|
14
Mart 2003
SİYASETİN
MEZARLIĞI ya da MEZARLIKTA SİYASET
Hüseyin MÜMTAZ
Biz Siirt seçimleri
ve Pearson'un ikna toplantısı için çağırdığı milletvekillerine
verdiği müzikli yemekte konuşulanlara takılmışken
çok önemli iki olay oldu.
Aslında yukarıda tek cümleye sığdırmaya çalıştığımız
ve bir ölçüde arka plânda kalan, kanıksadığımız
için bize artık normal gelen "vukuat";
başka herhangi bir ülkede cereyan etse siyaseten
deprem yaratır, hükümetler gider, hükümetler gelirdi.
Önce AB Komisyonu; "Türkler adada işgalci"
dedi, arkadan AİHM Öcalan'ın âdil yargılanmadığına
karar verdi.
1.AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi
Verheugen, Kıbrıs'taki çözüm çabalarından sonuç
alınamamasının, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine
olumsuz etki edeceğini söyledi.
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter
Verheugen'in sözcüsü Jean-Christophe Filori de,
Lahey'de yapılan ve sonuçsuz kalan müzakereleri
değerlendirirken, AB'nin "birleşmiş bir Kıbrıs'ı
tam üye almayı tercih ettiğini, ancak Kıbrıs'ın,
çözüm olmasa dahi tam üye alınmasının kararlaştırıldığını"
söyledi. Filori, bu durumda, AB üyesi bir ülkeyi
tanımayan Türkiye'nin AB'yle üyelik müzakerelerine
başlamasının zor olduğunu da söyledi. Kıbrıs Rum
kesiminin 2004 yılı Mayıs ayında AB'ye "her
halükarda" tam üye olacağını belirten Filori,
bu tarihten itibaren, "Türkiye'nin AB toprağını
işgal etmiş sayılacağını" ileri sürdü. Filori,
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs'taki varlığının
uluslararası alanda "işgal" olarak görüldüğünü,
AB'nin de bunu böyle gördüğünü, durumun değişmeyeceğini
anlattı. Jean-Christophe Filori, Rum Kesimi'ni
AB üyesi olmasıyla birlikte tüm Kıbrıs'ın AB üyesi
sayılacağını ancak AB müktesebatının Rum Kesimi'nde
uygulanacağını açıkladı.
Sözcü Filori, Türkiye'nin bir AB üyesi ülkeyi
(Güney Kıbrıs) tanımadığını, bu yüzden de tüm
siyasi kriterleri yerine getirse de Aralık 2004'te
üyelik müzakerelerine başlanmasının zor olduğunu
kaydetti.
Kıbrıs Rum kesiminin tam üyelik anlaşmasının 16
Nisan'da imzalanacağını, bir uzlaşma olmadığı
takdirde, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, bugün
tanındığı şekilde" bu anlaşmayı imzalayacağını
ve tam üye olacağını, değişiklik olursa anlaşmanın
hemen duruma uyarlanabileceğini belirten Filori,
"Takvimde değişiklik olmayacak; Kıbrıs'ın
tam üyeliği kararlaştırıldı ve bu karar uygulanacak"
dedi.
Yunan Hükümet Sözcüsü de geri kalmadı, "Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne giden yolu, Kıbrıs sorununun
çözümünden geçer," diyerek Yunanistan'ın
bundan sonra konuyla ilgili baskılarını birlik
içinde yoğunlaştıracağının sinyalini de vermiş
oldu.
Benzer bir açıklamayı Yunanistan Dışişleri Bakanlığı
Sözcüsü Panos Beglitis de yaptı. Lahey'deki sonucun
Yunanistan'ı üzdüğünü ve hayal kırıklığına uğrattığını
söyleyen Beglitis, Lahey'deki olumsuz gelişmenin
sorumluluğunun KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'a ait
olduğunu, ancak "Türkiye'nin de bazı sorumluluklar
taşıdığını" kaydetti.
Kıbrıs Rum tarafının Annan planı temelinde kalıcı
bir çözüm bulunması için siyasi irade sergilediğini
savunan Beglitis, Rum tarafının bu tutumunun süreceğini
belirtti. Beglitis Kıbrıs'ın bir bütün olarak
Avrupa Birliği'ne girmesi perspektifinin çözüme
yönelik dinamiği canlı tutacağını söyledi.
Amerika da tepkisini gösterdi, Dışişleri bakanlığı
Sözcüsü Boucher "Denktaş'ın, Kıbrıslı Türklerin
kendi geleceklerini belirleme ve temel konularda
oy kullanma hakkını reddetmesini çok üzüntü verici
bulduğunu" söyledi.
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Abdullah
Öcalan'ın avukatlarının yaptığı şikayet başvurusuyla
ilgili olarak, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin 3, 5 ve 6. maddelerini ihlal ettiği
kararına vardı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Abdullah Öcalan'ın
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığı,
Türkiye'ye getirildikten sonra uzun süre gözaltında
tutulduğu ve mahkemeye 'makul' bir zaman içinde
çıkarılmadığı gerekçeleriyle Öcalan'ın adil yargılanmadığı
kararına vardı.
Öcalan'ı yargılayan ve dönemin Ankara 2 No'lu
DGM Başkanı, Yargıtay Üyesi Turgut Okyay ise bu
konudaki tepkisini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
(AİHM) terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan hakkında
verdiği kararı değerlendirirken, ''Vicdanımız
rahat, yüzümü ak. Daha ne yapacaktık ki?'' şeklinde
dile getirdi.
Yargılamanın adil olmadığına ilişkin AİHM kararının
hatırlatılması üzerine Okyay, yargılamanın ne
kadar adil olduğunun bütün dünya kamuoyunca görüldüğünü
söyledi. Öcalan'ın ve avukatlarının duruşmalarda
yargılamanın ne kadar adil olduğunu ifade ettiklerini
belirten Okyay, Askeri hakimin Anayasa'da yapılan
değişikliğin ardından heyetten ayrıldığını anımsattı
ve şunları söyledi:
"Askeri hakim zaten iki celse bulundu. Yasa
değişikliğinden sonra askeri hakim gidince sanık
ve müdahil avukatlarına sorduk (duruşmaların yenilenmesini
istiyor musunuz) diye. (Hayır, son derece adil
yargılama yapılıyor) dediler. Daha ne yapacaktık
ki?" ''AİHM, bu olayla bir kez daha Türkiye'ye
karşı ne kadar çifte standartlı olduğunu göstermiştir''
Yargıtay Üyesi Okyay, ''Vicdanımız rahat, yüzümüz
ak. AİHM'in kararının çifte standartlı olduğunu
bildiğim için verdiği karara hiç üzülmüyorum''
diye konuştu.
Şimdi burada iki olay (ki her birini ayrıca inceleyeceğiz)
ve iki sonuç var.
Denktaş ve Okyay haklı olduklarını söylüyor, alınları
açık hesap veriyorlar. Türk devleti ve milleti
lehine yaptıklarına inandıkları şeyleri her yerde
savunuyorlar.
Fakat işlerin bu kadar karmaşıklaşmasına neden
olan; adı geçen tarihlerde iktidar olmaları bakımından
siyasi tercih ve tasarruflarıyla Türkiye'nin itibarının
uluslararası âlemde iki paralık olmasına, haysiyetinin
yara almasına neden olan siyasi sorumlulardan
tık olmadığı gibi üstelik bunlardan sorulan bir
hesap yok.
1995'de Yunanistan ve AB'nin Kıbrıs'la ilişkilendirmesine
göz yumarak Gümrük Birliği şarkılarıyla Türkiye'yi
karşılıksız müstemleke haline getiren yolun kurdelesini
keserek açılışını yapan Çiller-Karayalçın ikilisi
ile 1999 Helsinki'de Kıbrıs-Ege ve Güneydoğu'nun
2004'e kadar, "tek taraflı" hâl edilmesine
göz yuman Ecevit-Bahçeli-Yılmaz üçlüsü nerede,
hangi delikte, hangi masanın altında?
Ocak 2000'de 7.5 saatlik toplantı sonrasında "Türk
Milleti adına karar veren bağımsız Türk yargısının
kararını" Meclise götürmeyerek, "AİHM
kararı beklenene kadar dosyanın başbakanlıkta
bekletilmesine karar veren" lider takımı
hangi cânipte?
Tarihin belleğine kazınması için kendi taktıkları
isimle o "liderler zirvesi"ni teşkil
eden zevâtı muhteremenin isimlerini tekrarlayalım;
Ecevit-Bahçeli-Yılmaz uzayın derinliklerinde mi
yaşıyorlar ki çıtları çıkmıyor?
Onları pohpohlayan, kendilerini dev aynasında
görmelerine sebep olan, yalaka mütareke basını
nerede?
1995'de Çiller-Karayalçın Gümrük Birliği ile Kıbrıs
meselesini "Türk milleti lehine" hâllettiklerini
mi düşünüyorlardı?
1999'da Ecevit-Bahçeli-Yılmaz dosyayı rafa kaldırırken,
AİHM'nin Türk devleti lehine karar vereceğini
mi umuyorlardı?
Şimdi siyaseten sıfır olmaları, siyasetin mezarlığına
defnedilmiş olmaları yeterli değildir.
Milletle alay etmişlerdir. Kimsenin hesap soramayacağını
bildiklerinden kendi dar dünya görüşleri ve bir
padişah fütursuzluğu ile "ben yaptım oldu"
demişlerdir.
Siyaseten verilen hesap ve ödenen fatura yetmez.
Türk devletinin itibarını sorumsuzca iki paralık
etmelerinin de bir şekilde hesabının sorulması
gerekir.
Bu duruma düşmemizde birinci dereceden sorumlu
olanlar şimdi yalıda, yaylada, gazinoda bu kadar
sorumsuz oturmamalıdırlar. Hiçbir şey yapmamış
gibi şömine başına kurulup şiirle vakit geçirecek
kâlb huzuru sağlanmamalıdır onlara.
Hayat bu kadar ucuz, boş, kolay, asûde olmamalıdır
onlar için.
İşimiz bitince tek tuşla bilgisayarımızın çöp
kutusuna yolladığımız sanal dosyalar, klasörler;
elektronik adres defterimizdeki sanal kişilikler
kadar kolay yok olamayacaklarını bilmelidirler.
Yoksa zaten tercih ettikleri, öyle bir son mudur?
Ama yine de 4000 yıllık bir devleti; eline silahı
vererek, namluya mermiyi sürerek, parmağını tetiğe
bastırarak intiharına yardımcı olan, göz yumanlar
bu kadar kolay kurtulamamalıdırlar tarihin vicdanından.
www.internetgazete.com; www.giresungazete.net
13.03.2003 11:24:30
-
Geri -
|