"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Güncel
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

 13 Temmuz 2003

TSK,MGK,YAŞ

Hüseyin MÜMTAZ

         Yukarıdaki “şifre” kısaltmaların son yıllarda giderek daha fazla günlük yaşamımıza girmiş olduğunun farkında mısınız?

         Peki neden öyle olduğunu hiç düşündünüz mü?

          “Asker”i batı standartlarına çekmeye çalıştığını iddia eden politikacı-medya mensubu-STÖ’ler-Öğretim üyeleri ve iş adamlarının kendileri acaba o standartta mı?

         Yahut bu yukarıda sayılanlar, Türk Devleti’nin anayasada tarif edilen ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü koruyup kollasalar “asker”in ortalıkta bu kadar sık görünmesine lüzum olacak mı?

         Dokuzuncu Cumhurbaşkanı konuya her zaman olduğu gibi “damardan” giriyor:

         “27 Mayıs'ta, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de ve tabii bu takvim yaprakları arasında durum farklıydı. O zaman askerin arkasında Pentagon vardı. Askerin karşı çıkışlarını ABD desteklerdi. Askerin arkasında basının (medyanın) desteği vardı. Askerin arkasında muhalefet vardı. Şimdi öyle değil."

            “Türkiye'de sivil ile asker arasında yeni bir denge kurulmakta. Türkiye büyük bir medeniyet projesi olan AB'ye entegre olmak çabasındadır. Türkiye AB'ye benzeyecektir. AB'yi kendine benzetemez." (Güneri Cıvaoğlu-7.8.03)

         Kendi sosyal-siyasal-ekonomik ve “Demirel Brothers and Jr.”sal hiçbir kusurunu görmeden ordusunu doğrudan Pentagon’un dizginine bağlamış olması Demirel adına büyük bir talihsizliktir.

         YAŞ toplantısı için de şunu söylüyor Demirel:

         “Erdoğan YAŞ toplantılarında, 3 gün oturdu. Bakın ne hale getirdi. Cesur adam... MGK'yı da nasıl değiştirdi" diyormuş halk.

         YAŞ Toplantı Salonunda; Şûra’nın “yasal başkanı” olan Başbakan’ın arkasına rastlayan duvara şimşir altın yaldızlı harflerle Atatürk’ün 28 Aralık 1925’de söylediği şu söz “çakılmıştır”:

         “Heyeti âliyenizin, Cumhuriyet Ordusunun terakki ve tekemmülünü temin yolunda ve memleketin esbâbı müdafaasını ihzar ve takviye emrinde muvaffakiyetli mesaiye mazhariyetini temenni ederim.-Kemal Atatürk”

         Demirel eski dili iyi bilir. Cıvaoğlu’na keşke Atatürk’ün Komuta heyetine; 1) “Cumhuriyet Ordusunun terakki ve tekemmülü” ile beraber, 2) “Memleketin esbâbı müdafaası” ile ilgili muvaffakiyetli mesailer temenni ettiğini de söylemiş olsaydı.

         Yoksa Demirel’in YAŞ’a başkanlık ettiği zamanlar askerler o yazıyı henüz oraya yazmamışlar mıydı?

         Hâtâ etmişler.

         Ve “şimdi” yazmış olmalarının da acaba ayrı bir anlamı mı var?

         İyi etmişler.

         “Light” MGK’yı AB’nin istediği ve Akepe’nin de stratejik hedefleriyle örtüştüğü için desteklemekte olduğu böylece bir kere de Demirel’in ağzından not edilmiş oluyor.

         Demirel askerin arkasında artık “Pentagon’dan” başka basın ve muhalefetin de olmadığını söylüyor.

         Peki ama Demirel, Mücahit Bizans Basını kılığında karşımıza çıkan karen Fogg-Bush çocuklarını niye adam yerine koyuyor?

         “Arkasında” kimsenin olmadığı asker bundan böyle ne yapacak?

         Ne yapmalı?

         Hangi “durumdan”, hangi “vazifeyi” çıkarmalı? 

         Aslında “Görevlerinin takibi”; son dakika çalımıyla bir başbakan Yardımcısına, muhtemelen her seferinde çok konuşup hiçbir şey söylememe becerisini gösteren Şahin’e verilen MGK’nın başına “bir yıl daha” bir orgeneralin atanmış olması, geçiş dönemi öyle gerektirdiği için  filan değil açıkça “zevahiri kurtarma” operasyonudur.

         Ciğer bir kere kediye teslim edilmiştir artık.

         Başbakan Yardımcısının “takip edeceği” görevler için bir orgeneral, bir korgeneral, birkaç tümgeneral ve yeteri kadar muvazzaf-emekli askerin istihdamı bundan böyle boşa kürek çekmektir.

         “Light” MGK bundan böyle bol-bol seminer-panel-sempozyum düzenleyebilir. Karargâh çalışması yapabilir, “durum raporları”nı, “bölge etüdleri”ni saat başı güncelleyebilir.

         Dönüp gene güncelleyebilir.

         Şimdi sorulacak soru şudur:

         “Bağımsız bir şeriat devletinde mi yaşamak istersiniz, yoksa lâik bir müstemlekede mi?

         Tam bir tavuk-yumurta açmazı.

         Fakat işi bu raddeye getiren yine maalesef askerin kendisidir.

         Olmasa bile meselenin yukarıda yansıtıldığı şekilde takdimine göz yummuştur.

         Cumhuriyete en büyük tehdit “teokratik devlet savunuculuğu” ise ve bunun “Pentagona, basına, muhalefete”, hâttâ halka “rağmen” sadece asker karşısında duruyorsa bu işte bir terslik var demektir.

         Memleketin hürriyet ve istiklâle âşık dinamik evlâtları sadece askerler midir? Nerededir bu memleketin avukatı-doktoru-esnafı-emeklisi-aydını?

         YAŞ toplantılarında türbanlı eşler gelmesin diye yemekler karşılıklı iptal edilmiş ve böylelikle karşılıklı “jestler” yapılmış.

         Bu “jestler”; ikiz yasalar, PKK’ya Af, tahkim yasaları, Helsinki’de Ege ve Kıbrıs verilirken neden yapılmamış?

         Ne oldu Süleymaniye-Prizren olayları? Sorumlular, anladık  Amerikalı ve Almanlar da; “bizim” hiç mi kusurumuz yok?

         Görevli personel o olaylarda görevlerini eksiksiz mi yaptılar? Soruşturma açılacağı haberleri basında yer aldıktan hemen sonra neden yalanlandı? Soruşturma açılmadı mı?

         Neden açılmadı?

         Helsinki’de Ege ve Kıbrıs resmen satılırken, Öcalan dosyası başbakanlıkta bekletilirken asker neden “jest” yapmadı?

         Bazı çevreler Amerikalılardan özür bekliyor.

         Fakat Türk milleti siyasilerine pek itibar etmediği için asıl açıklamayı halâ ordusundan  bekliyor.

         Şimdi de bardağın dolu kısmına bir göz atalım.

         Akıllı bir iktidar, Türkiye örneğindeki bir ülkede askerle sık sık ve çeşitli vesilelerle görüşebileceği yasal zeminlerin biraz fazla olmasını ister.

         Bu yasal zeminler daralır ve azalırsa asker bu defa kendi içinde, kapalı devre görüşmelerini fazlalaştıracaktır.

         Uzak garnizonlardaki askerî mahfellerde sabahın ilk ışıklarına sarkan “ne olacak bu memleketin halleri” masalarının sayısı fazlalaşacaktır.

         Bunda gocunacak, ürkecek, çekinecek bir şey yok.

Keşke her meslek erbâbı kendi lokallerinde boş vakitlerini taş oynayarak “değerlendireceğine” aynı sorunun cevabını bulmak için kafa patlatsa.

Cumhuriyet; 1900’lü yılların başında Selânik’teki Beyaz Kule’ye komşu lokallerde sabahlayan Osmanlı zâbitânı tarafından “Ne olacak bu memleketin hali” masalarında kurulmamış mıydı?

İnanın bana karamsarlığa kapılmak için hiç neden yok.

Abdülhamit zamanında MGK mı vardı?

MGK mı vardı da Birinci Sevr’de “mankurtlaştırmak” için başımıza geçirilmek istenilen yaş deve derisini, giydirilmek istenilen deli gömleğini yırtıp attık?

İkinci Sevr döneminin Ali Kemal’leri, Ali Şükrü’leri, Refii Cevat’ları, Sait Molla’ları, Damat Ferit’leri vız gelir, tırıs gider.

         Birinci Sevr’in 150’likleri, İkinci Sevr’de 1050, 1.000.050  olsa ne yazar?

         Padişahın bile İngiliz Malaya Zırhlısına binip onların türküsünü çağırdığı dönemleri geçerken biz; MGK mı vardı?

         Demir dağları eritirken, MGK mı yol gösterdi?

         “Demirel’ce” kapatalım..

         “Keser döner, sap döner/ gün gelir hesap döner”.   

 

 - Geri -

 
 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |