"Ülkenin             bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı             yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Güncel
      Okuyucu Köşesi
      Duyurular
      Tarihçe
      Yazarlar
      Arşiv
      Resim Galerisi
      MP3 Bölümü
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

 

KİMİN KİM OLDUĞUNU ANLAYABİLMEK İÇİN “İBRETLİK” BİR YAZI..!

MÜDAFAA-İ HUKUK 

 

SIFIR NOKTASI

                                                           Oral Çalışlar
Cumhuriyet – 12 Mayıs 2003

 

Çetin Altan'ın en sevdiğim deyim­lerinden birisi "Türk'ün Türk'e propa­gandası"dır. Her türlü uluslararası ko­nuda, gerçeklerden uzak bir şekilde birbirimize propaganda yapmaktan çok hoşlanırız. Bize göre; bütün dün­ya Türklerin hakkını yemek için, onlara kötülük yapmak için sıraya girmiş gibidir. Belki de bu bir milli mutluluk yolu. Propa­ganda yaptıktan sonra hayatın gerçekleriyle yüz yüze geldiğimizde, gerçeğin hiç de bizim düşündüğümüz gibi olmadığını anladığımızda yaşadığımız hayal kırıklığı da başka dramların ka­pılarını aralar.

Kıbrıs konusu bu propaganda ko­nularından birisidir. Sonunda Rumlar, Avrupa Birliği'ne üye oluyorlar. Biz bu­nun mümkün olmadığına inandırılmış­tık. Denktaş'ın büyük bir politika da­hisi olduğuna Türklerin çoğu inanır. "Bakın 29 sene içinde Kıbrıs Türkle­ri, Kıbrıs Rumlarının fersah fersah ge­risinde kaldı" deseniz de çoğunluk buna inanmak istemez. "Denktaş'ın çizgisi Türkiye'yi de, Kıbrıs Türkleri­ni de 29 yıldır sıkıntılara soktu, ekonomik krizlere neden oldu, defalarca Birleşmiş Milletler Güvenlik Kuru­lu'nca Türkiye kınandı” deseniz de çoğunluk dinlemez, onlar mutluluk yaratan efsanelere inanmayı yeğler­ler. '

         “Sözde Ermeni soykırımı” konusunda da birbirimize propaganda yapmayı çok severiz. İlk olarak bu iddianın “sözde” olduğunu belirterek işe başlarız. Geçenlerde YÖK'ün üniver­sitelerde, “sözde Ermeni soykırımı” ko­nusunda rektörlere ve dekanlara ba­zı talimatlar verdiğini ve profesörlere yönelik bazı eğitim çalışmaları başlat­mayı hedeflediğini belgelere dayana­rak bu köşede yazmıştım. “Ermeni tehciri” konusunda bilim insanlarının neyi, nasıl düşüneceğini YÖK önce­den belirleyecekti ve onlar da bu be­lirleme ışığında çalışmalarını sürdü­receklerdi. Alın size Türk usulü bilim­sel çalışma(!).

Üniversite düzeyinde yapılan bu bi­limsel çalışma şimdi görüldüğü kadarıyla lise, ortaokul ve ilkokullara ka­dar indirilmiş. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik imzalı 14 Nisan 2003 ta­rihli genelgenin giriş bölümünde bu ça­lışmaların nasıl yapılacağı anlatılıyor ve “asılsız soykırım iddialarıyla müca­dele” kapsamında bakanlıkça sürdü­rülen çalışmalar çerçevesinde "Er­meni, Yunan-Pontus ve Süryani” id­dialarına ilişkin konuların ilköğretim 5 ve 7. sınıf sosyal bilgiler dersi öğre­tim programları ile ortaöğretim tarih 1 ve tarih 2 ve Türkiye Cumhuriyeti İn­kılap Tarihi ve Atatürkçülük dersleri öğretim programlarında yer almasının Talim ve Terbiye Kurulu'nun kararla­rıyla kabul edildiği belirtiliyor. Bu ka­rarların, 2002-2003 öğretim yılından itibaren uygulamaya konulduğu vurgulanarak ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında "Ermeni iddialarının ası­lsız olduğu" temasını işleyen konfe­ranslar düzenlenmesi isteniyor.

             Okullara gönderilen talimatlar bununla kalmıyor. Bu konuda konferanslara katılmış öğretmenlerden, görevli uzman akademisyenlerden yararlanması da isteniyor. Evet ne yapılacak, "sözde Ermeni soykırımı” nın sözde olduğu kabul edilecek sonra propaganda yoluyla çocuklara ve gençlere öğretilip kazınacak. AGOS gazetesi başyazısında, "Üstelik bunlar Ermeni okullarından da bekleniyor, genç Ermeni  beyinlerinden de 'asılsız Ermeni iddialarına’ karşı cümleler kurmaları isteniyor” deniliyor.

         

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Ermeni gencinden, "asılsız Ermeni id­dialarına" karşı yazı yazmasını istiyor, bununla da kalmıyor, sene sonunda bu konuda yapılmış çalışmaları denet­leyeceğini söylemeyi de ihmal etmi­yor. Ermeni okulu ne yapsın? Bunla­rı yapmazsa müfettişler gelir ve can­larına okur. O zaman denileni yapa­cak "asılsız Ermeni soykırımı"nı ço­cuklara anlatacaktır.

 

          Aslında bu propaganda Türk çocuk­ları için daha yanıltıcıdır. Sonunda Er­meni çocuğu ailesinden, yakınların­dan ve "canlı tanık/ar"dan bu ülkede yaşayan 2 milyon Ermeni'nin neden bugün 60 bine düştüğünü bir şekilde öğrenir. Okula gittiğinde de evde öğrendiklerinin tersini söylemesi gerektiğini de bilir. Türk çocuğu ne yapacak, bundan 88 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu döneminde zulmü, koca bir toplumun yerinden yurdundan edilip yer ile yeksan edilmesini “sözde bir gerçek, “bir yalan” olarak mı kabul edecek? Daha sonra dünyanın dört bir yanında ona gerçeği söyleyip anlattıklarında nasıl bir hayal kırıklığı yaşayacak?

Tarihte ne olmuşsa, olmuştur. Gerçekle kavga edilmez. Milyonlarca Yahudi'yi öldüren Hitler’e Alman diye sahip  çıkmak mı gerekiyor? 1915, Osmanlı tarihinin acı sayfalarından birisidir. Burada İttihat Terakki büyük bir insanlık suçu işlemiştir. Bu suçu ben neden üstlenip hiçbiri olmadı, “sözde” diyerek tarihi gerçeklere karşı çıkayım? Gencecik beyinleri neden gerçek olmayan yalanlarla dolanlarla kandıralım? Bu tür propaganda gençlerin beyninde acaba ne gibi  tahribatlara neden oluyor? Onların gerçekdışı efsanelerle eğitilmesiyle bu toplum ne kazanacak ki!

                                                                                               

 

  

 - Geri -

 
 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |