"Ülkenin bütünlüğü ve ulusun bağımzızlığı kaygı vericidir... Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı ile kurtarılacaktır."  | Anasayfa |
      Dergimiz
      Ulusal Forum
      Bültenlerimiz
      Etkinliklerimiz
      Okuyucu Köşemiz
      Yazarlar
      Tarihçe
      Müzik
      Resim Galerisi
      Görüş ve Öneriler
      Abonelik
      Künye
      Bağlantılar
      Vakıf
      Ulaşım

 

   GÜNDEM  

14 Kasım 2002

3 KASIM VE 10 KASIM
(ÇIKARILACAK DERSLER)

Tuncer SEVİNÇ


3 Kasım 2002 Erken Seçimleri yapıldı. AKP oyların % 34,26'sını alarak 363 milletvekili ile iktidara geldi. CHP ise, oyların % 19,4'ünü aldı ve 178 milletvekili ile muhalefet oldu. 3,5 yıldır ülkeyi yöneten DSP, MHP ve ANAP ile sözde muhalefet yapanlar (DYP ve FP) çıtayı aşamayıp Meclis dışı kaldılar.

Seçim sonuçlarıyla ilgili şunları söyleyebiliriz:

  • Sonuçlar, vatandaşın gerçek tercihleri değildir. Vatandaş, ülkeyi doğru dürüst yönetemeyen gelmiş geçmiş tüm iktidarlara tepkilidir. Eylemini, mevcutları sandıkta cezalandırmak şeklinde veya sandığa gitmeyerek ortaya koymuştur; oy kullanmayan seçmen sayısı 10.677.970 gibi küçümsenmeyecek bir rakamdır (% 21,1). Bu nedenle, sonuçlara bakarak, seçilenlere tam güven duyulduğunu, icraatlarına gözü kapalı destek verileceğini söylemek mümkün değildir.
  • AKP ve CHP'yi farklı hedef ve görüntülere sahip iki ayrı dünya olarak görmek hata olur. Bunu, seçim öncesi güdümlü görsel ve yazılı basının yayınlarından ve seçim sonrası tutumlarından kolayca anlamak mümkündür. Dış kaynaklı programlar sonucu, Türkiye, iktidar ve muhalefetiyle tam bir ittifak içinde olan bir gruba teslim edilmiştir. İkisinin de milli/ulusal politikaları yoktur.
  • Bu seçimin ilginç yönü, parti propaganda ve mitinglerinde Atatürk'ün dışlanmasıdır. Atatürk'ün partisi CHP'nin, Atatürk İlkeleri'ni simgeleyen amblemindeki altı oktan başka Atatürk'le bir bağının kalmadığı anlaşılmaktadır. AKP'nin ise, işine geldiği için söylediği "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" özdeyişinden başka Atatürk'le ilgisi yoktur. Bu nedenle, 3 Kasım seçimleri, aynı zamanda, sözde Atatürk adına Atatürk'ü toplumdan koparanlara da çok önemli bir mesajdır; söylem ve tutumlarını yeniden sorgulamaları gerekir.
  • Seçim sonuçları yerli ve yabancı basında "Siyasi İslam"ın bir zaferi olarak verildi. Bu yanlıştır ve Türk seçmenine hakarettir. Türk halkı kutsallarına düşkün ve bağlıdır; asla yobaz, yoz değildir. Dinini Atatürk'ü gibi anlamaktadır ve O'nun gibi dinine saygılıdır. Kalplerinin derinliklerinde başka hayaller yatan dar kadrolar aldıkları bu oylarla sakın kendilerinde bir güç vehmetmesinler; yanılırlar. İrtica ile mücadeleyi İslam'la mücadeleye çeviren, yaptıklarıyla halkı adeta belirli bir yöne iten aymazlar umarım, milletin kutsallarıyla boğuşmaktan vazgeçer ve bundan kendilerine dersler çıkarırlar.

AKP'in tek başına iktidar olacak oyu alması siyasi bir deprem, açıkça söylenmesede, sanki bir halk hareketiymiş gibi verildi. 50, 65, 83 seçimleriyle kıyaslandı. Sosyal ve siyasal anlamda yeni bir anlayışın, yeni bir dönemin başlangıcı, geleneksel devlet politikalarının iflası gibi gösterildi. Bunu arzulayanlar, özleyenler, halkın seçim tercihlerini saptırmak suretiyle milli direnç noktalarını kırmak isteyenler var ve açıkça ortalarda gezmekteler. Milli varlık ve çıkarlarımızın devamında milli hafızanın, köklü geleneklerin, devlette sürekliliğin işlevini gözlerden kaçırmak istiyorlar. Yanılıyorlar. Halkın tercihinde, sadece, yolsuzluk ve yoksullukla mücadele, aş ve iş ihtiyacının karşılanması yatıyor, başka bir şey değil.

Seçimin birinci partisinin başı da bunu böyle algılamış olacak ki, seçim akşamı bir darbe lideri edasıyla Türkiye ve dünyaya seslendi. Mesajları, halktan ziyade dışa, egemen güçlere yönelikti; İMF ile çalışacağını, AB'ne girişin önündeki sözde engellerin tümünü kaldırmak azminde olduklarını, ülkeyi (dıştan mamalı) sivil toplum örgütleriyle beraber yöneteceklerini söylüyordu. Muktedir olabilme gücünü halkından değil, dışardan istiyordu; ne hazin...

Birinci partinin başı yine ilk seyahatini Yunanistan'a planladığını dünya kamuoyuna duyuruyor ve Yunanistan'ın tepkisi üzerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ziyaretini iptal ediyor. Niye Yunanistan? "Acaba, bir hemşehri ziyareti mi?" diye insanın aklına geliyor. Bu, AB'nin yolunu sayın Mesut Yılmaz'dan daha net görmüş olacak! O, "Diyarbakır'dan geçer" diyordu. Bu ise daha akıllı: "Yunanistan'dan geçer" anlamında hareket ediyor.

AB, Türkiye için çıkmaz bir yoldur, bunu artık görelim, halkı da kandırmayalım. Avrupa, Türkiye'yi sadece aday bir ülke değil, tüm Avrupa'ya eşdeğer rakip bir ülke olarak görmektedir. Ayrı bir kültür olduğunun farkındadır; iki ayrı kültürün birbiriyle bütünleşmesinin olmayacağını, ancak birinin diğerini yutacağını görmektedir ve haklıdır. Avrupalı için Müslüman olmak Türk olmak demektir. Türk, onun için "Öteki" dir. Avrupalı, Türkiye'yi Topluluğa almamakla kendi kimlik savaşını vermektedir. Bu nedenle Türkiye'yi oraya götürecek hiçbir yol yoktur. Türkiye'yi güdümlü dışlamada tutarak seçenekler üretmesini engellemektedir. Gösterdiği sözde yollar, Onu Topluluğa almak için değil, varlığını silmek içindir. Diyarbakır'dan geçen yol Türkiye'yi bölünmeye götürür. Yunanistan'dan geçen yol ise, Adalar Denizi'nde (ki Atatürk Ege demiyordu, dememekte haklı bir kastı mutlaka vardır) gırtlağımızın sıkılması, Kıbrıs'la da Akdeniz'de hayati stratejik kayıplarımız demektir. Bunları aptallar dahi görmekte...

Yine de gönül şunu arzu etmektedir: Seçimlerin birinci partisi bu oy avantajını iyi değerlendirerek, milli kaynakları harekete geçirsin, Türkiye'yi borç batağından ve faiz sarmalından kurtarsın; iplik, kumaş üreten bir Türkiye'den ağır sanayi ve ileri teknoloji üreten bir Türkiye'nin altyapısını hazırlasın; kendisini ve çekirdek seçmenini milli kimlik ve bağımsızlığın teminatı, emperyalizmin düşmanı Atatürk'le barıştırsın; dinler arası diyalog saçmalıklarıyla, başka din liderlerine yaltaklanmakla, başka kültür hukuklarından medet ummakla İslam'ı yüceltmediklerini görsünler. Ve şunu bilsinler ki, "Bağımsızlığı olmayanın, dini olamaz." Bunlar en içten dileklerimdir.

Ama görünen o ki, birinci partinin lideri halen seyircilere oynamakta, yurttaşın asıl sorunlarına yönelik herhangi bir icraat belirtisi vermemektedir.

Bekleyip görelim. Ama çok dikkatli izleyerek...

- Geri -

 
 | Gündem / Haber | Tarihçe | Yazarlar | Arşiv | Resim Galerisi | MP3 Bölümü |
 | Görüş ve Öneriler
| Abonelik | Künye | Bağlantılar |Vakıf | Ulaşım |