"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Güncel
      Haber
      Okuyucu Köşesi
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

14 Ocak  2004

KİLİSE VE TERÖRİZM

Sedat İLHAN
E. General

 “ Dinler arası diyalog ,  bütün insanları  Kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır.Bu misyon aslında Mesih’i ve İncil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere yöneliktir.( Papa II. John PAUL 1991 ) “

“ Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı . Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hıristiyanlaştıralım. ( Papa II. John PAUL ,24.12.1999 )”

Bu ifadelerden de anlaşılmaktadır ki dinler arası diyalog Hıristiyanlığın bir yayılma  aracıdır.  Hıristiyanlaşan tanınmış bir Afrikalının şu sözleri gerçeği ortaya koymaktadır: “ Hıristiyanlık Afrika’ya geldiğinde Afrikalıların toprakları, Hıristiyanların ise İncilleri vardı. Kilise bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğretti. Gözlerimizi açtığımızda onlar bizim topraklarımızı bizde onların İncillerini almıştık .” ( İomo KENYATTA , Kenya Eski Cumhurbaşkanı ).

 KİLİSEYİ MÜSLÜMANLIĞA KARŞI  HAREKETE GEÇİREN NEDİR ?

Papa PAUL’un yukarıdaki Hıristiyanlaştırma feryadının tarihlerine baktığımızda bunun , yönetim yönteminde dine yer vermeyen  SB- Sovyetler Birliğinin dağılması sonrası hız kazandığını görebiliyoruz. SB  yönteminin  yalnız Hıristiyanlığı değil bütün olarak dini reddetmiş olması Kiliseyi etkilemiş ve yaklaşık yarım yüzyıllık bir uğraşıdan sonra  Hıristiyan yönetimler1990 ların başlarında bu yöntemin dağıtılmasını sağlamışlardır. Ancak bu arada , Hıristiyanların Müslümanlaşması girişimleri gittikçe gelişme göstererek Kiliseyi daha çok etkiler olmuştur. Özellikle ABD’nde Afrika kökenlilerinin büyük bir kısmı , kendilerini İomo KENYETTA’ nın özetlediği Hıristiyan sömürü düzeninin bir yoksulu hissederek Müslümanlığı seçmiştir .  Ve bu  tercih tanınmış kişilere kadar uzanmıştır .

Müslümanlığın ( Doğmuş,büyümüş,vahiy ile görevi yüklenmiş ,devlet kurmuş, yönetmiş, savaşmış , kendisinden önce gelen peygamberleri  inançları ile tanımış , diğer peygamberlerin hiçbirinin idealinin geliştiğini görememesine karşın başarılarını yaşamış ve inancını o zamanki bilinen coğrafyanın büyük bir kesimine yaymayı başarmış, çağdaş düşünceye uyan özellikli ve gerçek kişiliğe sahip  ) bir peygambere sahip olması , kitabı Kur’an_ı Kerimin Hıristiyanlığı ve Museviliği eşit ölçüde dinler ve yaratıcılarını da peygamberler olarak tanıması , genelde Hıristiyan gençlerin  zihinlerin de Müslümanlık için ,  çağın gerçeklerine uyum sağlayabilen evrensel bir din imajı yaratmıştır.Sanırım Kiliseyi bu durum önleme yönlendirdi..

  1950 lerde  başlayan öyle bir olay yaşanmaktaydı ki , hiçbir Müslüman’ın Hıristiyan veya Musevi olmasına rastlanmazken, Hıristiyanlarda yaygın bir Müslümanlığı tercih yaklaşımı doğmuştu.  Özellikle gençlerin Müslümanlığa yönelmeleri Kiliseyi daha şiddetli önlemler almaya yöneltti.

KİLİSE  FANATİK İSLAM TERÖRİSTLERİNİ ,YALNIZ HIRİSTİYANLARA KARŞI DEĞİL, LAİK MÜSLÜMAN ÜLKELERE KARŞI DA  DOLAYLI OLARAK TEŞVİK ETMİŞ OLUYOR

 Müslümanlığın doğrudan kötülenmesinin bir yarar sağlayamayacağını düşünen Kilise yeni yöntemler geliştirebildi.. Müslüman ülkelerden hiçbirinin kalkınamamış olmasının  o ülkelerde yarattığı gergin ortamı tepkiye çevirecek girişimlerden yararlanma olanağını bulabildi . Sonunda  İslam ,Hıristiyanlığı hedef alan bir terörizm yuvası olarak gösterilmek suretiyle Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçişin önü kesildi. Bu arada küresellik ile şekil bulan Hıristiyan ülkelerin ulusal programları Müslümanlığı , yeni liberalizm olarak adlandırdıkları evrensel gelişme düşüncesinin önünde bir engeli olarak göstermeyi başardı. Müslüman idarelerden çoğunun antidemokratik ve Rogue ( Dolandırıcı,yaramaz,kurnaz  ) yönetimlerden oluşması ve  Müslüman ülkelerdeki laiklik karşıtı Şeriat yandaşları da Hıristiyanlığı dolaylı olarak destekler oldu .  Samuel HUNTINGTON ile fikri zemini hazırlanan girişim; Bosna,Kosova ,  Irak , Afganistan savaşları ve Pakistan’ın kontrolü ile  gerçeğe dönüştürüldü. Diğer Müslüman ülkeler, Suriye ve İran sıralarını bekler oldular. Etki ( Action ) fizik kuralını harekete geçirerek Tepkiyi ( Reaction) yarattı ve  bu girişimler İslam içindeki fanatik gurupları harekete geçirerek terörizme dönüştü. .Kilisenin istediği olmuş,Hıristiyanlarda İslam’a karşı nefret yaratılmıştı.Ancak yaratılan kendisi içinde bir canavar oldu.

Önceden uyguladığı sömürgecilik nedeniyle Hıristiyanlara karşı duyulan husumet  , Müslüman ülkeler üzerindeki  son Irak,Bosna,Kosova,Afganistan savaşları , İsrail’in girişimlerinin desteklenmesi nedeniyle , Müslüman ülkelerin büyük bir kısmında nefrete dönüştü. Bu olumsuz girişimler sonucu  günümüzde dünya maalesef , ikiye bölünmüş olarak  toplumlararası bir nefret yaşamaktadır.  Çözüm , fanatik teröristler kendilerini yaratan    Kilise ülkelerinde ve hiçbir olumsuz girişime katılmamış Türkiye gibi laik Müslüman ülkelerde  daha büyük yıkıma neden olmadan yeni bir diyalogun süratle başlatılmasında yatmaktadır. Sözde kalmayan ve sadece Hıristiyanlığın kontrolünde yürütülmeyecek gerçek bir dinler arası diyalog  ile dünya , terörizmi durdurmanın yollarını aramalıdır.

 Dinler arası diyalogu yaylımcılığa dönüştüren ve katılımı ile diyalog için örnek bir girişim yaratacak olan  Müslüman Türkiye’nin AB üyesi olmasını istemeyen Kilise ve onun günümüzde sözcülüğünü üstlenmiş, Ermenistan ziyaretinde de, sözde soykırımı destekleyerek Ermeni terörizmini de kutsamış olan Papa John PAUL, terörizmin süreklilik kazanmasına neden olmaktadır.

 



 

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |