|
14 Nisan
2004
“EVET” VEYA “HAYIR” DİYEMEMENİN VEBALİ! ;
ALTEMUR KILIÇ
Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Hilmi Özkök’ün,
“Basını Bilgilendirme”, konuşmasının, beni tatmin
etmediğini ,hatta hayal kırıklığına uğrattığını ,
,haddimi, rütbemi ve mevkiimi bilmeme rağmen, açık
yüreklilikle ,ifade etmek mecburiyetindeyim. Bunu
yapmazsam , kendime ve bu konularda,şimdiye kadar
yazdıklarıma ihanet etmiş olurum. Sayın Orgeneral
“Her konuda Genelkurmay dan tavır
beklemenin doğru olmayacağını” söyledi
Bu sözler , karar ve icra mevkilerinde oldukları
halde görevlerini yapmayan siyasilere raci
olabilir, ama ,Türkiye’nin gerçek ve
geleneklerinde milletimiz , hayati konularda,
Ordu’dan tavır ve işaret bekler. Şu bağlamda,
özellikle ,Kıbrıs’ta Türkiye’nin çıkarlarının
bıçak sırtında olduğu şu sırada, bu işareti ve
hayat- memat mücadelesi veren ve fakat
Türkiye’den dışlanmak istenen Denktaş’a , manen
destek olacak bir “tavrı” ,milletçe Ordumuzdan ve
Başkomutanından bekliyorduk. Özkök Paşa ,maalesef
O işareti vermedi. Ve de Kıbrıs konunda ‘evet’
veya ‘hayır” demesinin ,uygun düşmeyeceğini” de
söyledi...
OLUMLU-OLUMSUZ NOKTALAR
Annan Planının olumlu ve olumsuz tarafları
arasında adeta bir denge kurdu,en azından, o
izlenimi verdi .Somut bir “ işaret” için
satırlarının arasını okumak ve olumlu saydığı
hususların gerçek neticeleri tahakkuk etmezse ve
“derogasyonlar “ konusunda garanti verilmezse, ve
Türkiye’nin stratejik çıkarları tehlikeye düşerse
,ne olur diye düşünmemiz gerekiyor. Mülahazat
hanesi açık!
Bu arada, Özkök Paşanın, Kıbrıs’ın, Türkiye için
stratejik önemini yeniden belirtmiş olması ve de
Hükümetin ,Genelkurmayın Devlet Zirvesinde ortaya
koyması üzerine kararlaştırılan kırmızı çizgilere
ve “olmazsa olmazlara ” itibar etmeden ,Annan
Planını referans olarak değil esas olarak kabul
edip, takvimini peşinen kabul ettiğini , açıklamış
olması önemli ve konunun temelinden ,bugünkü
İktidarın hatası ve gafı olduğunu kanıtlayan
önemli işaretler. Ama şimdi konulan,veya
konulamayan “tavır”la etki bağlantısı yok gibi!
’.
Özkök Paşanın Medyadaki ordu karşıtlığı
konusundaki sözleri de çok yerinde. Kıbrıs
konusunda, son kararın Kıbrıs halkına ve sonunda
TBMM’ne ait olacağı da doğru. Ancak Türkiye’nin
stratejik çıkarları, sonunda, Kıbrıs halkına –
muhakkak çeşitli şekillerde, yalanlar ve
dolanlara, ve parayla etki altında bırakılacak
Kıbrıslılara bırakılabilir mi?
Özkök Paşa “Türk Ordusunun TBMM’nin Ordusu”
olduğunu söylüyor. Öyledir; inşallah her konuda
öyle de olacaktır ve inşallah TBMM,bugünkü
çoğunluğu ile, ,“laik” Türkiye Cumhuriyetini
koruyacaktır. Buna,Özkök Paşa gibi bizim de
güvenmemiz gerek! Zira Atatürk’ün kurduğu “laik”
–“üniter” Cumhuriyetinin TBMM’den ve
Cumhurbaşkanından başka sigortası yok!
Unutulmamalı ki, İstiklal Harbinde de , Ordu
Birinci TBMM’nin ordusu idi; ne var ki, sonunda,
Başkomutan Mustafa Kemal ‘in bu Orduya dayanan
iradesiyle, Saltanat ve Hilafet ilga edildi,
bugünkü “laik” Cumhuriyet kuruldu.
ÖLÇÜT
Genelkurmay Başkanımızın konuşmasının kamuoyu
ölçütü, söylediklerini , yeter görmeyip, hayal
kırıklığına uğrayanlara karşı, bu sözleri hemen
tasvip edip, “haddini bildi” diye alkışlayanlar
ve Özkök Paşayı demokrasi kahramanı olarak göklere
çıkaranlar veya “az bile söyledi-”keşke TSK
efsanesini tamamıyla ortadan kaldırıp- AB
Kriterlerine uygun orduya kapıları ardına kadar
açsaydı” diyenler dengesinde. Ancak şunu adım gibi
biliyorum ki, bugün Özkök Paşa’yı göklere
çıkaranlar , dün Türk Komutanlara “makus
tarihimizin meşum aktörleri” diyenler, Ordunun
evine bomba atmaya kalkışanlar ve Türk Ordusunun
“Emret Komutanım” geleneğini ve gizemini
sorgulayanlardır. Ben ve biz ise Ordumuzdan hayati
konularda hep tavır ve işaret bekleyen ve şimdi de
hayal kırıklığına uğrayan “gafil marjinalleriz”!
’ Ama gene de bizim için en önemli olan, Ordu-
içine asla nifak girmemesi ,- - düşünce
ayrılıkları varsa bunların “EMRET KOMUTANIM” nihai
çizgisinde çözülmesidir. Biz “marjinaller”
Ordumuzu ve Komutanlarımızı işte böyle içtenlikle
severiz!.
KOMUTANIN KARARI
“Komutanlık” - en tepedeki “ Komutanlık” çok güç,
yalnız ve nankör bir görevdir.Komutan, en sonunda
kararını, “son dakikada gelebilecek parlak
fikirler” konusundaki kararını, hiç kuşkusuz “
ayaküstü” veremez- vermemelidir. ! Komutanlar,son
tahlilde, yarısına kadar dolu olan bardağa bakıp,
ne boş ne dolu demek tereddüdüne düşmek lüksüne
haiz değildirler. Karargahı, ona bu seçenekleri ve
mesela Kıbrıs konusunda “evet” veya “hayır”
demenin muhtemel sonuçlarını arz ettikten sonra,
nihai kararı tereddüt etmeden vermek Komutana
düşer . Kıbrıs konusuna gelince de, bu kararıyla
Komutanın , “tavır” göstermesi ve millete “işaret”
vermesi kaçınılmaz bir görev olur- Bu görevi
yapmamanın vebali de ağır olacaktır !
-
Geri -
|