1975’de bizlere,
eğer Ortak Pazara’a katılma yönünde oy verirsek, egemenliğimizi
kaybetmeyeceğimize dair söz verilmişti. Dönemin İşçi
Partili Başbakanı Harold Wilson, bu ülkedeki her eve
yolladığı iki mektupla, herkesi aldattı.
İşte, birinci mektubu:
“Ortak Pazara’a üye olmakla, ulusal çıkarlarımızı geliştirme
ve korumada çok daha etkin bir konuma geçmiş olacağız.
Egemenliğin özü budur.”
Bundan daha da beteri, ikinci mektubu:
“Ortak Pazar’da görülen ekonomik ve para birliği girişimi,
İngiltere’deki isthdamı tehdit eder nitelikteydi. Bu
durum bizi, Sterlin için sabit kur belirlemeye zorluyabilir
ve sonuçta, sanayidaki büyümemizi kısıtlayıp, işsizlik
sorunu yaratabilirdi. İşte şimdi, bu tehlike uzaklaştırılmıştır.”
Hepimiz biliyoruz ki, bu tehlike uzaklaştırılmamış ama,
Başbakan’ın vermiş olduğu güvence, Ortak Pazar için
‘Evet’ oylarını önemli bir ölçüde artırmıştı. ‘Evet’
kampanyası, ‘Hayır’ kampanyasından çok daha fazla parasal
destek bulmuş ve çok daha iyi örgütlenmişti. İşte o
dönemde, eski Muhafazakar Partili Başbakan Sir Edward
Heath ve Avrupaseverler’in öncülerinin tutumlarının
çok daha aldatıcı olduğunu görüyoruz. 3 Şubat 1999 günü
akşam saat 8’de, Radyo-4’de yayınlanan programdan daha
yeni öğreniyoruz ki, Sir Edward Heath bizi 1972’de Ortak
Pazara’a üye yaptırmadan önce, 1970’li yılların henüz
başında, bu Avrupaseverler medyanın gücünü kullanarak
İngiliz halkını yumuşatıp yönlendirmişlerdir. Öyel anlaşılıyor
ki, dönemin Başbakanı Edward Heath, Ortak Pazara’a ‘Evet’
oyu için Dışişleri Bakanlığı’nın eylemli destek vermesini
emretmiştir. İster inanın ister inanmayın, İngiltere’de
Ortak Pazara’a ‘Evet’ kampanyasında, CIA’dan çok büyük
paralar alınmıştır. CIA’nın bu paraları Avrupa’daki
kuruluşlar kanalıyla İngiltere’ye akıtmış olduğu anlaşılmaktadır.
CIA’dan gelen bu paralarla, diğer etkinliklerin yanında,
Londra’da Connaught Hotel, ‘Evet’ kampanyasının karagahı
haline getirilmiş, burada yapılan bir dizi kahvaltılı
toplantıda, ‘Evet’ kampanyasının eşgüdümü sağlanmıştır.
İşte bu kahvaltılı toplantılardan birinde, BBC-TV’de
‘Bugün’ programının sunucusu Jack Dimanio’nun Avrupa
karşıtı olduğu gerekçesiyle işinden atılması planlanmış
ve sonradan da uygulatılmıştır.
Bu bağlamda, çok ilginçtir, bugün bile hükümetimiz,
AB’nin ekonomik ve para birliğini hala, bir ekonomik
proje olarak görmektedir. Oysa Avrupa’da artık herkes,
bunun bir siyasi proje olduğunu ve bir süper devlet
inşaatının çimentosu olarak tasarlandığını itiraf etmektedir.
İddia adiyorum ki, İngiliz halkı, bugünkü AB konusunda,
kullanılmış, aldatılmış, önemsenmemiş ve kendilerini
umursamayan politikacılar tarafından aptalca kandırılarak,
Roma Anlaşması denilen yutan kuma doğru yönlendirilmişlerdir.
Hükümet ve muhalefet anlaştığı zaman, halkın seçme hakkı
ellerinden alınabilir. 28 yıldır üç siyasi partimizin
ve tüm siyasi medyamızın ağız birliği yapmış olmasına
rağmen, Brüksel’e karşı olan isyanımızın giderek büyümekte
olması, İngiliz halkı için büyük bir övgü nedenidir.
Halkımızın büyük çoğunluğu, ağız birliğiyle kendisine
söylenenlere inanmıyor ve AB’den çıkmak istiyor.
Bu önergemizin başlatacağı araştırma ve ulusal tartışma
en azından şunu sağlamış olacaktır: Eğer tüm uyarılara
rağmen, tutturduğumuz yolda ilerlemeyi sürdürür ve AB
ile tam bütünleşirsek, bunu gözümüz açık olarak yapmış
olacağız.
Bir yandan, ümit ediyorum ki, en ateşli AB yanlıları
bile, kendilerine olan güvenleri nedeniyle, böyle bir
tartışmayı hoş karşılayacak ve önergemizi destekleyeceklerdir.
Öte yandan, önümüzdeki birkaç saatin beni düş kırıklığına
uğratacağından da korkuyorum...
Lord Pearson’un Lordlar Kamarası’ndaki
konuşması sürüyor, ama biz burada biraz durup soluklanalım.
Özetle, ne diyor Lord Pearson?
İngiliz halkı AB konusunda kendi başbakanları tarafından
bile aldatılıp kandırıldı, diyor. İngiltere’deki referandumda,
AB’nin o zamanki adıyla Ortak Pazar’a ‘Evet’ oyu çıkması
için CIA, Londra’da rüşvet dağıttı, diyor! Lord Pearson;
AB’yi, bağımsızlıkları, egemenlikleri yiyip yutan bir
ahtapota benzetiyor!
Peki, Türkiye’de kayıtsız şartsız AB çığırtkanlığı yapıp,
yalana dayalı propagandayla Türk halkını uyutup aldatmak
isteyenler ne diyor?
Milliyet gazetesi yazarı Osman Ulagay,
“Türkiye, AB’nin VİAGRASI olacak!” diyor. Utanmazca
yapılan bu yoruma, dolandırıcılık ve sahtecilikten hükümlü
Mehmet Ali Birand da,
“Nefis bir benzetme ve daha da önemlisi çok doğru bir
benzetme”
diyerek alkış tutuyor.
Türkiye’de Avrupa Birliği yanlısı propagandanın bayraktarlığını;
Cizvit Papazlarının eğitiminden geçmişlerin, uluslararası
vesayeti kabul edenlerin, Atatürk ve milli politika
konularından hoşlanmayanların, Türkleri ve Türkiye’yi
hayasızca aşağılayanların ve dolandırıcılık ve sahtekarlıktan
hükümlülerin yapmasını, sizler neye yoruyorsunuz?
|
 |