|
14
Mart 2003
Kıbrıs Konusunda Felaket
Senaryoları Prof.Dr. Cemalettin TAŞKIRAN
Şu
sıralarda Kıbrıs konusunda Lahey'de görüşmeler
devam etmekte ve BM Genel Sekreterinin taraflara
sunduğu planın üçüncü şekli tartışılmakta ve
taraflar bu son değişiklikle ilgili görüşlerini
bildirmek üzeredirler. Görünen o ki, planın bu
üçüncü şekli de tarafların her ikisini de memnun
etmemiş,hatta taraflarda hayal kırıklığı
yaratmıştır. Düz bir mantıkla yaklaşarak,"madem ki
plan bu şekliyle tarafların her ikisini de memnun
etmiyor, o halde iki tarafın da isteklerine cevap
veren ve hiç bir tarafı kayırmayan bir çözüm
önerisidir ve bu haliyle kabul edilebilir" hükmüne
varmak son derece yanlıştır. Niçin yanlış olduğunu
anlamak için de tarafların planın bu şekline niçin
itiraz ettiklerinin iyice bilinmesi gerekir. BM
Genel Sekreterinin sunduğu bu üçüncü öneriye
adadaki Rum tarafının karşı çıkmasının asıl
sebebi, olayın çözümünü hala ENOSİS' te
görmelerindendir. Rum tarafı hala kendisini adanın
asli unsuru görmekte ve adadaki Türklerin
kendileriyle eşit sayılmasını
hazmedememektedirler. Belki bunları doğrudan
söylemiyorlar ama asıl söylemek istedikleri budur.
Adadaki iki kesimliliği sulandıran ve Türklerle
Rumları içiçe yaşamak zorunda bırakan " göçmenler
meselesinde" ki ısrarlarının asıl sebebi budur.
Uzun vadede Türklerin bulundukları bölgede de var
olacaklar ve daha da önemlisi Türklerden daha çok
etkili olacaklardır. Zira bilmektedirler ki adada
en önemli unsurlardan biri nüfustur. İşte yine bu
yüzden,adaya sonradan gelen Türklerin hiç bir
haklarının olmadığını söylemektedirler. Avrupa
Birliği üyeliği ada Rumlarını şimdilik biraz
susturmuştur. Ancak Avrupa Birliğine üye olduktan
sonra, Yunanistan ile birlikte sesleri ve
istekleri daha güçlü olarak gündeme gelecektir.
Adadaki 1974 öncesi olayları görmezden gelerek,
yine o tür olaylara davetiye çıkaracak ENOSİS
mantıklı yaklaşımları kabul etmek mümkün
değildir. Türk tarafı için ise çözüm için
gerekli olan asgari şartlar vardır." Bir çözüm
olsun da,nasıl olursa olsun " demek " Ver kurtul"
demektir. Adada bu iki kesimliliği oluşturmak, çok
uzun yılların , çok kanlı ve çetin mücadelelerin
sonunda olmuştur. Kanaatimizce de adada bundan
sonra oluşturulacak kalıcı barışın birinci şartı
bu iki kesimliliktir. Bu iki kesimli yapıyı
sulandıracak veya yok edecek, kısa veya uzun
süreli her türlü girişim asla ve asla Türk
tarafının ve Türkiye'nin menfaatine olamaz. Bu
yüzden de kabul edilemez. İki kesimli yapı esas
olmak üzere eşit ve egemen iki devletin varlığı da
mutlaka hem adadaki Rumlar,hem Yunanistan hem de
BM tarafından kabul edilmelidir.
Gelecekte,herhangi bir nedenle, oluşturulacak
ortak devlet yürümez,dağılır ise, ada Türklerinin
ve Türkiye'nin garantilerinden biri bu egemen ve
eşit devlettir. Ortak devlet yürümezse her iki
taraf da kendi devleti ve kendi tarafında
varlığını devam ettirmelidir. O halde egemen ve
eşit iki kurucu devletten de vazgeçilmesi mümkün
değildir. Türk ordusu adadaki Türklerin
varlığının garantisi durumundadır. Geçmişte de
öyle olmuştur, bugün de öyledir. Nitekim, Türk
ordusunun etkisinin olmadığı 1878 -1960 arasında
adadaki Türkler neredeyse yok edilme noktasına
getirilmişlerdir. Bu gün gelinen noktada Türk
ordusunun çok büyük katkıları vardır. Türk
ordusunun ada Türkleri ile ilgili garantörlüğünü
zayıflatmak, müdahale yetkisini sınırlamak ,ondan
alınan yetkiyi BM askerlerine vermek ilerde ada
Türklerini çok büyük sıkıntılara sokacaktır ki bu
durum da kabul edilebilir değildir. Şunu
ısrarla vurgulamak gerekir ki Kıbrıs Meselesinin
çözümü ile Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği
arasında bir ilgi yoktur. Olmamalıdır. Var
diyenler,Türkiye'yi Kıbrıs konusunda köşeye
sıkıştırarak Türkiye ve ada Türklerinin
menfaatlerine olmayan bir çözümü dayatanlarla aynı
noktaya gelmektedirler. Kaldı ki kanaatimizce,
Kıbrıs meselesini büyük tavizler karşılığında
Türkiye ve ada Türklerinin menfaatlerine aykırı
bir şekilde çözsek bile Avrupa Birliği'nin bizi
üye alacağı oldukça şüphelidir. Maddi durum
adadaki Türkler arasında şu anda oldukça
önemlidir. Bunu en iyi bilenler de maalesef elinde
parası olup da adada Türklerin lehine olmayacak
bir çözümü direten bazı Avrupalılardır. Adada,KKTC
yönetimini zor durumda bırakarak,hatta devre dışı
bırakarak dayatılan çözüm önerisini kabul ettirmek
için Avrupa Bankası tarafından Kıbrıs'ta yönetime
muhalefet edenlere gönderilen 250.000 euro
,olayları derinlemesine tahlil edemeyen ,
genellikle 1974 öncesi yaşananları bilmeyen ve her
şeyi para sananlar için önemli bir meblağdır. Ama
unutulmamalıdır ki özgürlüğün bedeli sadece
can'dır. Kıbrıs Türkü de bu bedeli ödemiştir.
Bedeli can'la ödenen özgürlüğü satın almaya ne
bazı Avrupalıların ve ne de onlarla işbirliği
halinde olanların gücü yeter. Kıbrıs Türkü
geçmişte vardı, bugün vardır, gelecekte de var
olacaktır. Sayın DENKTAŞ ve arkadaşları bu var
oluşun mücadelesini kahramanca vermektedirler.
Kıbrıs'ta Denktaş ve arkadaşlarına inanan ve
onların milli politikalarını destekleyen
yüzbinlerce insan vardır ve hep olacaktır. Şurası
da unutulmamalıdır ki adada Türk olarak, bağımsız
olarak yaşamak isteyen kalır, isteyen de istediği
yere gider. Bu bir tercih
meselesidir.
- Geri
-
|